 Başköşe İsmet Sezer <<Eski
Yeni>>
Şu göç meselesi
Bundan birkaç hafta önce "Göç tersine döner mi?" başlıklı bir yazı yazmıştım. Yazıda, Sinop Tarım İl Müdürlüğüne yaptığımız ziyaret sırasında, İl Tarım Müdürlüğü'nün meyve ve sebzecilik üzerine başlattığı bir projeden söz ederek; gelişen süreçte yüksek kar getirici bu tür faaliyetlerin, büyük şehirlerin varoşlarına olan hızlı göçü tersine çevirebileceğini söylemiştim.
Bu yazıma itiraz geldi: Eğitimci Tufan Bilgili, konu ile ilgili bir değerlendirme yaptığı yazısında, toplumların tarihsel gelişimindeki doğrulardan hareketle, bizim "Göç tersine dönebilir" şeklindeki düşüncelerimizin, gerçekleşmesi imkansız bir düşünce olacağına vurgu yapıyor.
Kuşkusuz toplumların gelişimleri hep ileriye doğrudur. Dönemsel olarak duraklamalar, hatta geri dönüşler olsa bile, sonuçta bu gelişim hep aynı doğrultuda, ileriye dönük olacaktır. Ancak burada üzerinde önemle durulması gereken sorunların başında "İleriye doğru gelişimin" ne olduğu konusu gelmektedir.
Eğer toplumlar temel üretim alanlarında, sahip oldukları üretim tekniklerini, buna bağlı olarak üretimle ilgili bilgilerini yeniliyor ve geliştiriyorlarsa, o toplumun gelişmesi zorunlu olarak ileriye doğru olacaktır.
Bütün bunlardan hareketle, örneğin ilçemizde meyve ve sebze üretiminde yeni bilgilerle donanan üreticilerin, yeni teknikler kullanarak faaliyetlerine devam etmesi, gelişmenin ve ilerlemenin de bir göstergesi olacaktır. Sen saban üretirsin, traktör üretirsin veya tarımsal alanda kullanılacak çeşitli makineler üretirsin; veya birim alandan daha çok verim elde edilebilecek tohum ıslahı yaparsın; ben de senden bunları alarak, tarımsal faaliyet alanımda kullanırım. Sen bunları bana satarsın ve bunun karşılığında benden bir ücret alırsın; bu aldığın parayı da yine benim ürettiğim ürünü satın almakta kullanırsın. İnsanların bir arada yaşama zorunluluğundan doğan bu işbölümü sayesinde hayatını devam ettirirsin. Üretim ve üretimden elde edilen gelirin paylaşılmasını ise kuracağın organizasyonlar eliyle yaparsın. Bu organizasyon yapısı modern toplumlarda karşımıza "Devlet" olarak çıkar. Yani toplumun altyapısı üretim ve üretimle ilgili faaliyetler; üstyapısı da devlet olarak formüle edilmiş olur. Toplumların gelişmişliği veya geri kalmışlığı bu organizasyon yapılarına bakılarak anlaşılır. Bu yapının nasıl gerçekleştiği, toplumun ve bireyin haklarını nasıl koruma altına aldığı ile ilgili olarak, gelişmişlik veya geri kalmışlıktan söz edebiliriz.
Bilgi çağı veya bilgi toplumu diye bir şey yoktur
Bilgi çağı kavramı bize Eski Cumhurbaşkanlarından Turgut Özal'dan miras kalmıştır. Günümüzde iletişim teknolojilerindeki baş döndürücü gelişmelere bakılarak söylenen "Bilişim Çağı" kavramına yanlış anlam yüklemesi sonucu, bizde moda olmuş bir sözdür bu "bilgi toplumu"... Kuşkusuz bundan 1000 yıl 2000 yıl önce de bilgi toplumu vardı. Üretim teknolojilerinde daha ileri teknikleri kullanmayı bilen toplumlar, diğerlerine göre daha ileri bir bilgi toplumuydu. O nedenle günümüze bilgi çağı; toplumuna da bilgi toplumu demek son derece yanlış bir tanımlama olacaktır.
Eğer böyle bir tanımlama yapacak olursak, bir anlamda gelişmenin son haddine geldiği gibi bir kavram çıkar ortaya. Bugünümüz bilgi çağıysa 2000 yıl sonraki çağ ne çağı olacak? Her türlü bilgi üretiminin bugünden çok daha ilerde olacağı o günleri de, bundan 2000 yıl önceki çağlar gibi bilgi çağı olarak tanımlamak gerekmeyecek mi? Buradan hareketle diyebiliriz ki, bilgi çağı veya bilgi toplumu diye bir şey yoktur. Çünkü bilgi üretimi her çağda olmuştur ve bundan sonra da olacaktır. Daha çok ve yeni bilgiler üretmek bu gerçeği değiştirmez.
Göç meselesine gelince, bunun birçok öznel ve nesnel nedenleri vardır. Kırsal alandan kentsel alanlara göçün en başta gelen nesnel nedeni, elde edilen üretimin, insanların ihtiyaçlarını karşılayamamasıdır. Öznel nedeni ise bazı "özenti" ve saçma bir "gurur" ve "gösteriş" duygusudur. İnsanlar göç ederken, geçimlerini daha kolay sağlayabileceklerini umduğu yerlere gitmeyi tercih eder. Asıl belirleyici neden budur. Diğerleri tali etkenlerdir. Büyük kentlerin varoşlarında zor şartlar altında hayatını sürdüren insan topluluklarının, aynı şeyi doğduğu topraklarda daha kolay yapabilme imkanı bulduklarında geri dönmeyi düşünecekleri ve bunu yapabilecekleri, hayatın gerçekleriyle uyumsuz değildir. Kaldı ki, bilgiye ulaşma ve iletişim imkanları artık mekana bağlı bir olay değildir. Herkes, her istediği yerden, istediği bilgiye kolayca ulaşabilir. Önemli olan bu bilgiyi kullanabileceği bir üretim alanının olup olmamasıdır.
O nedenle, eğer uygulamaya konulacak yeni projeler ve teknikler, eğer size tarımsal faaliyet alanında zenginlik vadediyorsa ve bunu insanlar gözleriyle görüyorsa, tersine göç pekala mümkündür. Bu toplumsal gelişim anlamında bir gerileme değildir. Aksine bir ilerlemeyi ifade eder.
İnsan ihtiyaçları en temel ihtiyaç olan "beslenme"den başlayarak çeşitli aşamalar halinde gelişir ve çoğalır. Ancak unutulmaması gereken şey şudur: Bütün teknolojik gelişmeler son tahlilde, insan ihtiyaçlarını karşılamayı kolaylaştırmak içindir. Gelişmiş olsun, gelişmemiş olsun, tüm toplumların en temel ve en stratejik üretim alanı tarımsal faaliyetlerdir. Ayrıca tarımsal faaliyetlerin yoğunluk kazandığı toplumları "tarım toplumu" olarak değerlendirmek de yanlıştır. Böyle bir toplum da moda deyimle pek ala "bilgi toplumu" olabilir.
Sonuç olarak şunu söylemek istiyoruz: Vaktiyle köyünü kentini terk edip büyük kentlere göç etmiş insanların tamamının köylerine geri dönmesi beklenemez. Dönseler bile terk ettikleri şeyleri tekrar elde edemezler. Ulaşım, sağlık ve eğitim imkanlarındaki standartlaşmaya giden gelişmeler karşısında, zenginlik imkanı sunan fırsatların göçü geriye döndürmede son derece teşvik edici bir unsur olduğunu gözden kaçırmamak gerekir.
<<Eski
Yeni>>
Tarih:03 03 2010 16:12(487)
3. Yorum: yok 04 03 2010 10:50
selam ismet abi benim senden bir istirhamım olacak bunu bu yazıya yorum olarak eklemenede gerek yok.benim istirhamım boyabat barajı hakkında bilgi istiyorum kışla köyünün mahkemeleri görülmüş ve bu konu ile ilgili hiçbirşey yazmıyorsunuz bu konuda sizden yazı bekliyorum saygılarımla
2. Yorum: Aslan 03 03 2010 20:38
Sayin yazarin “bilgi cagi, bilgi toplumu” hakkindaki dusuncelerini paylasiyorum. TÖ de dahil, bazilarinin ortaya attigi “bilgi cagi, bilgi toplumu” terimlerini ben de reddediyorum. Elbette ki her cag kendine gore bilgi icerir. ”Goc” sosyolojik bir olgudur. Yazarin da belirttigi gibi, cogu kez ekonomiktir. Tum canli turlerinde ayni sonuca varilir, yani goc edilir. Yani bir yerden diger bir cografyaya gidilir ve orada ev-bark kurulur. Bu goc kuslarinkine ve cadirlariyla yaylaya gocen insanlarin veya eskiden oldugu gibi, yazin baglara gocen Boyabatlinin gocune benzemez. Ekonomik sebeplerle gocler yillara yayilir. Gocen ebeveynlerin beyinlerinde hep “durumlarini duzelttikten sonra” geldigi yere donmek vardir, ama bir sure sonra bu imkansizlasir. Goc edilen yerde bir ev yapilmistir, cocuklar o cevreye alismistir, oralardan evlenmislerdir, oralarda kendi kusaklarina gore is bulmuslardir, vs... vs... Yani yuvarlanan tasin tekrar yokusu tirmanip yerine gelmesi imkansizdir. Ozetlemeye calisirsam, kafasinda hep dogdugu yere donmek dusuncesini tasiyan kisi sadece ebeveynlerdir. Onlar da ilk cevreye tamamen yabancilasmislardir zaten. Onlarin yapabilecekleri tek sey “fil mezarligi”na geri donme ozlemleridir. Bunu basarabilenler silada olmek icin donerler. Basaramayanlar ya tabutta donerler, ya da “yaban eller”de toprak ana ile bulusurlar. Sonuc: Cagimizda sadece “tuzu kuru” kentliler kirsala donup temiz bir doga havasi teneffus edebilmektedirler.
1. Yorum: netadam 03 03 2010 18:44
-Bu fikre karsi gelen kisi neye göre karsi geliyor bilmiyorum ama köyler oturmus sivil birimler özelligini kazandikca;benden o arkadasa slm.olsun yaylanin tepesinde sanayi tesisi kurulacak ve insanlar özellkle orada yasamak icin yön degistirecek.Akliniz kesmiyorsa gitdin Avrupayi gezin. eyvallah...
 | 
DEMOKRAT PARTİ
HAYIR
Milliyetçi Hareket Partisi
HAYIR
Başköşe Bu gömlek kime dar geliyor?
Darbe Anayasasının yarım bıraktıkları ta
YAŞ işler
Birinden biri hapı yutacak
Nafile Görüşme
Başarının cezalandırılması
Teröre karşı dik durmak
Bu bölgenin ağası
Çok amaçlı salon
Bel altından siyaset
Gökten ölüm yağdıracaklar
Amatör sporlar
Sivil(!) Anayasa
Boyabat'ta işsizliğe çare bulmak...
Termik santraller Boyabat’ı da yakacak
Şu göç meselesi
Müdahaleye müdahale
Göç tersine döner mi?
Balyoz
Anneni Türk dizisinde göreyim
Kaymaklı kadayıf
Dikkat, Mayın Var!
Yaya kaldırımı ve yaya geçitleri
Demokrasiye düşen minare gölgesi
Tümü Karikatür Aşkın Ayrancıoğlu Düşünce...
 Kenar Yazısı Ahmet Küçükbaş Acele mağduriyet aranıyor
 Anılardan Kalanlar İsa Kahraman Saru Batu Savcı Beğ
 Ertuğrul Mehmed Ertuğrul Mehmed Kardeşlik Bizim Ortak Yanımız Olmalı
 Ankara Notları Nezih Yıldırım Niçin “hayır” diyemiyorum!....
 Emekçinin Köşesi Doğan Özdemir Adalet bu mu?
 Hayat Kısa Celal Çatal Çay Pazarı
 Sportif Bakış Ahmet Ağaoğlu Kriterli deplasmanlı ligde kriterler hâla belli değil
 Kuzeyden Esintiler Sabri Apaydın Rant mı? Kent mi?
 Eğitimci Gözüyle Tufan Bilgili Dünyanın En Tuhaf Mahluku...
 Sağlık Olsun Dr.U. Bekir İnebeyli Boğulmalarda İlkyardım
 Düşünenlerin Düşüncesi 12 Eylül'de neyi oylayacağız
 Misafir Kalemler Seni andım referandum
 Serbest Kürsü Tuğlacının heykelini dikmek lazım
 Söz Sizde Park yeri sorunu
 Gazetemizden İHH ve Sefa Yalın neyi tekzip etti?
 Ters Köşe İsmail Mehmetoğlu Evet-Hayır
Arama Takvimi
| « |
Eylül 2010 | » |
| Pzt | Sal | Çrş | Prş | Cum | Cts | Pzr |
| | | 1 |
2 |
3 |
4 |
5 |
| 6 |
7 |
8 |
9 |
10 |
11 |
12 |
| 13 |
14 |
15 |
16 |
17 |
18 |
19 |
| 20 |
21 |
22 |
23 |
24 |
25 |
26 |
| 27 |
28 |
29 |
30 |
Site İçi ve Arşiv Arama
Künye Hakkı Küçükbaş
Adres: Hükümet cad. No:40 BOYABAT-Sinop
E-posta: haber@boyabatgazetesi.com
Ahmet Küçükbaş
E-Posta
moakbas@windowslive.com
Yazılarınız İçin:misafirkalemler
Haberler İçin:haberlerE-posta gönderebilirsiniz
Yankı Gazetesi
İsmet Sezer 0368 315 69 22
E-Posta ismetsezer55@hotmail.com
|