E-posta: boyabatgazetesi@boyabatgazetesi.com
Boytek Boyabat Kız Öğrenci Yurdu

Sevda Uğruna Gazilik Gitti

1985 yılında, Boyabat Ziraat Bankası memurlarından Ahmet Ağaoğlu’nun uzun zamandır dikkatini çeken bir husus vardı.

Bankaya yaşlılık maaşı ve gazilik maaşı almaya gelen yüzlerce köylü arasından-özellikle-bir kişi Ahmet Bey’i meraktan çatlatıyordu. Ahmet Bey’i meraktan çatlatan bu köylü doksan yaşlarında olmasına rağmen-çoktan değneğe düşmüş emsallerine bakarak-hâlâ baston kullanmayan, saçını-sakalını taramaya özen gösteren, şık olmak için giyimine-kuşamına dikkat eden temiz yüzlü bir ihtiyardı. Her haliyle de sağlıklı gözüküyordu. Hele hele bankaya birlikte geldiği arkadaşlarına bakarak oldukça da genç gösteriyordu. Yani; kılık- kıyafetiyle olsun, davranışlarıyla olsun köylü arkadaşlarından hemencecik ayrılıyordu. Evet. Köylüden daha çok tam bir İstanbul Beyefendisini andırıyordu Muhittin Gelincik. Aynı zamanda boylu poslu ve güçlü bir fiziki yapısı olan Muhittin Gelincik zeki birine de benziyordu. Ama… Bankaya birlikte geldiği arkadaşlarının tamamına yakını da gazilik maaşı almasına rağmen; Muhittin Gelincik sadece yaşlılık maaşı alıyordu!.. Bu durum birazcık çelişkili gibiydi!.. Bu işin içinde sanki bir iş varmış gibiydi!..1985 yılının sonbaharı mı Ahmet Ağaoğlu’na zemin hazırladı; Ahmet Ağaoğlu mu sonbaharı bilerek bekledi; yoksa, Boyabat Ziraat Bankası’nın pencerelerinden gözüken yaşlı ceviz ağaçlarının sararmış kuru yaprakları mı bardağı taşırdı bilinmez ama Ahmet Ağaoğlu da daha fazla dayanamadı:

-Ya Muhittin dede!.. Senin bütün arkadaşların gazilik maaşı alıyor!.. Yani yüksek maaş alıyorlar!.. Ama sen sadece yaşlılık maaşı alıyorsun!.. Bu arkadaşlarınla sen aynı yaşta sayılırsınız!.. Sen, Kurtuluş Savaşı’na katılmadın mıydı? Sen, neden gazi değilsin ki?! Bak, gazi olsaydın, sen de yüksek maaş alırdın!.. Yaşlılık maaşı çok düşük!.. Keşke sen de gazi olsaydın be Muhittin dede!..

Ahmet Ağaoğlu bu konuşmasını son derece şefkatli bir ses tonuyla yapsa da… Son derece iyi niyetli olsa da… Son derece yapıcı olmaya çalışsa da…Veznenin önünde yaşlılık maaşını almak için sırasını bekleyen Muhittin Gelincik bir anda-kesinlikle sıkıntıdan- ter içinde kalıverdi!.. Sağ tarafına dönerek, bankanın penceresinden bir süre dalgın dalgın bakan, yaşlı ceviz ağacının yere düşen sarı yapraklarını bir süre seyreden Muhittin Gelincik; aniden sırasını terk ederek, bankanın en ücra bir köşesindeki boş sandalyeye doğru yalpalayarak yürüdü!.. Sandalyesine oturur oturmaz cebindeki mendilini çıkararak terleyen yüzünü, gözünü silmeye çalışan Muhittin Gelincik’in bu durumu Ahmet Ağaoğlu’nu daha da meraklandırmıştı!.. Yüksek sesle konuşarak, milletin içinde konuşarak pot kırdığını, patavatsızlık yaptığını düşünen Ahmet Bey, hemen ayağa kalkarak, masasından ayrılıp Muhittin dedesinin yanına geldi. Hemen altına bir sandalye çekerek Muhittin dedesine iyice yaklaşan Ahmet Bey, bu sefer daha kısık-ama daha heyecanlı- bir ses tonuyla konuşmaya başladı:

-Muhittin dede! Kusura bakma! Seni kırdım mı? Seni rahatsız mı ettim yoksa? Sadece meraktan sormuştum be Muhittin dede! Seni üzdüysem özür dilerim! İyi görünmüyorsun su vereyim mi?

Ahmet Ağaoğlu kısık bir ses tonuyla konuşuyordu ama davudi sesli Muhittin Gelincik yaralı bir aslan gibi kükremeye başladı:

-Su mu? Su neye yarar ki Ahmet Bey? Ha! Su neye yarar ki? Yanmış bir samanlığı bir bardak su söndürebilir mi Ahmet Bey? Tutuşmuş bir meşe kütüğünü bir bardak su söndürebilir mi? Su, canlıyı diriltir be Ahmet Bey! Çölün kumuna bir bardak su döksen neye yarar ki!..

Ahmet Ağaoğlu baltayı taşa vurduğunu anlamıştı! Muhittin Gelincik’in yarasını deştiğini anlamıştı! Sönmek üzere olan bir ateşin- kuvvetli bir nefesle üflenerek- yeniden alevlenmesine neden olduğunu anlamıştı! Konuyu yumuşak bir ses tonuyla kapatmak istedi Ahmet Ağaoğlu:

-Kusura bakma Muhittin dede!.. İstersen yorma kendini!..

Fakat… Ok yaydan çıkmıştı bir kere. Kuru dereye aniden gelen bir sel gibi çağlamaya devam etti Muhittin Gelincik:

-Ah Ahmet Bey ah!.. Ben Kurtuluş Savaşı’na gitmez miyim? Ben Kurtuluş Savaşı’na katılmaz mıyım? Bu gördüklerin savaşa katılırlar da ben katılmaz mıyım? Ben onlardan hiç geri kalır mıyım? Gittim tabii ki!.. Hem de koşa koşa gittim!.. Bir sürü savaşa katıldım!.. 1. İnönü, 2. İnönü, Dumlupınar, Sakarya Savaşı!.. Hepsine katıldım!.. Kurtuluş Savaşı’ndan önceki savaşlara da katıldım!.. Balkan Savaşları’nın hepsinde de bulundum!.. En son katıldığım savaş Başkomutanlık Meydan Muhaberesiydi!.. Yani, Büyük Taarruzdu!.. Boyabat Askerlik Şubesi’nden her şeyi öğrenebilirsiniz!.. Ama Ahmet Bey!.. Ama oğlum!.. Benim gaziliğim… sevdalığa kurban gitti!.. Ben savaştım ama… gaziliğin peşinde koşmadım Ahmet Bey!.. Gaziliğin peşinde koşmadım!.. Gazilik madalyası umurumda bile değildi!.. Ben, sevdamın peşinden koştum Ahmet Bey!.. Sevdamın peşinden koştum!.. Sevdama feda ettim gaziliği Ahmet Bey!.. Sevdama feda ettim!..

Muhittin Gelincik’in ağlamaklı bir ses tonuyla, gözleri dolu dolu bir vaziyette söylemiş olduğu son sözleri Ahmet Ağaoğlu’nu derinden etkilemişti. Tabii ki Muhittin Gelincik’in o davudi sesiyle söylemiş olduğu bu sözler sadece Ahmet Ağaoğlu’nu değil; Boyabat Ziraat Bankası’nın bay-bayan bütün personelini de bankanın bütün müşterilerini de etkilemiş gibiydi. Bankanın en uzak bir köşesinde oturmalarına rağmen; Muhittin Gelincik’in davudi sesi, heyecanlı sesi; dokunaklı sözleri bir anda Boyabat Ziraat Bankasını avucunun içine alıvermişti!.. Ellerindeki işi bırakan memurlar ve ayakta dikilen müşteriler büyük bir titizlikle ve dikkatle Muhittin Gelincik’e kulak kabartırlarken; Ahmet Ağaoğlu yıldırım hızıyla ayağa kalkarak iki bardak çay getirdi. Bu iki bardak çay, dokunaklı sohbetin, müthiş bir aşk hikâyesinin zaten cılız olmayan alevlerini bir anda bankanın tavanına kadar yükseltmeye yetmişti. Muhittin Gelincik, titreyen parmaklarıyla güçlükle tuttuğu çay bardağını dudaklarına götürüp, çayından bir yudum aldıktan sonra büyük bir heyecanla devam etti:

-Ahmet Bey!.. Ahmet Bey!.. Gazilik de umurumda değildi madalya da!.. Ama… Şehit olsaydım hiç de fena olmazdı be Ahmet Bey!.. Hiç de fena olmazdı!.. Cennete gideceğim diye değil ha!.. Hiç olmasa bir an evvel göçer giderdim bu yalan dünyadan diye söylüyorum!.. Bu kadar acı çekmezdim yalan dünyada!.. Keşke bu soruları bana kimse sormadan göçüp gitseydim!.. Zaten sen de ne ilksin ne de son olacaksın!.. Biliyorum!.. Bu sorular bana ölene kadar sorulacak!.. Ya cami avlusunda!.. Ya samanlık arkasında!.. Ya köhne bir kahvede!.. Ya da aha böyle bir bankada!.. Ama ne yapalım!.. Kader işte!.. Akacak kan damarda durmuyor ki!.. Başa gelen çekiliyormuş böyle!.. Adam sorar tabii!.. Madem savaşa katıldın da hani senin madalyan nerede diye sorar işte!..

Ahmet Ağaoğlu büyük bir saygıyla araya girdi:

-Muhittin dede!.. Lütfen sakin ol!.. Ben, sırf seni sevdiğim için meraktan sormuştum!.. Yaranı deşmek istemek aklımın ucundan bile geçmemişti!.. Ama… Muhittin dede!.. Başkomutanlık Meydan Savaşı’na dahi katıldın da senin gazilik madalyan neden yok ki?!

Muhittin dede azcık kızar gibi oldu:

-Ahmet Bey! Sen beni iyi dinlemiyorsun galiba!.. Az önce dedim ya!.. Benim gaziliğim sevdaya kurban gitti dedim ya!..

-Tamam da Muhittin dede!.. Bu nasıl oldu ki?!

-İyi!.. Onu da anlatayım bari!..

-Lütfen Muhittin dede!..

Muhittin Gelincik, önce derin bir nefes aldı. Sonra pencereden dışarıya doğru bir süre daldın bir şekilde baktı. Sakin bir ses tonuyla konuşmaya başladı:

-Hani… Az önce… Vezneden gazilik maaşı alıp da aha şu köşeye çekilerek, parasını bacaklarının arasında birkaç defa daha saydıktan sonra özenle koynuna yerleştirerek, bankadan koşar adım çıkan sakallı bir vatandaş vardı ya…

-Şevki dayı mı?

-Ha! Şevki dayın!..

-Eee?!

-İşte o Şevki Çalık benim köylüm… Aynı yaştayız… Askere de beraber gitmiştik…Büyük Meydan Savaşı’nda da beraberdik!..

-Hah! Tamam işte! O gazi olmuş ya!

-Dur!.. Çatlama Ahmet Bey! Anlatacağım. Dediğim gibi bu Şevki Çalık benim köylüm. Aslında salağın tekidir. Beceriksizin biridir. Ama kader işte... Çok ballıymış! Çok şanslıymış!

Ahmet Ağaoğlu’nda da sabır yoktu ki!

-Gaziliği şansıyla mı kaptı diyorsun yani Muhittin dede?

Muhittin Gelincik yine sinirlenir gibi oldu:

-Yahu bırak şu gaziliği be Ahmet Bey! Gazi olmakla şanslı mı olunurmuş? Gazilik ne ki! Tabii benim için!.. Ama haklısın!.. Başkaları için çok işe yaradı bu gazilik çok!.. Gazilik bütün kapıları ardına kadar açtı Ahmet Bey!..

-Ya Muhittin dede!.. Tamam da sen neden gazi olamadın ki? Şevki Çalık gazi sayılmış da sen neden gazi sayılmadın ki?

Muhittin Gelincik bu sefer burnundan soluyarak konuşmaya başladı:

-Ahmet Bey! Sen beni iyice yoracaksın galiba!.. Neyse!.. Başa gelen çekilirmiş!.. Ahmet Bey!.. Ben köyde Emine isimli bir kızı seviyordum!.. Bu Şevki Çalık hıyarının da Emine’de gözü vardı!.. Ama kız bana gönüllüydü!.. O meymenetsizin suratına bakmıyordu bile!.. Yani, Şevki Çalık dallaması, Emine’nin gölgesine bile yaklaşamıyordu!.. Savaşlar başlayınca biz Şevki Çalık ile birlikte askere gittik. Büyük Taarruz biter bitmez bir grup asker terhis olduk! Terhis olan askerler arasında biz de vardık! Ahmet Bey! Ben terhis haberini alır almaz kışlamda bir saniye bile beklemedim!.. Şevki’ye de haber vermeden birliğimden çoraplarımı dahi almadan ayrıldım!.. Ne komutanlarımla vedalaştım ne de silah arkadaşlarımla!.. Aklım fikrim köydeydi!.. Emine’deydi!.. Yalan yok Ahmet Bey!.. Emine aklımdan hiç çıkmıyordu!.. O zamanlar doğru dürüst araba falan yok ya!.. Olsa da benim cebimde para yok!.. Ne bir at aradım ne de bir eşek!.. Yayan olarak düştüm yollara!..

Ahmet Ağaoğlu yine dayanamadı:

-Ta İzmir’den Boyabat’a kadar yürüyerek mi gelmeye çalıştın?

-Tabii ki!

-Yürüyerek!

-Eveeet!

-Niye bu kadar acele ettin ki Muhittin dede?

-Yahu Ahmet Bey!.. Emine köyde ya!.. Emine’yi alacağım ya!.. Şevki Çalıktan önce köye varıp da Emine’yi ailesinden isteyeceğim ya!..

-Peki Şevki dayı!.. O ne yaptı?

Muhittin Gelincik bu soruya bozuldu ama belli etmemeye çalışarak konuşmasına devam etti:

-Şevki Çalık’ın benim yola çıktığımdan haberi falan yoktu!.. O hıyar birkaç gün daha kışlada kalmış!.. Hani az önce ballı dedim ya! Şanslı dedim ya! Ah Ahmet Bey ah!.. Bu Şevki Çalık birkaç gün daha kışlada kalarak turnayı gözünden vurmuş!..

-Nasıl yani?!

-Ahmet Bey! Ben, kışladan ayrıldıktan bir gün sonra komutanlar gazilik listesi hazırlamışlar! Yani, kışlada kalanlar bu gazilik listesine isimlerini yazdırmışlar!.. Bir iki gün içinde de gazilik madalyalarını boyunlarına takmışlar!..

Ahmet Ağaoğlu iyice heyecanlandı:

-Tüh be!.. Sen kışladan erken ayrıldığın için tabii ki gazilik listesine adın yazılmadı!.. Gaziliği kaçırdın yani!..

-Aynen öyle oldu Ahmet Bey aynen öyle oldu!..

Bir süre konuşmasına ara vererek susmayı tercih eden Muhittin Gelincik, biraz soluklandıktan sonra cebinden mendilini çıkararak yüzündeki terini iyice kuruladı. Yarası tekrar deşilmiş olan Muhittin Gelincik, mendilini cebine koymayıp, elinde tutarak, derin bir nefes aldıktan sonra, acıklı bir ses tonuyla tekrar konuşmaya başladı:

-Ama önemli değildi be Ahmet Bey hiç önemli değildi!.. Gazilik ne ki!.. Ben asıl Emine’yi kaçırdım Ahmet Bey Emine’yi kaçırdım!.. Emine elimden bir kuş gibi uçtu gitti!.. Gazilik ne ki!..

Ahmet Ağaoğlu’nun kafası iyice karışmıştı!..

-Sonra Muhittin dede!.. Şevki dayı ne yaptı? Sonra neler oldu?

-Ah Ahmet Bey ah!.. Ben tam yedi gün yedi gece hiç doğru dürüst mola bile vermeden yürüyerek köyüme vardım ama… Savaştan çıkmıştan beter olmuştum!.. Her bir yanım yara bere içindeydi!.. Ayak tabanlarım yarılmıştı!.. Çarıklarım lime lime olmuştu!.. Bir de köye varır varmaz hasta olmayayım mı? Evet!.. Emine köyde!.. Emine yolumu gözlüyor ama… Hele birazcık dinleneyim dedim!.. Az da olsa kendime geleyim dedim!.. Emine kaçmıyor ya dedim!.. Nasıl olsa bu Şevki salağı bir ay içinde köye gelemez diye düşündüm!.. Yani!.. İşi birazcık ağırdan aldım galiba Ahmet Bey!..

-Sonra Muhittin dede?!

-Sonrası!.. Sonrası!.. Ben böyle işi ağırdan alırken!.. Daha Emine’me dünür dahi gönderememişken!.. İki hafta sonra… Ben hasta yatağımda yatıyorken… Bu Şevki dallaması köye gelmesin mi? Boynundaki gazilik madalyası güneş gibi parlıyor!.. Şevki Çalık kasıla kasıla burnu havada köyün içinde dolaşıyor!.. Ben de madalyayı bırak, boncuk bile yok!..

Muhittin Gelincik sözünü bitirdikten sonra yine sustu!.. Bir bardak daha su istedi!.. Artık konuşmak istemiyor gibiydi!.. Ama başta Ahmet Bey olmak üzere bankadaki herkesin gözü de kendisinin üzerindeydi!.. Biraz düşündükten sonra mecburen yine dertli bir ses tonuyla anlatmaya devam etti Muhittin Gelincik:

-Şevki Çalık’ın köye girişi muhteşem olmuştu Ahmet Bey!.. Köyün dört mahallesinde de yer yerinden oynadı!.. Ortalık ayağa kalktı!.. Benim köye girişim öyle olmamıştı!.. Hani ben de madalya falan yoktu ya!.. Neredeyse savaşa katıldığıma bile inanmayanlar olmuş!.. Ulan neredeyse adım asker kaçağına çıkacaktı be!.. Sözün kısası Ahmet Bey!.. Ben daha dünürlük gönderemeden… Şevki Çalık ilk dünürlükte Emine’yi aldı!.. Ya!.. Aynen böyle oldu!.. Emine’yi madalyalı diye Şevki Çalık’a verdiler Ahmet Bey!.. Daha doğrusu; madalyalı diye değil; dolgun gazilik maaşı var diye Emine’yi Şevki Çalık’a verdiler Ahmet Bey!.. Evet!.. Adım gibi biliyorum ki Emine’yi bu salağa gazilik maaşı var diye verdiler!..

Ahmet Ağaoğlu’nun kafası yine karışmıştı!

-Ya Muhittin dede!.. Benim aklımın almadığı bir şey daha var!.. Sen köye bir haftada gece gündüz yürüyerek geldin de!.. Her tarafın yara bere içinde geldin de!.. Bir hafta da hasta yattın da!.. Şevki dayı köye nasıl gelmiş? Nasıl sağ salim gelmiş? O yorulmamış mı? Hasta falan olmamış mı?

Muhittin Gelincik bu soruya isteksiz bir şekilde cevap verdi:

-Ahmet Bey!.. Ballı dedim ya!.. Şanslı dedim ya!.. Bu şevki dallaması İzmir’den Ankara’ya kadar zengin bir tüccarın otomobiliyle gelmiş!.. Arabayı nasıl bulmuş!.. Zengin adam bunu arabasına nasıl almış... bilmiyorum!.. Hani ballı dedik ya!.. Hani Allah, Emine’yi Şevki Çalık’a yazmış ya!.. Bu Şevki angudu Ankara’dan da Tosya’ya kadar bir araba bulmuş mu? Ne kaldı geriye? Yani bu hıyar, sadece Tosya’dan Başekin köyüne kadar yürümüş!.. Yüz kilometre bile değil!..

-Peki Muhittin dede!.. Şevki dayının otomobillere binecek kadar parası var mıymış? Senin paran yoktu da onun parası nasıl vardı ki?!

-Ha! Ahmet Bey!.. Yahu hiç sorma!.. Hani… Kışlada gazilik madalyalarının dağıtıldığı gün var ya… O gün bunlara biraz da harçlık dağıtmışlar!..

Artık Ahmet Ağaoğlu da sinirlenmeye başlamıştı:

-Yahu Muhittin dede! İnsan bir gün daha beklemez mi? Bekleseydin de sen de gazilik listesine ismini yazdırsaydın ya!.. Sen de gazilik madalyanı boynuna takıp da köye öyle gelseydin ya!.. Sen de dağıtılan o harçlıklardan payına düşeni cebine koysaydın ya!.. Niye bu kadar acele ettin ki?! Madalyan da olurdu!.. Gazilik maaşı da alırdın!..

Muhittin Gelincik çok yorulmuştu ama derdi deşilmişti bir kere!.. Dertli, kederli, heyecanlı ve acıklı konuşmasına devam etti:

-Ahmet Bey ah Ahmet Bey!.. Sabahtan beri ne konuşuyorum? Ben gazilik madalyasını hiç düşünmedim ki!.. Ben gazilik maaşını hiç önemsemedim ki!.. Cebimde metelik var mı yok mu bilmiyorum bile!.. Harçlık umurumda bile değildi!.. Lan oğlum ben savaşırken bile hep Emine’yi düşündüm be hep Emine’yi düşündüm!.. Benim aklım fikrim Emine’deydi!.. Benim amacım bir an evvel köye giderek Emine’yi Şevki Çalık’tan önce kapmaktı!.. Ama olmadı işte!.. Benim gazilik listesi de gazilik madalyası da umurumda bile değildi!.. Dedim ya… Benim aklım fikrim hep Emine’deydi!.. Yani Ahmet Bey!.. İşte böyle!.. Olan oldu!.. Dediğim gibi; gazilik de gazilik maaşı da benim için hiçbir zaman önceliğim olmamıştır. Madalyam olsa ne olmasa ne be Ahmet Bey!.. Ben Emine’yi kaptırdıktan sonra madalyam olsa ne olur olmasa ne olur!.. Emine benim olmadıktan sonra; ben, gazilik maaşı alsam ne olur almasam ne olur!.. Millet ne düşünürse düşünsün!.. Benim bir sürü savaşa katıldığımı Allah biliyor ya!.. O yeter bana!.. Ahmet Bey!.. Ben, gazilik maaşı alamadığıma zerre kadar üzülmüyorum!.. Çok maaş alsam ne olacak Emine benim olmadıktan sonra!.. Ben, asıl Emine’yi kaçırdığıma; Emine’yi kaptırdığıma yanıyorum Ahmet Bey!.. Ben bu yaşlılık maaşını da devlet herkese veriyor diye alıyorum!.. Yoksa bu para da benim için hiç önemli değil!.. Benim parayla pulla işim olmaz!.. Benim parada pulda gözüm yok!.. Ben Emine’yi alamadıktan sonra param olmuş ne olmamış ne!.. Velhasıl…Ben Emine’yi alamadığıma yanıyorum Ahmet Bey!.. Ben!.. Gazilik madalyamı da gazilik maaşımı da sevdama kurban ettim Ahmet Bey!..

Muhittin Gelincik son sözlerini tamamlarken Boyabat Ziraat Bankası’nda çıt bile çıkmıyordu!.. Özellikle, acıklı bir Türk filmi izlemişler gibi nemli gözlerle Muhittin dedelerine bakan bayan memurların hali gerçekten de perişandı!.. Ahmet Ağaoğlu sandalyesine yapışmış kalmıştı sanki!.. Bankada çalışan hademelerden birinin Muhittin dedesine bir bardak daha su getirdiğini fark etmedi bile Ahmet Ağaoğlu!..

Tarih:15 03 2016 19:52(2512) Facebook'ta Paylaş

Boytek Boyabat Kız Öğrenci Yurdu
3. Yorum: mehmet büyükkayikci alman ... 23 03 2016 00:03
degerli hasan abi kalemine yüregine saglik guzel bir konuyu ele almissin gecenin bu saatinde bikmadan sonuna kadar okudum guzel bir askmis demekki ask insanin gozunu kulagini herseyini bagliyor

2. Yorum: hüseyin orhanoğlu 21 03 2016 10:12
eline diline sağlık hocam sabah sabah güldüm birazda düşündürücü teşekkür ederim

1. Yorum: sokak kedisi 19 03 2016 12:42
hikayenin başlığı "aç gözlülüğün hazin sonu" olmalı...sen vatan için savaştasın vatan kurtulmuş aklım fikrim emine de diye övünç madalyanı bile almadan köyüne koş...sonra da tut sevdiği kızı alan adama kız...hayri dayı olması gerektiği gibi davranmış önce vatan demiş madalyasını gururla takmış boynuna devletinin imkanlarıyla dönmüş köyüne istemiş sevdiği kızı almış...bizim bahtsız dede ise akılsızlığının kurbanı olmuş...dedeye üzüldüm ama çok da acıklı bir sevda hikayesi gibi gelmedi bana...söz konusu vatansa gerisi tefaruattır çünkü.


Yorumcuların dikkatine! Yasal Uyarı!

  1. Yorumlarınızı anlaşılır bir dille ve dilbilgisi kurallarına uygun olarak özenle yazınız. BÜYÜK HARF kullanmayınız. Tekrar okuyarak yanlışlarınızı düzeltiniz.
  2. Anlaşılmaz kısaltmalar yapmayınız.
  3. Lütfen yorumlarınızda terbiye dışı sözler kullanmayınız.
  4. Yazılan yorumların sorumluluğu yazarına aittir. Sonradan pişman olunacak hukuki sorunlarla karşılaşmamak için kişi veya kurumlara yöneltilmiş olan eleştirileriniz hakarete varmasın.
  5. Yorumlar denetlendikten sonra yayına verilecektir.
  6. Yazılarımızda yanlış ya da kusurlu bir konu bulunursa bunu lütfen bize bildiriniz.

Yukarıdaki Sözleşmeyi/Uyarıları kabul ediyorum.
'Evet' Yazın:
İsim:
E-mail: (isteğe bağlı)

| Beni Unut

Kiralık Daire


Oligarşi, Demokrasi, Hukuk Devleti


Ayşe Hanım Neden Önemlidir?


Dün-Bugün-Yarın..!


Türk, Türkler ve Türklük Üzerine


21 Ekim Dünya Gazeteciler Günü Kutlu Olsun!


“Türkçülük bölücülüktür”diyen AKP lideri suç sende değil


Panayıra Götürmedi


Ne mutlu Türküm diyene...


Hüseyin Cömert Farkı


Tuğla Sektörüne Dokunmayın, Çekin Elinizi!


Sabırlı görevliyi tebrik ediyorum


Demokratik, Laik ve Bilimsel Eğitim


Asılsız Haberleri Tespit Etmek İçin İpuçları


2017 Anayasa Değişikliği Halk Oylaması Sonuçları (16 Nisan 2017)


29 Eylül Dünya Kalp Günü


Kış Lastiği Takma Artık Otomobiller İçin de Zorunlu


Teşrik tekbiri başladı


Pirinçle meşhur olduk! Sıra domateste...


Boyabat'tan Kış Manzaraları


Boyabat Çemberinin Köyden Kente Göçü


Boyabat'ı Hiç Böyle Gördünüz mü?


Geçim öncelikli eylem planı


Ortaya Karışık


Bellaforonte'nin Kenti TLOS


Sallım Çorba


Anlayamadıklarım


KÜNYE




Yazı ve Haberleriniz İçin:
boyabatgazetesi@boyabatgazetesi.com
haber@boyabatgazetesi.com
adreslerine E-posta gönderebilirsiniz




Ekim ayı ziyaretci sayısı:778129
DtGaNi


* ANASAYFA *