E-posta: boyabatgazetesi@boyabatgazetesi.com
Boytek Boyabat Kız Öğrenci Yurdu

Gerçek Kabadayı

1981-1982 Eğitim-Öğretim Yılı’nda Gaziantep-İslahiye-Hasanlök Köyü İlkokulu’nda sınıf öğretmeni olarak çalışan Mustafa Ahlı’yı mayıs ayının ilk haftasında; okulların yaz tatiline girmesine az bir süre kala güzel bir sürpriz bekliyordu.

İlçede yapılan sene sonu mesleki toplantısının bitiminde üç beş öğretmen arkadaşıyla öğle yemeği yemek üzere bir lokantaya giden Mustafa Ahlı, kendilerinden kısa bir süre önce lokantaya gelmiş olan birkaç öğretmen arkadaşıyla iki-üç masayı birleştirirler. Lokanta, İslahiye’nin en önemli lokantalarından biriydi ve her zaman olduğu gibi yine çok kalabalıktı. Mustafa öğretmen ve arkadaşlarının hemen yanı başlarında da on-on beş civarındaki müşteri grubu-öğretmenlerimiz gibi- masaları birleştirerek büyük bir grup oluşturmuşlar ve neşeli bir ortamda yemeklerini yerlerken bir yandan da içkilerini içiyorlardı. Lokanta aynı zamanda içkili bir lokantaydı.

Mustafa öğretmenimizin masasında da neşe ve coşku vardı, on kişilik grubun masalarında da… Har iki grubun sohbeti de son derece hararetli ve coşkuluydu. Ama vakit ilerledikçe, on kişilik grubun olduğu masalardaki coşku ve neşe-içkinin de etkisiyle olsa gerek-daha bir artıyor gibiydi. Öğretmenlerimizin olduğu masada, sözü bir ara Mustafa öğretmen aldı. Sözlerini uzatan; hatta, biraz daha yüksek sesle konuşmaya başlayan Mustafa öğretmeni, masadaki meslektaşları saygı ve sevgi ile dinlerlerken; sanki, yan masadaki on kişilik grup da susmuş kendisini dinliyor gibiydi. Yan masada, Mustafa öğretmenimizi dinleyenlerin arasında biri vardı ki… En çok da o ilgileniyor gibiydi öğretmenimizin konuşmasıyla. Masadaki diğer arkadaşları da bir an önce Mustafa öğretmenim konuşmasını bitirmesini ve kendi arkadaşlarının da vereceği tepkiyi büyük bir merakla bekliyor gibiydiler. Mustafa öğretmeni, can kulağıyla, çıt çıkarmadan dinleyen kişi; uzun boylu, pala bıyıklı, esmer ve oldukça iri yarı; kırklı yaşlarında bir kişiydi. Mustafa öğretmen lafı uzattıkça daha fazla dayanamayan bu vatandaş, büyük bir heyecanla öğretmenimizin sözünü kesmek zorunda kaldı:

-Gurban bi dakka!..Galiba öğretmensin!.. Doğru mu?

-Evet abi öğretmenim!

-Şey!.. Gusura bakma Hocam!.. Lafını kesdim de!..

-Estağfurullah abi önemli değil!.. Bir şey mi diyecektiniz?

-Şey Hocam!.. Senin bu gonuşma şeklin bağa birini hatırlattı da!.. Beni ta yirmi sene geriye getüdü be!.. Allah’ıma kitabıma!..

-Hayırdır abi?

-Hocam!.. Sen önce nerelisen? Bi de hele!..

-Sinoplu’yum abi.

Pala bıyıklı vatandaşın heyecanı daha da arttı:

-Sinop mu? Şey!.. Boyabat… falan… olmasın?

-Evet abi Boyabatlıyım.

Pala bıyıklı adam, arkadaşlarına dönerek büyük bir sevinç gösterisinde bulundu:

-Bildim be!.. Ulan dinime imanıma bildim be!.. Kur’an’ıma bildim be!.. Anladım!.. Gonuşmasından anladım!.. Dinime gonuşmasından anladım!.. Aynı o gibi gonuşuyo aynı o gibi!..

İri yarı adam tekrar Mustafa öğretmene döndü:

-Hocam!.. Ben İslahiyeliyim!.. Adım Mehmet Çağlar!.. Ama bana “Parkesiz Karslı” derler bu yörede!.. Hocam!.. Sen Boyabatlısın madem!.. Sana birini sorsam tanır mısın acaba?

-Sor bakalım abi, belki tanırım!

Parkesiz Karslı’nın heyecanı doruğa çıkmıştı:

-Hocam!.. Kazım Can Soyüren diye birini tanıyor musun?

Mustafa öğretmen bir saniye bile düşünmedi:

-Evet tanıyorum!

Parkesiz Karslı’nın o esmer yüzünde güller açmıştı:

-Tanıyorsun ha!.. Tanıyorsun!.. Hay ben senin Allah’ına gurban olayım Hocam be! Hocam!.. Kazım Can Soyüren benim asker arkadaşım!.. Kitabını seversen unutma!.. Çok selamımı söyle!.. Mehmet Çağlar demene gerek yok!.. Parkesiz Karslı’nın selamı var de o anlar!.. Gözünü seveyim Hocam…unutma!..

Parkesiz Karslı bu sözleri Mustafa öğretmene söyledikten sonra, hemen alelacele masadaki arkadaşlarına dönerek, daha da coşkulu bir şekilde; yani, daha da yüksek bir ses tonuyla; hatta, bütün lokantada yemek yiyenlerin, içki içenlerin duyacağı şekilde konuşmasına devam etti:

-Arkadaşlar!.. Böyle delikanlı bir adam Amik Ovasında yok!.. Allah’ına kadar kabadayı!.. Korkusuz!.. Cesaretli!.. Allah’ına kadar dürüst!.. Yardım sever!.. Cömert mi cömert!.. Beş kuruşunu tek başına yemez!.. Ulan Allah’ıma kitabıma Köroğlu gibi bir adam be!.. Ha!.. Lan gurban!.. Lan aynı zamanda bir kibar, bir efendi…aklınız durur!.. Hele bir de yakışıklı!.. Ulan dinime Allah’ıma Cüneyt Arkın’dan bile yakışıklıydı be!.. Yahu bir görmeniz lazımdı!.. Bir tanımanız lazımdı!.. Benim asker arkadaşım... Şu gördüğünüz yüreği yanık, bağrı açık Parkesiz Karslı’nın asker arkadaşı... Kazım Can Soyüren… tam bir İstanbul beyefendisiydi!.. Allah’ıma kitabıma!..

Koskoca lokanta susmuş; bağırarak konuşan Parkesiz Karslı’yı dinliyordu!.. Çatal-bıçak sesi bile duyulmuyordu lokantada!.. Bu manzara, Boyabatlı Mustafa öğretmeni öyle çok etkilemişti ki… İçi içine sığmıyordu Mustafa öğretmenin!.. Parkesiz Karslı’nın, Boyabatlı Kazım Can Soyüren ile ilgili övgü dolu sözleri Mustafa öğretmeni o kadar mutlu etmişti ki neredeyse ayağa kalkarak sevinçten göbek atacaktı öğretmenimiz!..

Tamam. Mustafa öğretmen gerçekten de Kazım Can Soyüren’i tanıyordu ama… şahsen tanıyordu!.. Öyle bir samimilikleri yoktu!.. Hatta selamları bile yoktu!.. Bir kere; Kazım Can Soyüren ile Mustafa öğretmen arasında on, on beş yaş fark vardı!.. Yani akran da değildiler. Mustafa öğretmen, Kazım Can Soyüren’i en çok futbolcu olarak tanıyordu. Mustafa öğretmen on, on iki yaşlarında, futbola meraklı bir çocuk iken; Kazım Can Soyüren, Boyabat Çeltik Spor Kulübü’nde futbol oynuyordu. Mustafa öğretmen Kazım Can Soyüren’i futbolcu olarak tanıyordu. Evet. Kazım Can Soyüren iyi futbolcuydu, forvet oynuyordu, golcüydü… falan filan… Kısacası, aralarındaki yaş farkından dolayı arkadaş olmaları da mümkün olmadığı için, Kazım Can Soyüren’i bu kadar tanıyordu Mustafa öğretmen.

Fakat… Memleketinden binlerce kilometre uzakta… Yabancı bir kişinin… Parkesiz Karslı’nın, hemşerisi Kazım Can Soyüren ile ilgili söylemiş olduğu övgü dolu sözler Mustafa öğretmeni çok gururlandırmıştı!.. Sadece kendi masasında bulunan öğretmen arkadaşlarını bırak, lokantadaki bütün müşterilerin de bu övgü dolu sözleri duymaları Mustafa öğretmenin çılgınca sevinmesine neden olmuştu.

Tabii ki birkaç hafta sonra yaz tatiline gider gitmez Mustafa öğretmenin de ilk işi Kazım Can Soyüren’i bulmak olmuştu. Büyük bir memnuniyetle Parkesiz Karslı’nın selam ve sevgilerini ileten Mustafa öğretmen bu vesileyle de daha önceden şahsen tanımış olduğu Kazım Can Soyüren abisiyle de tanışmıştı.

Mustafa öğretmenin Kazım Can Soyüren ile ilgili tesadüfen toplamış olduğu bilgiler, veriler bu kadar mıydı? Bir tek İslahiyeli Parkesiz Karslı’dan duymuş olduğu sözlerle mi değerlendiriyordu Kazım Can Soyüren’i Mustafa öğretmen?

Tabii ki hayır!..

Boyabatlı olup da yurdun değişik bölgelerinde görev yapan öğretmen arkadaşları da Mustafa öğretmene yoğun bir şekilde bilgi taşıyorlardı!..

-Ya Mustafa Hoca!.. Ben Boyabat’ın içini pek bilmem de!.. Yahu Boyabat’ta Kazım Can Soyüren diye biri varmış!.. Nakliyecilik mi yapıyormuş ne!.. Sen, böyle birini tanıyor musun?

Mustafa öğretmen, Kazım Can Soyuren abisini tanımaz mı?

-Evet tanıyorum!.. Ne olmuş?

-Mustafa Hoca!.. Benim çalıştığım köyden bir vatandaş Rize merkezde oturuyor. Lokanta çalıştırıyor galiba. Boylu boslu kabadayı birisi… Bir hayli de zengin. Mercedes bir arabayla iki ay önce köye gelmişti. Boyabatlı olduğumu öğrenince bana Kazım Can Soyüren’i sordu. Tanımıyorum, deyince biraz bozulur gibi oldu. Ulan sen böyle bir adamı nasıl tanımazsın, der gibi bana ters ters baktı!.. Ya Mustafa Hoca!.. Bu Rizeli kabadayı adam, köy meydanında Kazım Can Soyüren’i bir anlattı şaştım kaldım!.. Aha şöyle soyluydu, aha böyle boyluydu; mertti, dürüsttü, kabadayı idi… Ne efendiliğini bıraktı ne de kibarlığını!.. Yahu kardeşim… adam bütün köylülerin içinde böyle anlatınca çok gururlandım doğrusu!.. Böyle bir adamın hemşerisi olduğum için göğsüm kabardı!.. Ha!.. Birde ne oldu biliyor musun? Bu kabadayı adam bana da büyük saygı gösterdi!.. Köy meydanındaki bütün köylülerin duyacağı şekilde; “Bak Hocam… Ne zaman başın dara düşerse kapımı çalabilirsin!.. Kazım Can Soyüren kardeşimin hemşerisi, benim de hemşerim sayılır!..” demesin mi? Akşama kadar havamdan geçilmedi be!..

Mersin’de çalışan Boyabatlı öğretmen de gururlu ve mutluydu:

-Mustafa Hoca, hani bizim çocukluğumuzda Boyabat Çeltik Spor Kulübü’nde top oynayan uzun boylu bir santrafor vardı ya!..

-Evet.

-Kazım mıydı onun adı?

-Kazım Can Soyüren!

-Hah tamam o işte!

-Ne olmuş ki?!

-Bu yıl Mersin’de onun bir arkadaşıyla tanıştım!

-Eee?!

-Ya kardeşim. Mersin’den Antalya’ya gidiyordum. Araba tıklım tıklım dolu!.. İğne atsan yere düşmüyor. Yanımdaki koltuk arkadaşımla tanışıp da adam benim Boyabatlı olduğumu öğrenince büyük bir heyecanla Kazım Can Soyüren’i sordu. Evet, tanıyorum dedim. Tanıyorum deyince adam bir sevindi ki neredeyse boynuma sarılacak!.. Başladı Kazım Can Soyüren’i anlatmaya!.. Yahu adam tam bir Kazım Can Soyüren hayranı!.. Sanki Atatürk’ü anlatıyor!.. Kazım Can Soyüren’i öve öve bitiremedi!.. Heyecandan neredeyse bağırarak konuşuyor!.. Sesi de tomruk gibi maşallah!.. Otobüsteki bütün yolcular kendisini net bir şekilde dinliyorlar!.. Adam asker arkadaşı Kazım Can Soyüren’a bir sürü methiyeler düzerken; otobüsteki bütün yolcular da dönüp dönüp bana bakıyorlar!.. Yahu kardeşim nasıl gururlandım, nasıl sevindim bilemezsin!.. Zevkten dört köşe oldum!.. Vay be, şu bizim Boyabat’tan da ne delikanlı adamlar çıkıyormuş diye memleketimle övündüm!.. Mustafa Hoca!.. Adam, gurbet ellerde kendi memleketinin insanlarıyla ilgili güzel şeyler duyunca çok gururlanıyormuş, onurlanıyormuş be!..

Kazım Can Soyüren ile ilgili böyle onlarca örnek daha verebiliriz.

Evet. Gerçekten de Boyabatlı olan ve kasabanın en tanınmış ailelerinden birinin çocuğu olan Kazım Can Soyüren; sadece asker arkadaşlarının arasında değil; her yerde hep olumlu intibalar bırakmış birisi!.. Dediğimiz gibi; aile zengin, aile kültürlü; yani, aristokrat bir ailenin çocuğu Kazım Can Soyüren. Kazım Can Soyüren’e aileden hem maddi hem de manevi olarak yüklü bir miras kalmış. Fakat, ne yazık ki Kazım Can Soyüren, aileden kalan maddi olanakları iyi değerlendiremiyor!.. Ticarette başarılı olamayan, gün geçtikçe hep kan kaybeden Kazım Can Soyüren; maddi olarak büyük kayıplar yaşasa da manevi olarak-yıldırım hızıyla geçen acımasız yıllara inat-dimdik ayakta kalmayı başarabiliyor!.. Ticarette tepe takla aşağı doğru düşerken; terbiyesine, ahlakına, dürüstlüğüne zerre kadar leke sürdürmüyor Kazım Can Soyüren!.. Bir sürü işe girip çıkan; ama, dediğimiz gibi maddi olarak devamlı kaybeden Kazım Can Soyüren işini her seferinde biraz daha küçültür!.. Kazım Can Soyüren’in işi her seferinde biraz daha küçülür, ekonomik olarak biraz daha zayıflar; ama, manevi yönden hep güçlü olan Kazım Can Soyüren; helal kazanç peşinde koşmaktan, namuslu bir şekilde ticaret yapmaktan da asla vaz geçmez!.. Ticarette hep kaybederken; oyunu kurallarına göre oynamayı da kesinlikle düşünmeyen; birazcık hileli yollara başvurarak kazanmayı aklının ucundan dahi geçirmeyen Kazım Can Soyüren bu konularda da karakterinden ve kişiliğinden en ufak bir taviz vermemiştir!.. 2010 yılında… Yetmiş yaşlarına yaklaştığı bir dönemde… Boyabat’ın mütevazı bir köşesinde… “Can Büfe” adlı mekânını çalıştırırken… Mustafa öğretmen ve birkaç arkadaşı kendisini ziyaret ederler. Mustafa öğretmen, uzun yıllardır merak ettiği bir konuyu kendisine sormadan edemez:

-Kazım abi!.. Asker arkadaşların seni öve öve bitiremiyorlar!.. Abi sen nasıl bir askerlik yaptın da arkadaşlarının üzerinde böyle muhteşem bir intiba bıraktın? Savaş desem savaş yok!.. Abi komutan falan mı dövdün? Koğuştaki arkadaşlarına sıra dayağı mı çektin? Her attığını on ikiden mi vurdun be abi? Kazım abi!.. Ben, senin Boyabat’ta kavga ettiğini hiç görmedim!.. Duymadım da!.. Seni hep büyüklerini sayan, küçüklerini seven bir kişilik olarak bildim!.. Abi hakikaten de şu askerlik anılarını birazcık anlatır mısın? Ne yaptın da asker arkadaşlarının gözünde kahraman oldun? Ne yaptın da asker arkadaşların seni bu kadar övüyorlar? Hadi be abi!..

Kazım Can Soyüren, Mustafa öğretmenin de diğer öğretmen arkadaşlarının da büyük bir sabırsızlıkla konuşmaya başlamasını beklediklerini görünce, şöyle bir gülümseyerek bir şeyler mırıldanmadan edemedi:

-Mustafa Bey!.. Kardeşim!.. Ben askerde ne bir arkadaşımı dövdüm ne de bir komutanıma karşı geldim!.. Vukuatım bile hiç yok!.. Benim asker arkadaşlarımın arasında büyük bir saygıya ve sevgiye mazhar oluşumun bir nedeni varsa… o da şu olabilir: Ben çavuştum!.. Alayın benzin istasyonundan ben sorumluydum!.. Göreve başladığımdan bir ay sonra Binbaşı Besim Yılmaz yanıma geldi. “Oğlum, bu ay askeri taşıtlar ne kadar benzin-mazot aldı?” dedi. Ben, bin liralık komutanım, dedim. Binbaşı Besim Yılmaz, şaşırdı kaldı!.. İnanmadı!.. “Oğlum, bir yanlışlık olmasın hesabını iyi yap,” dedi!.. Ben, tekrar dosyaları, faturaları şöyle bir inceledim… Evet… Hesap doğruydu!.. Bir yanlışlık yok komutanım, hesap doğru… Bin liralık benzin-mazot harcanmış, dedim!.. Binbaşı Besim Yılmaz, hayret bir şey der gibi kafasını kaşıyarak gitti!.. Binbaşım ikinci ay beni odasına çağırdı. Gittim. Komutanım bu ay da bin liralık yakıt masrafımız oldu, dedim. Komutanım yine şaşırmıştı!.. Üçüncü ay da böyle oldu, dördüncü ay da aynı olunca… Komutan bana dedi ki: ”Kazım!.. Oğlum!.. Aslanım!.. Senden evvel bu taşıtlar, ayda beş bin liralık benzin-mazot yakıyorlarmış!.. Biz yeni bir taşıt da almadık!.. Yani, taşıt sayımızda bir artış yok!.. Kısacası oğlum… Senden önce bu görevde olanlar hileli iş yapmışlar!.. Kayıtları inceledim!.. Hem de bu hırsızlık uzun zamandır devam etmiş!.. Bu hergelelik zincirleme devam etmiş!.. Görevi devralanlar, onlar yemiş ya ben de yiyeyim diye düşünmüşler galiba!.. Ya da görevi devreden hergele; görevini devrettiği kişiyi; oğlum burada sistem bu, burada devran böyle dönüyor diye uyarmış da olabilir!.. Kazım!.. Ben, senden iki ay önce burada göreve başladım!.. Senden önce bana iki defa fatura gelmiş… ikisi de beş bin liralık!.. Yani, beş bin liralık mazot-benzin harcandığını gösteriyor bu faturalar!.. Faturaları geriye dönük inceledim… hep aynı!.. Hep, beş bin lira!.. Kazım!.. Aslanım!.. Sen, yıllardır devam eden bu hırsızlığa dur demişsin!.. Sen hırsızlığın çarkına çomak sokmuşsun!.. Aferin oğlum!.. Seninle gurur duyuyorum!.. Dürüst ve namuslu bir adammışsın!.. Erdemli bir ailenin çocuğu imişsin!.. Ama Kazım… Benim merak ettiğim bir konu var!.. Bana bu konuda da dürüst bir cevap vereceğini biliyorum!.. Kazım… Sana bu görevi devreden arkadaşın, terhis olup giderken; sana bir şey demedi mi? Oğlum burada düzen böyle… Sen de bu düzene ayak uydurursan rahat edersin, cebin bol para görür gibi şeyler söylemedi mi?” dedi. Ben tabii ki şaşırdım kaldım!.. Biraz da bozulmuştum!.. Nasıl yani komutanım, diye sordum. “Oğlum!.. Sana bu görevi devredenler, arkadaşım burada düzen böyle, burada çark böyle dönüyor, diyerek seni de bu işe alet etmek istemediler mi? Sana hiç ip ucu falan vermediler mi? Oğlum bakma öyle aval aval!.. Sana da hırsızlık yapmayı teklif etmediler mi?” dedi. Komutanım böyle konuşunca ben tabii ki kıpkırmızı olmuşum!.. Besim Komutanımın demek istediğini anlayınca çok bozulmuştum ve aşırı derecede de sinirlenmiştim tabii ki!.. Komutanım, dedim… Bana hiçbir Allah’ın kulu rüşvet de veremez, rüşvet de teklif edemez!.. Beni hiçbir güç kirli iş yapmaya teşvik edemez!.. Bana hiçbir güç haram yediremez, dedim!.. İşte Mustafa Bey!.. Ben, komutanıma bu sözleri söylerken… İslâhiyeli Parkesiz Karslı ve üç beş arkadaşı da komutanın odasına girmişlerdi!.. Yani benim konuşmalarımı duymuşlardı galiba!.. Bu arada Besim Yılmaz Komutanım da benim bu sözlerim üzerine ayağa kalkarak, beni alnımdan öpmesin mi? Tabii ki odada bulunan asker arkadaşlarım da bu duruma şahit oldular!.. Besim Komutanım, tekrar arkadaşlarımın yanında beni uzun uzun övdü!.. Beni neden övdüğünü de arkadaşlarıma anlattı!.. Velhasıl Mustafa Bey!.. Benim rüşvet yememem, hırsızlık yapmamam; birde yaptığım kısa konuşma, arkadaşlarımın da çok hoşuna gitmişti!.. Benimle gurur duymuşlardı galiba!.. Bu olay kısa sürede alayda duyuldu tabii ki!.. Kısacası Mustafa Bey!.. Benim arkadaşlarımın arasında dürüst ve kabadayı olarak nam salmam böyle oldu gibi geliyor bana.

Büyük bir gururla ve saygıyla Kazım Can Soyüren abilerini dinleyen öğretmenlerimizden Mustafa Ahlı, arkadaşlarına şöyle bir baktıktan sonra; sanki, onların da onayını almış gibi tekrar Kazım Can Soyüren abisine dönerek-büyük bir heyecanla- şu sözleri söylemeden edemedi:

-Kazım abi!.. Daha ne olsun!.. Senin yaptığın gerçekten de tam bir kabadayılıkmış!..

Diğer öğretmenler de büyük bir hayranlıkla Kazım Can Soyüren abilerine bakarlarken, kendi aralarında şu yorumları yapıyorlardı:

-İşte kabadayılık bu!..

-İşte kabadayı bu!..

-Gerçek kabadayı!..

Tarih:26 04 2016 18:55(2134) Facebook'ta Paylaş

Boytek Boyabat Kız Öğrenci Yurdu
4. Yorum: adil açıkgöz 07 05 2016 15:10
hocam,elinize sağlık.bu yazıyı ağlayarak okudum.çünkü kazım ağabey dört gün önce vefat etti.allah rahmet eylesin.benden büyük olduğundan dolayı ömer ağabeyimle arkadaşlık yapmışlardı.hatta beraber tokat gazi osman paşa lisesinde bir yıl okumuşlardı.sizde bilirsiniz;o yıllarda kazım abi,ömer abim,ismail zeytunlu,mete ağaoğlu,rasim kürekçi,asım bozkurt,tahir genç,tamer ülgen gibi daha sayamadığım akranları arkadaş idiler.bütün yazılarınızı okudum.tekrar elinize sağlık.yeni yazınızı merakla bekliyorum.

3. Yorum: erdoğan 02 05 2016 09:18
nerde hırsız üçkağıtçı varsa zengin oluyor..ama kazım abi gibi adam gibi adamların değeri maalesef bilinmiyor bizim buralarda

2. Yorum: kamil 02 05 2016 07:44
hocam kalemin daim olsun
kazım abimizde sanırım biraz rahatsız acil şifaalar diliyorum.

1. Yorum: hüseyin orhanoğlu 02 05 2016 07:18
eline diline ve yüreğine sağlık hocam yazılarının devamını dilerim zevkle içtenlikle okuyorum teşekkür ederim


Yorumcuların dikkatine! Yasal Uyarı!

  1. Yorumlarınızı anlaşılır bir dille ve dilbilgisi kurallarına uygun olarak özenle yazınız. BÜYÜK HARF kullanmayınız. Tekrar okuyarak yanlışlarınızı düzeltiniz.
  2. Anlaşılmaz kısaltmalar yapmayınız.
  3. Lütfen yorumlarınızda terbiye dışı sözler kullanmayınız.
  4. Yazılan yorumların sorumluluğu yazarına aittir. Sonradan pişman olunacak hukuki sorunlarla karşılaşmamak için kişi veya kurumlara yöneltilmiş olan eleştirileriniz hakarete varmasın.
  5. Yorumlar denetlendikten sonra yayına verilecektir.
  6. Yazılarımızda yanlış ya da kusurlu bir konu bulunursa bunu lütfen bize bildiriniz.

Yukarıdaki Sözleşmeyi/Uyarıları kabul ediyorum.
'Evet' Yazın:
İsim:
E-mail: (isteğe bağlı)

| Beni Unut

Kiralık Daire


Oligarşi, Demokrasi, Hukuk Devleti


Ayşe Hanım Neden Önemlidir?


Dün-Bugün-Yarın..!


Türk, Türkler ve Türklük Üzerine


21 Ekim Dünya Gazeteciler Günü Kutlu Olsun!


“Türkçülük bölücülüktür”diyen AKP lideri suç sende değil


Panayıra Götürmedi


Ne mutlu Türküm diyene...


Hüseyin Cömert Farkı


Tuğla Sektörüne Dokunmayın, Çekin Elinizi!


Sabırlı görevliyi tebrik ediyorum


Demokratik, Laik ve Bilimsel Eğitim


Asılsız Haberleri Tespit Etmek İçin İpuçları


2017 Anayasa Değişikliği Halk Oylaması Sonuçları (16 Nisan 2017)


29 Eylül Dünya Kalp Günü


Kış Lastiği Takma Artık Otomobiller İçin de Zorunlu


Teşrik tekbiri başladı


Pirinçle meşhur olduk! Sıra domateste...


Boyabat'tan Kış Manzaraları


Boyabat Çemberinin Köyden Kente Göçü


Boyabat'ı Hiç Böyle Gördünüz mü?


Geçim öncelikli eylem planı


Ortaya Karışık


Bellaforonte'nin Kenti TLOS


Sallım Çorba


Anlayamadıklarım


KÜNYE




Yazı ve Haberleriniz İçin:
boyabatgazetesi@boyabatgazetesi.com
haber@boyabatgazetesi.com
adreslerine E-posta gönderebilirsiniz




Ekim ayı ziyaretci sayısı:778236
DtGaNi


* ANASAYFA *