E-posta: boyabatgazetesi@boyabatgazetesi.com
Boytek Boyabat Kız Öğrenci Yurdu

Üç Pekiyi

Emekli öğretmen Nuri Güneş, Kemaldede Camiinde kılmış olduğu teravih namazından sonra camiinin hemen karşısındaki küçük çay ocağına yönelmişken kendisine seslenildi:

-Nuri Bey!.. Sayın Hocam!.. Buradayım Nuri Bey!.. Eczanenin önünde!..

Nuri Bey, şöyle bir sol tarafına doğru dönüp de dikkatlice baktığı zaman-karanlık da olsa-kendisine sesleneni gördü. Nuri Bey’e seslenen kişi çay ocağını çalıştıran Mehmet Kaya’nın babası Yalçın Kaya idi. Nuri öğretmen de zaten Yalçın Kaya ağabeysini görüp biraz sohbet etmek istiyordu. Çay ocağına gitmekten vazgeçerek geri dönen Nuri öğretmen hızlı adımlarla çay ocağının hemen karşısındaki eczanenin önüne gitti:

-Yalçın abi sen ne yapıyorsun burada? Çay ocağına niye gitmedin? Namazdan ne zaman çıktın? Sen benden de erken çıkmışsın galiba namazdan! Merhaba ağabey!

-Merhabaaa Nuri Bey kardeşim merhaba!.. Gel aha şöyle otur Sayın Hocam!.. Hah!.. Çek sandalyeyi altına!.. Ooh!..

-Ağabey nasılsın? Ben de seni görmek için çay ocağına yönelmiştim. Sağlığın, keyfin yerindedir inşallah.

-Allah bundan aşağı etmesin Nuri Bey!.. Çok şükür!.. İyi diyelim de iyi olalım. Uğraşıyoruz işte. Biliyorsun uzun yıllardır İstanbul’dayım. Bir aydır da buralarda dolanıp duruyoruz işte. Şükrü ile Mehmet buradalar. Boyabat’talar. Onların yanında biraz daha durup yine İstanbul’a döneceğim. Biraz böbrek sorunlarım var. Diyalize girip çıkıyoruz işte. Şimdilik böyle idare ediyoruz. Allah bundan aşağı etmesin. Ne yapalım, başa gelen çekilirmiş. Allah bundan aşağı etmez inşallah.

Altmış beş yaşlarındaki Yalçın Kaya, sandalyesini düzelttikten sonra tekrar konuşmaya başladı:

-Camide biraz daraldım… Bir darlık geldi… Onun için erken çıktım camiden… Eczanenin önü çok serin gibi geldi bana… Üstelik de sakin… Birazdan camii tamamen boşalınca çay ocağı çok kalabalık oluyor. Millet çay ocağına doluşuyor. Çay ocağı arı kovanı gibi oluyor. Gürültü beni artık çok daraltıyor be Hocam. Ben de sandalyemi alarak buraya geldim. Belki bir dost gelir diye bir sandalye daha almıştım. İyi ki almışım. Bak sen geldin. İçime doğmuş demek ki! Neyse. Seni de yıllardır görmüyordum. Gördüğüme çok sevindim. Sen nasılsın Sayın Hocam? Sağlığın yerinde mi? İyi gördüm seni iyiii!..

-Sağ ol ağabey. İyiyim. Geçen yıl emekli oldum. Boyabat’tayım. Böyle…

Yalçın Kaya, kafasını biraz geriye atıp da eczanenin duvarında, gözleri kapalı bir süre dinlendikten sonra, aniden doğrularak coşkulu bir şekilde konuşmasına devam etti:

-Ah ulan ah!.. Neydi o günler be!.. Panter gibi bir kaleciydim ben be panter gibi!.. Çala çamura bakmazdım, toplara kedi gibi atlardım!.. Ya Kazım Can Soyüren’in golcülüğü!.. Ulan bugün üç büyüklerde bile yok be Sadettin Danacı ve İsmail Zeytünlü gibi stoper!.. Tahir Genç, Sinek İsmail… Bunlar da süper futbolculardı süper!..Sonra İsmail Yalçın çıktı ortaya!.. Rüzgâr gibi bir sağaçıktı İsmail Yalçın!.. Ömer Kuş da has futbolcuydu!.. Ama ya Pele Mustafa?!.. Tespihe dizer gibi çalımlardı rakiplerini hergele!.. Ah ulan ah!.. Ne günlerdi o günler be ne günlerdi!..

Eczanenin önünde güzel bir sohbet başlamışken Kemaldede Camiinde teravih namazı kılanların tamamı da dışarıya çıkınca biraz gürültü oldu. Çay ocağına doluşanların, dükkânlarının önüne oturanların ve yoldan geçenlerin çıkardıkları yoğun gürültü sohbeti birazcık sekteye uğratır gibi olsa da beş on dakika sonra halk iyice çekilip de ortalık sessizliğe gömülünce Yalçın Kaya ile Nuri Öğretmenin sohbetleri kaldığı yerden devam etti. Yarım saat daha futboldan konuşulduktan sonra laf döndü dolaştı eğitime geldi. Eğitimden laf açılınca Boyabat’ın okul sorunlarına el atıldı. Son olarak konu Boyabat’a yeni yapılacak bir okula gelince Yalçın Kaya heyecanlı bir şekilde atıldı:

-Uygur Özay!.. Canım benim!.. Kardeşim benim!.. Uygur Özay!.. Arkadaşım!.. Dostum!.. Çok severim kendisini çok!.. İyi arkadaştır!.. Temiz arkadaştır!.. Namusludur!.. Ahlaklıdır!.. Zekidir!.. Çalışkandır!.. Doğrudur!.. Yardımseverdir!.. Adamdır Uygur Özay adam!.. Şahaaanedir Uygur Özay şahaaane!..

Yalçın Kaya sevgili arkadaşını bu şekilde övmeye başlayınca Nuri öğretmen de heyecanlandı:

-Vay be!.. Arkadaşın ha!.. Çok güzel!.. Çok iyi!.. Boyabat’ı unutmamış!.. Memleketine okul yaptırıyor!.. Ne güzel bir şey!.. Helal olsun!.. Yalçın ağabey… Anlatsana… Ben ismini duydum ama kendisini hiç tanımıyorum… Nasıl biriydi bu Uygur Özay? Çocukluğunuz nasıl geçti? Çocukluk anılarınızdan da birazcık bahsetsene!..

Yalçın Kaya, çocukluk arkadaşı Uygur Özay’ı -büyük bir memnuniyetle- uzun uzun ballandıra ballandıra anlatmaya başladı. Çok sevdiği ve saydığı arkadaşı Uygur Özay’dan bahsetmek Yalçın Kaya’nın pek de hoşuna gitmişti doğrusu. Çocukluk arkadaşıyla gurur duyuyordu Yalçın Kaya. Sevgili arkadaşının çok başarılı olup, İstanbul’un sayılı işadamlarından biri sayılması ve memleketine okul yaptırmak istemesi Yalçın Kaya’nın çılgınca sevinmesine neden olmuştu. Epeyce çocukluk arkadaşına övgüler düzen Yalçın Kaya bir süre sonra yoruldu mu heyecanlandı mı hüzünlendi mi bilinmez… sustu!.. Sırtını eczanenin duvarına dayayıp, gözlerini yumarak kısa bir süre dinlenen Yalçın Kaya; sonra, aniden doğrularak Nuri öğretmenin yüzüne baktı… baktı… baktı… Yalçın Kaya’nın bu bakışlarında olağanüstü bir hüzün vardı!.. Acı vardı!.. Pişmanlık vardı!.. Keşke vardı!.. Tüh vardı!.. Ama… Sanki… Sevinç de vardı!.. Zafer bile var gibiydi Yalçın Kaya’nın nemli gözlerinde!.. Birçok şey anlatmak istiyordu Yalçın Kaya!.. En azından kendi zaferini paylaşmak istiyor gibiydi Yalçın Kaya!.. Aslında… Kendisinin de büyük zaferler kazandığını, büyük işler başardığını vurgulamak istiyor gibiydi Yalçın Kaya!.. Hayatı boyunca ne annesinin, ne babasının ne de öğretmenlerinin kesinlikle onaylamadıkları; üstelik dudak büktükleri, küçük gördükleri… Hatta… Alay ettikleri başarılarını birileriyle paylaşmak istiyor gibiydi Yalçın Kaya!.. Ama… Yalçın Kaya… Yine de tedbiri elden bırakmayarak… Etrafına şöyle ürkek bir ceylan gibi bakındıktan sonra… O buğulu gözleriyle… Kısık bir ses tonuyla… Fakat… Oldukça acıklı bir ses tonuyla… Tane tane konuşmaya başladı:

-Hocam!.. Sayın Hocam!.. Nuri bey!.. Uygur Özay’ın Türkçe, matematik ve fen bilgisi dersleri hep pekiyi idi!.. Ama!.. Benim de beden, müzik ve resim derslerim pekiyi idi!.. Yani Hocam!.. Onun da üç pekiyisi vardı benim de!.. Eşittik!.. Fakat!.. Benim pekiyiler… bir işime yaramadı be Hocam!.. Ne annemden saygı gördüm ne babamdan ne de öğretmenlerimden!.. Müzik dersinden pekiyi veren öğretmenim bile bana saygı duymadı!.. En zor şarkıları hatasız okumam bile bir kez olsun takdir edilmedi Nuri Bey be!.. Bu durumda… Mahalle arkadaşlarımdan da saygı görmedim çevremden de!.. Ama!.. Uygur Özay, matematikten hep pekiyi aldığı için herkesten saygı gördü!.. Ben… Topu doksandan çıkardığım halde saygı görmedim!.. Beton gibi zeminlerde -gözümü kırpmadan- uçtuğum halde saygı da görmedim alkış da!.. Kısacası… Uygur Özay’ın pekiyileri işe yaradı!.. Saygı da gördü sevgi de!.. Zengin de oldu!.. Ha!.. Benim sevgili arkadaşım saygıyı da hak etti sevgiyi de!.. Hele zenginlik!.. Çok yakıştı benim arkadaşıma çoook!.. Zengin olmasına çok sevindim canım arkadaşımın!.. Bak… Boyabat’a okul yaptırıyor!.. Doğduğu topraklara okul yaptırıyor!.. Memleketini unutmamış benim sevgili arkadaşım!.. Ne güzel!.. Ama… Benim de üç pekiyim vardı be Hocam!.. Hep dudak büktüler!.. Hep küçük gördüler beni!.. Hiç kimse bana aferin demedi!.. Ne yapayım… Ben de resim, müzik ve beden derslerini çok sevdim Nuri Hocam!.. Hep bu derslerde başarılı oldum!..Ama bu derslerde başarılı olmak bir işime yaramadı Nuri Bey!.. Bir işe yaramadı!.. iyi de!.. O zaman!.. Bu dersleri neden ders diye müfredata koydular ki?!.. Laf olsun diye mi koymuşlar? Dolgu malzemesi diye mi koymuşlar? Matematik dersinin arkasına; fon diye mi koymuşlar? Neyse… Bilmiyorum ki!.. Keşke ben de matematiği sevseydim!.. Keşke ben de fen bilgisini sevseydim!.. Belki ben de Uygur Özay gibi sevilirdim, sayılırdım!.. Zengin olmak önemli değildi!.. Vallahi önemli değildi!.. Billahi önemli değildi!.. Ama… Hani diyorum ki… Eğer matematiği sevseydim… Belki de durumum bundan daha iyi olurdu be Hocam!.. Durumum biraz daha iyi olsaydı fena olmazdı ya… Ama neyse… Oldu bir kere… Dediğim gibi… Uygur Özay’ın da üç pekiyisi vardı benim de… Ama benim pekiyiler bir işime yaramadı ki!..

Yalçın Kaya’nın çay ocağını çalıştıran oğlu Mehmet, eczanenin önüne iki çay daha getirdiği zaman ne babasının buğulu gözlerini fark etmişti ne de Nuri öğretmenin hüzünlü bakışlarını… Elindeki çay bardaklarını alelacele küçük sehpanın üzerine bırakarak yıldırım hızıyla tekrar çay ocağına doğru yürüyen oğlunun arkasından şöyle bir bakan Yalçın Kaya, ağlamamak için kendisini zor tutarken… O kadar samimiydi ki!.. O kadar doğaldı ki!.. O kadar sevecendi ki!.. Ve!.. O kadar sempatikti ki!..

Tarih:17 05 2016 18:51(2329) Facebook'ta Paylaş

Boytek Boyabat Kız Öğrenci Yurdu
4. Yorum: alper çelen 26 05 2016 07:37
aslan yüreklidir benim dayım. insandır, can'dır.
vefakardır, cefakardır...
rabbim sana sağlık, mutluluk versin.
ellerinden hasretle öpüyorum sevgili dayım yalçın kaya.
selam ve dua ile...

3. Yorum: şükrü kaya 25 05 2016 23:44
öncelikle her zaman bizleri bir doğruda birleştiren boyabat gazetesine ve saygı değer hocamız hasan ün beye sonsuz teşekkürlerimi sunarım.eski zamanları canlandıran sevgili babam ve nuri güneş hocam benide duygulandırdı.babamla ne kadar övünsem az gelir bana.bir eğitmen ve öğretmen çocuğu olduğu için ağır olan derslerden sıkılan ama toplum içinde sosyal alanı açık olan dersleride benimsemesi onun için birideal olmuştur.eski arkadaşları ile oturdukları zaman devamlı olarak onları izlemişimdir.herzaman manevi bir akım var elektriklenme vardır.velhasıl o zamanların adamlarında adam gibi adamlık vardır.saygı ve sevgilerimi sunarım.herkese bendende bir pekiyi.

2. Yorum: hüseyin orhanoğlu 25 05 2016 06:39
teşekkür ederim hocam yazılarının devamını dilerim saygılar

1. Yorum: 9.köy 21 05 2016 12:36
din korkusu ve koyu taassubun altında ezilen türkiye gibi ibiş ülkelerde ne yazık ki resim,müzik,sanat dalında yetenekli cevherler doğmadan yobazlığın karanlık dehlizlerinde yok olup gidiyor.yalçın abi aslında milli bir kaleci olabilirdi.boyabatın gözden ırak olması veya ailenin engellemesiyle bir değer doğmadan yok olup gitmiş...


Yorumcuların dikkatine! Yasal Uyarı!

  1. Yorumlarınızı anlaşılır bir dille ve dilbilgisi kurallarına uygun olarak özenle yazınız. BÜYÜK HARF kullanmayınız. Tekrar okuyarak yanlışlarınızı düzeltiniz.
  2. Anlaşılmaz kısaltmalar yapmayınız.
  3. Lütfen yorumlarınızda terbiye dışı sözler kullanmayınız.
  4. Yazılan yorumların sorumluluğu yazarına aittir. Sonradan pişman olunacak hukuki sorunlarla karşılaşmamak için kişi veya kurumlara yöneltilmiş olan eleştirileriniz hakarete varmasın.
  5. Yorumlar denetlendikten sonra yayına verilecektir.
  6. Yazılarımızda yanlış ya da kusurlu bir konu bulunursa bunu lütfen bize bildiriniz.

Yukarıdaki Sözleşmeyi/Uyarıları kabul ediyorum.
'Evet' Yazın:
İsim:
E-mail: (isteğe bağlı)

| Beni Unut

Kiralık Daire


Oligarşi, Demokrasi, Hukuk Devleti


Ayşe Hanım Neden Önemlidir?


Dün-Bugün-Yarın..!


Türk, Türkler ve Türklük Üzerine


21 Ekim Dünya Gazeteciler Günü Kutlu Olsun!


“Türkçülük bölücülüktür”diyen AKP lideri suç sende değil


Panayıra Götürmedi


Ne mutlu Türküm diyene...


Hüseyin Cömert Farkı


Tuğla Sektörüne Dokunmayın, Çekin Elinizi!


Sabırlı görevliyi tebrik ediyorum


Demokratik, Laik ve Bilimsel Eğitim


Asılsız Haberleri Tespit Etmek İçin İpuçları


2017 Anayasa Değişikliği Halk Oylaması Sonuçları (16 Nisan 2017)


29 Eylül Dünya Kalp Günü


Kış Lastiği Takma Artık Otomobiller İçin de Zorunlu


Teşrik tekbiri başladı


Pirinçle meşhur olduk! Sıra domateste...


Boyabat'tan Kış Manzaraları


Boyabat Çemberinin Köyden Kente Göçü


Boyabat'ı Hiç Böyle Gördünüz mü?


Geçim öncelikli eylem planı


Ortaya Karışık


Bellaforonte'nin Kenti TLOS


Sallım Çorba


Anlayamadıklarım


KÜNYE




Yazı ve Haberleriniz İçin:
boyabatgazetesi@boyabatgazetesi.com
haber@boyabatgazetesi.com
adreslerine E-posta gönderebilirsiniz




Ekim ayı ziyaretci sayısı:778231
DtGaNi


* ANASAYFA *