E-posta: boyabatgazetesi@boyabatgazetesi.com
Boytek Boyabat Kız Öğrenci Yurdu

Boyabatlı Kabadayılara İthaf Olunur

Sonbahar mevsiminin son günleriydi… Havalar da birazcık soğumaya başlamış gibiydi… Ama… Güneş hâlâ ısıtıyor… Hâlâ parklarda, çay bahçelerinde oturuluyor… Hâlâ çaylı sohbetlerin tadına doyum olmuyordu… Ve… İkindi sonu idi…

Güneş, akşama doğru görevini layıkıyla yerine getiremese de… Özellikle en ufak bir soğukta bile ciyak ciyak bağıranlara, mızmızlananlara kaşlarını çatarak; “Yeter lan bu kadar!.. Bu mevsimde bu kadar sıcak çok bile arkadaş!.. Hadi bana eyvallah!” der gibi Boyabat Kalesi’nin gösterişli surlarının arkasından kaybolmaya başlarken… Boyabat Kalesi’nin heybetli gölgesi de dere kenarındaki çay bahçesinin üzerine; kimilerine “Oh!” çektirerek; birilerine de “Yahu zaten hava serindi bu gölge de nereden çıktı şimdi?!” diye sitem ettirerek çöküverdi!.. Ama… Birileri için de böyle ortamlar çok uygundu nedense. İkindi sonunda, akşama doğru çay içmek, muhabbet etmek birilerine büyük bir keyif veriyordu. Parkın en merkezi bir yerinde, birkaç masayı birleştirerek sohbet eden Boyabat’ın namlı kabadayılarının muhabbetleri coşkulu bir şekilde devam ediyordu. Masaya birkaç kişi daha katılınca sohbet iyice büyüdü. Hava da kararmak üzereydi. Evlerine gitmek için hızlı adımlarla yürüyenlerin; akşam yemeğine yetişmek veya poşetlerindeki malzemeleri yetiştirmek için yoğun bir gayret gösterenlerin çabası görülmeye değerdi. Parkta sohbet eden kabadayılarımız yolda yürüyenlerin yapmış oldukları akşam hazırlıklarını gözlemleyince acıktıklarını da hissettiler. Velhasıl. Hava biraz daha kararmaya başlayınca sohbet döndü dolaştı sofraya geldi. Sofra adabına geldi. Yemek yeme saatine, yemek yeme saatine adam gibi uyma kurallarına geldi. Evde yemek hazırlama, yemek hazırlanması için eve haber gönderme tekniklerine… Kısacası… Konu acayip bir yerlere geldi. Pek konuşmayı sevmeyen; çayını içerken de sigarasını tüttürürken de devamlı olarak yoldan geçenleri ve bir yandan da çevreyi gözlemleyen-Arabistanlı Hüseyin namıyla tanınan- Hüseyin Bozdemir isimli kabadayı her zaman olduğu gibi yine kısa kesti:

-Usta!.. Ben onu bunu bilmem!.. Geliyorum derim… İşte o kadar!..

Yani… Hüseyin Bozdemir; geliyorum, diye eve telefon ettiği zaman veya haber yolladığı zaman ne oluyormuş? Sofra hemen hazırlanıyormuş! Hüseyin Bozdemir evine vardığı zaman hiç vakit kaybetmeden sofraya oturuyormuş!.. Bu iş asla aksamazmış!..

Masada kabadayı olanlar çoğunlukta idi ama kabadayı olmayanlar da vardı. Kabadayılarla oturmayı pek seven, kabadayılarla muhabbet etmekten büyük bir zevk alan, Boyabat Belediyesi Zabıta Memurlarından Kemal Baş, hayret dolu gözlerle Hüseyin Bozdemir’e bakarken, heyecanlı bir şekilde konuşmadan edemedi:

-Vay beee!.. Bu iş hiç aksamaz ha!.. Peki, Hüseyin Reis!.. Sen bir kişi değil de… Mesela… Eve on kişi gitseydin… Yani, bir sürü arkadaşınla eve gitseydin… O zaman ne olacaktı? Bir kişi için hazırlanan yemek on kişiye yetmez ki!

Arabistanlı Hüseyin kendisine göre çok uzun olan bu açıklamaya kızdı:

-Zabıta Kemal!.. O zaman geliyoruz derdim be!.. O anlardı!.. Ona göre hazırlığını yapardı! Lep demeden lepleyi anlayacaksın kardeşim! Neyse. Sana göre değil bu işler.

Masada atılan kahkahalar bütün parkı kapladığı gibi, yoldan geçenler bile dönüp dönüp parkın içlerine doğru bakmadan edemediler.

Bu sefer Deli Mustafa namıyla tanınan Mustafa Cemil Dağıstanlı sazı eline aldı:

-Arkadaş!.. Ben ne geliyorum diye telefon açarım ne de geliyoruz diye haber yollarım!.. Akşam yemeğinin saati belli yatsılığın saati belli!.. Karı değil mi? Her daim hazırlıklı olacak!.. Öyle aaa siz de nereden çıktınız bu saatte, diyen karıya ben karı demem usta!

Zabıta Kemal’in kafası yine karışmıştı:

-İyi de Mustafa kardeş!.. Yengem ne bilecek senin yalnız geleceğini veya üç beş arkadaşınla geleceğini?!.. Sen de Hüseyin Reis gibi geliyorum veya geliyoruz diye haber yollasan daha iyi olmaz mı?

Deli Mustafa, Zabıta Kemal’e Hüseyin Bozdemir’den de daha fazla kızdı. Masaya yumruğunu vurarak konuşurken gözlerinden ateş çıkıyordu Deli Mustafa'nın:

-Oğluuum!.. Bilecek lan!.. Bilecek!.. Tahmin edecek!.. İşi ne? Diyelim ki eve yalnız gittim veya üç beş arkadaşımla gittim!.. Aç mı kalacağız lan? Oğlum karı milleti devamlı hazırlıklı olacak! Sofraya bir kişi gelecek diye beklemeyecek… On kişi gelir belki diye hazırlıklı olacak!..

Deli Mustafa, masadaki kabadayı arkadaşlarını-kısık gözlerle-şöyle bir radar gibi taradıktan sonra… Ağzını biraz yayarak, azcık gülümseyerek, sesini biraz daha kalınlaştırarak devam etti:

-Koçuuum!.. Ulan olursa olur suyu; olmazsa hamur suyu laaan! Hah hah hah hah haaa!..

Deli Mustafa'nın son sözleriyle konunun bir alakası var mıydı yok muydu veya Deli Mustafa'nın aklına başka bir hınzırlık mı geldi bunu kimse anlayamadı. Ama… Masada atılan kahkahaların şiddeti bu sefer parkın yanı başından geçen derenin öbür yüzünde yürüyenlerin de dikkatini çekmişti. Garip bir şekilde dönüp dönüp bakarlarken de hızlı adımlarla yürümeye devam ettiler.

Masada bulunan kabadayıların en genci olan, üstelik de daha yeni evlenmiş olan Salih Kuyucak, Zabıta Kemal’in kulağına eğilerek şunları mırıldandı:” Kemal abi! Olursa olur suyu, olmazsa hamur suyu lafını sen bilmiyor musun? Ayıp oluyor ama!”

Bu sözleri kulağına fısıldayan, üstelik kendisinden de bir hayli yaşça küçük olan Salih Kuyucak'a büyük bir nefretle baktı Zabıta Kemal.

Bu sefer gözler Seymen Naci namıyla tanınan Naci Akdoğan’da idi. Hüseyin Bozdemir gibi konuşmayı pek sevmeyen Seymen Naci de önce isteksiz bir tavır takındı. Sonra, sandalyesini arkasındaki kalın çam ağacına iyice dayadı. Olmadı; çam ağacının arkasına ve diğer ağaçların da arkalarına doğru şöyle bir baktı ve kendisine göre ince bir inceleme yaptı. Sonra da yavaş yavaş o babacan ses tonuyla konuşmaya başladı:

-Ya… Beyler!.. Eve haber verilecek zaman olur… Verilmeyecek zaman olur!..

Deli Mustafa hemen araya girdi:

-Seymen Naci!.. Sen de pek siyasi konuştun be!..

Masada atılan kahkahalar bir kere daha parkı ayağa kaldırmaya yetmişti. Zabıta Kemal; Seymen Naci’nin konuşmasına da Deli Mustafa'nın çıkışına da bir anlam verememişti. Zabıta Kemal atılan kahkahalara da eşlik etmemişti. Sadece acı acı gülümsemekle yetinmişti… Zabıta Kemal, Seymen Naci’nin yüzüne bön bön bakarken, Seymen Naci gülümseyerek devam etti:

-Kemal Bey!.. Benim ne zaman ne yiyeceğim belli olmaz. Ama hanım bilir. Bilecek. O kadar. Bu konuda asla bir aksama olmaz. Mesela; Pazar sabahı bizim hanım mutlaka ekmek yapar. Kıymalı, yoğurtlu ve ıspanaklı ekmek yapar. Ben üçünü de severim. Ama bazen kıymalı ekmek yerim bazen de yoğurtlu… Bazen üçünden de birer tane yerim. İşte bizim hanım bunu bildiği için ekmeklerin üçünü de yapar. Yani, işi garantiye alır. Yani, bizim hanım devamlı tetiktedir. Ha!.. Gece yarısı eve aniden on kişi ile mi gittim? Ben yine hiçbir şey demem. Hanım hemen çakar manzarayı. El çabukluğuyla üç beş tavuk kestirir. Bir tekne hamur açar. Zaten bizim hanımın hamur teknesi devamlı hazır kıtadır.

Zabıta Kemal, hayret dolu bakışlarla ve heyecanlı bir ses tonuyla araya girmeden edemedi:

-Gece yarısı!.. Üç beş tavuk!..

Bu sefer, zaten beni çok konuşturdun, der gibi Zabıta Kemal’e ters ters bakan Seymen Naci de kızmıştı:

-Ya Zabıta Kemal!.. Tavuk gündüz kesilir diye bir ayet mi var?

Kahkahalar ortalığı yıkıyordu.

Bir saattir topa girebilmek için fırsat kollayan genç kabadayı Salih Kuyucak, sesini biraz daha kalınlaştırarak, kaşlarını çatarak ve özellikle de Zabıta Kemal’e bakarak nihayet konuşmaya başlayabildi:

-Kemal abi!.. Karı, her an hazır kıta bekleyecek! Öyle sabahleyin zeytin yok; öğlen zamanı yumurta kalmamış, demeyecek! İşi ne? Her bir şeyi hazır tutacak! Ben istersem bir kişi gelirim eve istersen on kişi! Ona mı soracağım? Ona ne!.. O devamlı hazırda bekleyecek!.. On kişi de gelsem sofra hazır olacak! Bir kişi de gelsem sofra hazır olacak! Sofradan kimse aç kalkmayacak!.. İşte o kadar!

Salih Kuyucak konuşmasının burasında azcık duraklayarak masaya şöyle bir göz attı… Baktı ki dinleniyor, Allah ne verdiyse abanmaya devam etti:

-Mesela; bir ay önce Ankara’dan misafirlerim vardı. Irmakta balık tutuyorduk. Gece yarısına doğru bir tanesinin canı su böreği istedi. Hemen telefona sarıldım: “Hanım! Bir tepsi su böreği yap! Bir tepsi de baklava kızart! İki saat sonra geliyoruz!” dedim. Bu iş böyle abi! Öyle un kalmamış, yağ yok anlamam ben! Hepsi, her an elinin altında olacak karının! İşte o kadar!

Zabıta Kemal, hayret dolu gözlerle baktığı Salih Kuyucak’a çok da kızmıştı. Atma lan hıyarağası demek için fırsat kollarken masaya bir misafir daha geldi. Gelen bu misafir; Boyabat Elektrik Kurumunda çalışan Hüseyin Ün idi. Hüseyin Ün’ün gelmesiyle Zabıta Kemal, Salih Kuyucak’a laf sokmaktan vazgeçerek misafiriyle ilgilenmek zorunda kaldı. Hüseyin Ün’ün uzun zamandır ellerinde; daha doğrusu avuç içlerinde sorun vardı. Sık sık avuç içlerinde çatlaklar, yaralar oluşuyordu. Doktora da gitse, bir sürü ilaç da kullansa Hüseyin Ün bu can sıkıcı sağlık sorununu bir türlü halledememişti. Uzun zamandır da arkadaşını görmemiş olan Zabıta Kemal, Hüseyin Ün’ün bu sağlık sorununa şahit olur olmaz bir saniye bile vakit kaybetmeden telefonunu-tabancasına sarılır gibi-belinden çıkartarak büyük bir heyecanla bağıra bağıra konuşmaya başladı:

-Hanife! Hani sen geçen gün bir ottan bahsetmiştin ya! Hani çatlak ellere iyi geliyor, yaraları iyileştiriyor demiştin ya! Kız hani bir arkadaşın için toplamaya gitmiştiniz!.. Hah!.. İşte o!.. Bak!.. Benim bir arkadaşımın elleri de öyle çatlamış!.. Avuçları yara bere içinde çocuğun!.. Çok da sızlıyormuş!.. Çabuk aşağıya in!.. Hava kararmak üzere!.. Hava iyice kararmadan o otu aramaya gidelim! Biz on dakika içinde evin önündeyiz! Oyalanma! Hemen evin önüne in!

Zabıta Kemal’in-Boyabat’ın meşhur kabadayılarının masasında-kırk yıllık kabadayı gibi haykırarak eşine emirler savurması; sadece masada bulunan kabadayıları değil, parkın diğer masalarında oturup da kabadayıların masasında konuşulanlara kulak verenlerin de kahkahalarla gülmelerine neden olmuştu. Öyle ki… Atılan kahkahalar; yolun hemen karşısındaki Avcılar Kulübü’nde oturanları da yoldan geçenleri de derenin öbür yüzündeki yolda yürüyenleri de öylesine etkilemişti ki… Dönüp dönüp bakmadan duramıyorlardı kabadayıların masasına!..

On dakika dolmadan Zabıta Kemal, hadi kalkalım, dedi arkadaşına. Hüseyin Ün’ün; Kemal abi yengem daha aşağıya inmemiştir, biraz daha bekleyelim, demesine kararlı bir şekilde itiraz eden Zabıta Kemal; inmiştir inmiştir diye mırıldanarak hemencecik ayağa kalktı. Hüseyin Ün de kaynar çayını çabucak içerek arkadaşına uymak zorunda kaldı. Tabii ki Zabıta Kemal’in kendilerini taklit ettiğini, kendilerine özendiğini düşünen masada bulunan kabadayıların kahkahaları ortalığı inletiyordu.

Hüseyin Ün’ün arabası parkın hemen yanı başındaydı. Zabıta Kemal ile arabaya doğru yürürlerken, masada bulunanlardan ve otla tedavi yöntemlerine çok meraklı olan Selami Tanyürek isimli öğretmen de peşlerinden gelerek kendilerine eşlik etti.

Zabıta Kemal, hal yerinin hemen bitişiğindeki bir apartmanın beşinci katında oturuyordu. Yani, on dakika içinde Hanife Hanım’ın elindeki işi bırakıp da, giyinip-kuşanıp da aşağıya inmesi imkânsız gibiydi. Hüseyin Ün; kabadayılar haklı olarak güldüler galiba diye düşünürken; iki üç dakika içinde apartmanın önüne geldikleri zaman da gördüğü manzara karşısında donup kalmıştı. Evet!.. Hanife Hanım çoktan evin önüne inmişti!.. Hazır ol vaziyette… Kendilerini bekliyordu!.. Hüseyin Ün bu görüntüye dayanamadı:

-Büyüksün Kemal abi!..

Arabayı kullanan Hüseyin Ün’ün hemen yanı başındaki koltukta oturan öğretmen Selami Tanyürek ise Hanife Hanım’ı asker gibi kendilerini bekler görünce; kafasını aşağı-yukarı hafifçe sallarken şunları mırıldanmadan edemedi:

-Kemaaal!.. Kemaaal!.. Ben bunları yazmaz mıyım Kemaaal?!..

Ne Hüseyin Ün’e ne de Selami Tanyürek’e karşılık vermeyen Zabıta Kemal, arabanın kapısını açarak eşine seslendi:

-Hanife! Hanife! Buradayız! Buraya gel! Çabuk ol kız!

Hanife Hanım, arabada eşinin yanına oturduktan sonra da Zabıta Kemal konuşmaya devam etti:

-Hanife! Kız hani geçen gün birisine ot toplamıştınız ya!.. O ottan şimdi bulabilir miyiz? Hava birazcık karardı ama ot topladığın yerleri hatırlayabilir misin? Aha bu arkadaşıma lazım da!

Eşinin telaşına ve heyecanına alışık olan Hanife Hanım; hem kendinden çok emin hem de çok ciddiydi:

-Buluruz tabii. Sen hiç merak etme. Hava kararırsa kararsın. Ben o otları şimdi elimle koymuş gibi bulurum. Hadi oyalanmayalım. Alibeyli köyü tarafına gidelim. Dere kenarlarına bakacağız.

Hüseyin Ün arabasını Alibeyli köyü istikametine doğru sürerken öğretmen Selami Tanyürek, daha fazla sabredemeyerek Hanife Hanım’a döndü:

-Yenge!.. Akşamın bu dar vaktinde bize zaman ayırdığın için teşekkür ederiz de… Ama… Müsaade edersen sana bir şey sormak istiyorum… Kemal Bey, size bu konuyla ilgili telefon açtığı zaman siz evde ne yapıyordunuz? Ne iş yapıyordunuz?

Eşinin yanında dimdik oturan Hanife Hanım yine kendinden emin bir şekilde konuştu:

-Ekmek yapıyordum. Mısır unu yoğurmuştum. Elektrikli ocağın üzerinde bir iki ekmek yapmıştım ki Kemal Bey’in telefonu geldi.

Selami Tanyürek hayretler içindeydi:

-Yani!.. Telefon gelir gelmez elinin hamurunu sildin!.. Hamur teknesini öylece bıraktın!.. Isınan ocağı hemen kapattın!.. Ve!.. Hemen alelacele giyinerek evin önüne indin!.. Bizi beklemeye başladın?!..

-Evet abi.

Selami Bey, eşinin sol tarafında sessizce oturan Zabıta Kemal’e büyük bir hayranlıkla bakarken ve ben bunları yazmaz mıyım Kemaaal diye belli belirsiz mırıldanırken, arabayı kullanan Hüseyin Ün’ün sesi Selami Bey’in mırıldanmasını bastırmıştı:

-Büyüksün Kemal abi!..

Evet. Kısa sürede Alibeyli köyü tarafındaki dere kenarlarında aranan ot bulundu. Hanife Hanım, Hüseyin Ün’e bu otu nasıl kullanacağını en ince ayrıntısına kadar tarif etti. Hiç vakit kaybetmeden geri dönülerek Hanife Hanım evinin önüne bırakıldı. Zabıta Kemal hemen arabadan inmedi. Hüseyin Ün bir kere daha ama daha bir yürekten “Büyüksün Kemal abi!” derken; Selami Bey de-ama bu sefer biraz daha sesli olarak- “Ben bunları yazmaz mıyım Kemaaal?” diye mırıldanınca… Yarım saat önce Boyabatlı kabadayıların atmış oldukları alaylı kahkahalar Zabıta Kemal’in kulaklarını çın çın çınlatınca… Kafasında şimşekler çakan Zabıta Kemal aniden Selami Bey’e dönerek; yalvaran bakışlarla ve acıklı bir ses tonuyla şunları söyledi:

-Hocaaam!.. Ah Hocam!.. Sen şu yazma mazma işlerini siktir et de!.. Sen!.. Aha o masada oturanlara bu durumu anlat!..Ah Hocam!.. Onlar sana inanırlar!.. Onlar seni dinlerler!.. Böyle böyle oldu de!.. Aynen böyle böyle oldu de!.. Onlar sana güvenirler!.. Onlar senin sözüne inanırlar!.. Şimdi ben anlatsam… Onlar bana inanmazlar!.. Atıyor, derler!.. Abartıyor, derler!.. Ama sana inanırlar!.. Ah Hocam!.. Bu durumu aynen anlat!..

-Ya Kemal Bey ne diyorsun sen? Anlatmayı bırak yazacağım bile diyorum sana! Anlasana kardeşim!..

Zabıta Kemal sinirlenir gibi oldu:

-Yahu Hocam bırak şu yazma mazma işini! Dalga geçme benimle! Yazılarak anlatılır mı bu iş? Ders kitabı mı yazacaksın? Konuşsan yeter! Konuşarak anlatsan yeter! Sen konuş yeter be!

Zabıta Kemal biraz fazla öfkelendiğini tahmin edince aniden firene basarak kuşu kafesten kaçırmak istemedi. Bütün mülayimliğiyle tekrar kuzu postuna bürünen Zabıta Kemal, cami avlusunda acıklı bir ilahi okuyan derviş gibi konuşmasına kaldığı yerden devam etti:

-Ah Hocam! Kurban olurum Hocam! Sen anlat kâfi! Olur mu Hocam? Kalabalık bir ortamda anlat!.. O masadakilerin hepsi de bir aradayken anlat! Böyle böyle oldu de! Ben şahidim de! Onlar sana inanırlar! Ah Hocam!.. Gözünü seveyim unutma!.. Allah aşkına unutma!.. Uygun bir zamanda… Anlarsın ya… Hepsi bir aradayken bu durumu onlara anlat!.. Ah Hocam!.. Sakın ola unutma!..

Tarih:21 07 2016 15:48(2233) Facebook'ta Paylaş

Boytek Boyabat Kız Öğrenci Yurdu
1. Yorum: boyabatlı gurbetçı 29 07 2016 03:05
boyabatlı zabıta kemal baş boyabatın gördüğü en renkkli en güleç isimlerinden biridir.. saygılarımla ayrıca olayları güçlü kalmeiyle yazan hasan ün beye teşekkürlerimizi sunarız..


Yorumcuların dikkatine! Yasal Uyarı!

  1. Yorumlarınızı anlaşılır bir dille ve dilbilgisi kurallarına uygun olarak özenle yazınız. BÜYÜK HARF kullanmayınız. Tekrar okuyarak yanlışlarınızı düzeltiniz.
  2. Anlaşılmaz kısaltmalar yapmayınız.
  3. Lütfen yorumlarınızda terbiye dışı sözler kullanmayınız.
  4. Yazılan yorumların sorumluluğu yazarına aittir. Sonradan pişman olunacak hukuki sorunlarla karşılaşmamak için kişi veya kurumlara yöneltilmiş olan eleştirileriniz hakarete varmasın.
  5. Yorumlar denetlendikten sonra yayına verilecektir.
  6. Yazılarımızda yanlış ya da kusurlu bir konu bulunursa bunu lütfen bize bildiriniz.

Yukarıdaki Sözleşmeyi/Uyarıları kabul ediyorum.
'Evet' Yazın:
İsim:
E-mail: (isteğe bağlı)

| Beni Unut

Boytek Boyabat Kız Öğrenci Yurdu

Yahudilerin Üstün Cesaret Nişanı, İsrail’in kaderini değiştirdi …!


Her İnsan Bir Engelli Adayıdır


Övülenler, Eleştirenler, Suçlananlar Kim ne?


İYİ Parti İlçe Başkanı Mithat Mor, Mevlid Kandili Mesajı Yayımladı


Osman Çakır’dan kandil mesajı


Olmasa iyi ama, olmuş işte...


Ümit Ettiklerimiz Gelecek


17-25 Aralık da Sen Ne Yaptın?


Kazanmak Risk Almakla Mümkündür


Hisar İşçi


Cehaletin de bir sınırı var! İdam fetvalarını Dürrizâde vermiştir!


DİYABET / Diabetes Mellitus (Şeker Hastalığı)


Boyabat Müftülüğüne Bugün Güzel Bir Ders Verdim


Panayıra Götürmedi


Ayşe Hanım Neden Önemlidir?


Tuğla Sektörüne Dokunmayın, Çekin Elinizi!


Asılsız Haberleri Tespit Etmek İçin İpuçları


2017 Anayasa Değişikliği Halk Oylaması Sonuçları (16 Nisan 2017)


Kış Lastiği Takma Artık Otomobiller İçin de Zorunlu


Teşrik tekbiri başladı


Pirinçle meşhur olduk! Sıra domateste...


Boyabat'tan Kış Manzaraları


Boyabat'ı Hiç Böyle Gördünüz mü?


Geçim öncelikli eylem planı


Ortaya Karışık


Bellaforonte'nin Kenti TLOS


Sallım Çorba


Anlayamadıklarım


KÜNYE




Yazı ve Haberleriniz İçin:
boyabatgazetesi@boyabatgazetesi.com
haber@boyabatgazetesi.com
adreslerine E-posta gönderebilirsiniz




Aralık ayı ziyaretci sayısı:361539 DtGaNi

* ANASAYFA *