E-posta: boyabatgazetesi@boyabatgazetesi.com
Boytek Boyabat Kız Öğrenci Yurdu

Mimarın Suçu Yok

Hamdi Çarıkçı, okumuş olduğu kitapları biriktirmeye; daha doğrusu biriktirmiş olduğu bu kitaplarla bir kütüphane oluşturmaya henüz küçük yaşlarda karar vermişti.

Hamdi Çarıkçı, ergenlik çağlarına geldiği yıllarda, özellikle gazete ve dergilerde okumuş olduğu haberlerle daha da heyecanlanır:

”Ünlü Edebiyat Eleştirmeni Doğan Hızlan üç katlı evini kütüphaneye çevirdi!.. Doğan Hızlan’ın üç katlı evinde yirmi bin adet kitap bulunuyor!..”

“Eski Başbakanlardan Profesör Sadi Irmak’ın evindeki kütüphanesinde on bin adet kitap var!..”

“Başbakan Bülent Ecevit, annesinden miras kalan üç katlı evini kütüphane yaptı!.. Başbakan Bülent Ecevit’in kitap evinde on beş bin adet kitap bulunuyor!..”

İşte gazete ve dergilerden okumuş olduğu böyle haberler Hamdi Çarıkçı’yı olağanüstü bir şekilde heyecanlandırıyor ve kendisi de böyle bir kütüphane oluşturabilmek için çare üzerine çare düşünüyor, durmadan hayaller kuruyordu.

Hamdi Çarıkçı Boyabatlıydı. Boyabat’ın birkaç kilometre dışında üç dönümlük bir bağları vardı. Yani aile tarımla uğraşıyordu. En çok da sebze ve meyve yetiştiriyorlardı. Hey yıl nisan ayının başlarında bu küçük bahçelerindeki altı katı ahır olan ahşap evlerine taşınan ve ekim ayının sonlarına doğru tekrar Boyabat’taki iki katlı ahşap evlerine dönen ailenin böyle bir yaşantısı vardı. Sebze-meyve yetiştirerek, hayvan besleyerek geçimlerini sağlamaya çalışan ailesine küçük yaşlarda yardım ederek katkı sağlamaya çalışan Hamdi Çarıkçı’nın bu ilginç yaşantısı kendisine, özellikle kitap okuma konusunda büyük etki ediyor gibiydi. Evet. Hamdi Çarıkçı kitap okuyordu. Ama ne yazık ki kütüphane oluşturma konusunda Hamdi Çarıkçı hayallerine hemen kavuşamadı. Bir kere Hamdi Çarıkçı’nın on, on bir yaşlarına kadar okumuş olduğu kitapların birçoğu Teksas, Tommiks gibi resimli macera kitaplarıydı. Üstelik bu tür kitapları okuyan çocuklara hem aile büyükleri hem de okuldaki öğretmenleri iyi gözle bakmıyorlardı. İyi gözle bakmayı bırakınız bu tür kitapları okumak yasaktı!.. Baba, çocuğunu Teksas gibi bir kitap okurken yakalıyorsa basıyordu tokadı!.. Eğer okuldaki arama-taramalarda çantadan böyle bir kitap çıkarsa; hem öğretmenlerden dayak yiyordun hem de disipline sevk edilerek ağır bir disiplin cezası alıyordun!.. Velhasıl… Bu tür kitaplardan bir kütüphane oluşturmak fikrinden-istemeyerek de olsa-çabuk vazgeçti Hamdi Çarıkçı.

Peki… Yüzlerce, belki de bin adetten fazla Teksas, Tommiks kitabı olan Hamdi Çarıkçı bu kitaplarını nerede saklıyordu? Hani aile büyükleri kızıyorlar ya!.. Yakalandıkları zaman aile büyükleri ceza veriyorlardı ya!.. Bir kere Hamdi Çarıkçı’nın bu tür kitaplar okumasına bir tek babası kızıyordu. Anne kızmıyordu. Annesi oğlunun doğru bir iş yaptığına inanıyordu. Belki de durmadan tarlada tevekte çalışan, hayvanlarıyla ilgilenen; bir yandan da üç çocuğunun bakımıyla uğraşan; yemek yapmaktan bulaşık yıkamaktan aşırı derecede yorulan annenin; Teksas, Tommiks gibi kitapları değerlendirecek vakti bile yoktu. Uzatmayalım… Hamdi Çarıkçı bu resimli romanlarını önce birkaç yıl bağ evlerinin tavan arasında sakladı. Sonra da yattığı odada setin altında biriktirdi. Odadaki sergene kitaplarını koyarak sergilemeyi aklından bile geçiremedi küçük Hamdi. Sadece hayal etti. Yattığı yer yatağından sergendeki kitaplarının muhteşem görüntüsünü sadece hayal etti Hamdi Çarıkçı.

İlkokul döneminin ortalarına doğru; Tarkan, Tolga, Kara Murat ve Karaoğlan gibi dergileri de okumaya başlayan ama bu tür dergilerden de kütüphane oluşturma fikrinden çabuk vazgeçen Hamdi Çarıkçı hiç bıkmadan usanmadan hayal kurmaya devam etti. Özellikle ilkokul dördüncü sınıftan itibaren Kemalettin Tuğcu’nun hikâyelerini pek severek okuyan… Ortaokul yıllarında Ömer Seyfettin gibi hikâyecileri keşfeden… Lise döneminde roman okumaya başlayan Hamdi Çarıkçı; durmadan biriken kitaplarını odaların dolaplarına, setlerin altlarına yerleştirirken… Kitaplık özlemiyle de yanıp tutuşuyordu.

Hamdi Çarıkçı öğretmen olduktan sonra da kütüphane oluşturma fikrinden hiç vazgeçmedi. Hatta bu fikri daha da depreşmişti. Hem artık Hamdi Çarıkçı’nın okumuş olduğu şiir, öykü ver roman türü kitaplarının sayısı da gün geçtikçe çoğalıyordu. Fakat bu konuda işleri bir türlü istediği şekilde gitmiyordu Hamdi Çarıkçı’nın. Boyabat’taki evleri de iki katlı ve ahşaptı. Birinci kat kiraya veriliyordu. Biraz daha geniş olan ikinci katta kendileri oturuyorlardı. İkinci katta üç oda vardı. Bu üç odadan başka sonradan yapılmış olan bir oda daha vardı. Bu sonradan yapılmış olan oda mutfak olarak kullanılıyordu. Mutfağın devamında, penceresi olmayan bir bölüm vardı. Üstten bir kapakla arka bahçeye açılan bu bölüme saman dolduruluyordu. Yani bu bölüm de samanlık olarak kullanılıyordu. Birkaç tane inekleri vardı ve ineklerin kış yiyeceği olan saman da burada saklanıyordu. Kısacası, Hamdi Çarıkçı’ya evin en sapa yeri olan samanlıktan da fayda yoktu. Birinci katın girişinde, ikinci kata çıkan yolun yanı başında ahır vardı. Bu ahırın üzerinde de yine sonradan yapılmış olan küçük bir bölüm vardı. Bu bölüme de kışın inekler yesin diye mısır kapçıkları ve kurutulmuş ot yığınları konuyordu. Burasını bağımsız bir bölüm gibi gören, kısa bir müddet de olsa kitaplarını burada saklayan Hamdi Çarıkçı daha sonra bu fikrinden de vazgeçmek zorunda kaldı.

Oturmuş oldukları ikinci katta mutfaktan ve samanlıktan başka üç odanın olduğunu söylemiştik. Bu üç odanın bir tanesi ve en küçük olanı diğer odalara bakarak sapa bir yerdeydi. Bir kere-o da sofaya bakan-minnacık bir penceresi vardı.Bu yüzden bu odaya karanlık oda deniyordu. Hamdi Çarıkçı’nın annesi bu odaya genellikle fazla eşyalarını; yani, döküntüleri koyuyordu. Dediğimiz gibi sofaya bakan küçük bir camı olan bu karanlık oda oldukça da kasvetli bir yerdi.

Yatmış olduğu odanın dolaplarına, set altlarına kitaplarını koyan Hamdi Çarıkçı, gittikçe çoğalan kitaplarının yüzünden ne yapacağını şaşırmış bir şekilde kara kara düşünürken; annesinin almış olduğu yeni bir karar ortalığı güneş gibi aydınlatıvermişti. Hamdi Çarıkçı’nın yatmış olduğu odada bir metre boyunda bir buçuk metre eninde küçük bir vitrin vardı. Hamdi’nin annesi bu küçük vitrine bardak-tabak, çatal-kaşık gibi mutfak eşyaları koyuyordu. Bu küçük vitrinin yerine daha büyük bir vitrin alınınca, küçük vitrin karanlık odaya atıldı. Yani, küçük vitrin boşa çıktı. Ve!.. Bu küçük vitrine anında sahip çıktı Hamdi Çarıkçı:

-Anne!.. Bu vitrin benim olabilir mi?

Annesi oğlunun bu heyecanına şaşırmıştı:

-Olsun da!.. Oğlum sen bu vitrini ne yapacaksın ki?!

-Anne!.. Yıllardır kitaplarımı dolaplarda saklıyorum!.. Setlerin altında saklıyorum!.. Hepsini toplayarak bu küçük vitrine yerleştirmeyi düşünüyorum!..

Annesi oğlunun bu fikrine pek sıcak bakmamıştı ama karşı da çıkmadı:

-Peki. Ne yaparsan yap bakalım.

Hamdi Çarıkçı, küçük vitrini karanlık odanın başköşesine koydu. Daha doğrusu küçük vitrini oda kapısının tam karşısındaki köşeye yerleştirdi. Evin diğer oda dolaplarındaki, setlerin altındaki kitaplarını toplayan Hamdi Çarıkçı, vitrinin en üstündeki camlı bölüme kitaplarını büyük bir özenle bir bir yerleştirdi. Karanlık odanın çok küçük bir camı vardı. Yani odanın içi gün içinde bile doğru dürüst aydınlık değildi. Ama küçük vitrinin içine kitaplar yerleştirilince; sanki, karanlık odanın içine güneş doğmuştu, ay doğmuştu!.. Yıldızlar karanlık odanın içini pırıl pırıl aydınlatıyorlardı sanki!.. Odaya girer girmez başköşede bulunan küçük vitrinin içindeki kitaplarını gören Hamdi Çarıkçı’nın sevincine diyecek yoktu doğrusu. Bu arada yeni bir çekyat alındığı için odaların birinde bulunan eski bir yaylı somya da boşa çıkarak-tabii ki-karanlık odaya atıldı. Bu durum da Hamdi Çarıkçı’yı sevince boğdu! Çünkü, kitaplarının bulunduğu küçük vitrinin hemen yanı başına konan bu yaylı somyada yatmak, kitap okumak Hamdi Çarıkçı’ya çok ama çok büyük bir zevk veriyordu!..

Hamdi Çarıkçı’nın öğretmen olduğunu söylemiştik. Hamdi Çarıkçı öğretmen olarak çalıştığı köylerde de hiç boş durmadı. Durmadan çoğalan kitapları için, çalıştığı köyün ağaç ustalarına kitaplıklar yaptırdı. Bu kitaplıkları yaz tatilinde Boyabat’taki evlerine taşıyan Hamdi Çarıkçı yer darlığı yüzünden oldukça zorlanıyordu ama… Ev zaten küçüktü. Kitaplıklar küçük olan karanlık odaya sığmadıkları gibi diğer odaları da (annesinin tabiriyle)çirkin bir şekilde daraltıyordu. Fakat… İşte bu günlerde Hamdi Çarıkçı için bir umut ışığı daha doğdu. Birinci kattaki kiracıları çıkmıştı. Hamdi Çarıkçı’nın aşırı ısrarları sonucu buraya yeni kiracı almadılar. Binci katta da üç oda vardı. Buradaki karanlık odanın küçük penceresi de yoktu ama yola bakan odaların bir tanesi Hamdi Çarıkçı’nın projesi için biçilmiş bir kaftandı. Hiç vakit kaybetmeden odanın daha güzel olanına Hamdi Çarıkçı kitaplıklarını yerleştirdi. Yukarıdaki karanlık odaya bakarak hem daha büyük olan hem de kocaman bir penceresi olan bu odaya üç tane kitaplık yan yana konulunca ortaya muhteşem bir manzara çıkmıştı. Hamdi Çarıkçı odaya girip de kitap alırken veya okumuş olduğu bir kitabı kitaplığın rafına yerleştirirken zevkten dört köşe oluyordu. Evet!.. Nihayet Hamdi Çarıkçı’nın da bir kitaplık odası, bir kütüphane odası olmuştu. Hatta Hamdi Çarıkçı’nın bir kitap evi bile olmuştu diyebiliriz. Çünkü birinci kat artık kiraya verilmiyordu ki!.. Bu kat artık tamamen Hamdi Çarıkçı’ya aitti. Tıpkı ünlü edebiyat eleştirmeni Doğan Hızlan gibi; Başbakan Bülent Ecevit gibi Hamdi Çarıkçı’nın da artık bir kitap evi vardı!..İşte bu düşünce Hamdi Çarıkçı’yı mutluluktan uçurmaya yetiyordu. Hamdi Çarıkçı halinden çok memnundu ama ailesi bu konuda ne düşünüyordu ki acaba? Özellikle annesi:

-Tüh!.. Olmadı bu iş!.. Biz aşağı katı ne güzel kiraya veriyorduk!.. Hamdi’nin üç beş kitabı yüzünden kiraya veremiyoruz artık!.. Hiç olmasa ayda yüz lira alıyorduk!.. Az para mı? Çay- şeker paramız çıkıyordu en azından!..

Hamdi Çarıkçı’nın eşi de sevgili kayınvalidesini destekliyor muydu bu konuda? Hem de nasıl:

-Çok haklısın kız anne!.. Yüz lira yüz liradır!.. Azı görmeyen çoğu da göremez!.. Bunun kitapları yetti canımıza!..

-Senin mi yetti benim mi? Çocukluğundan beri setlerin altları, odaların dolaplarını hep kitaplarla doldurdu!.. Bu kadar kitabın turşusunu mu kuracak bilmiyorum ki!.. Fareler de yemiyor bunun kitaplarını!.. Halbuki eski dolaplar fareden geçilmiyor!..

Annesinin ve eşinin bu tür sohbetlerine ister istemez tanık olan Hamdi Çarıkçı ne yapıyordu? Ne yapacak? Üzülüyordu sadece!.. Hamdi Çarıkçı üzülüyordu ama üzüldüğüyle kalıyordu. Özellikle annesinin laf sokmaları hiç bitmiyordu ki:

-Oğlum!.. Şu kitapları at artık bir yere!.. Okuduysan okudun! Turşusunu mu kuracaksın? Aşağı katta halanın da hakkı var!.. Ablanın da kardeşinin de hakkı var!.. Kiraya verelim!.. Ayda yüz lira az para değil ki!..

Hamdi Çarıkçı genellikle sussa da arada bir patlamadan edemiyordu:

-Hayır anne!.. Orası benim kitaplığım!.. Kütüphanem!.. Halam da kardeşlerim de bana bir şey demezler!.. Oranın yüz lirasına mı ihtiyaçları var onların? Ben orayı kütüphane olarak kullanacağım!..

Hamdi Çarıkçı annesine böyle çıkışlarda bulunuyordu ama için için de çok üzülüyordu.

Hiçbir zaman tamamen kendisine ait bir kütüphanesi, kitaplığı veya kitap evi olmayan Hamdi Çarıkçı yeniden çare üzerine çare düşünürken; Boyabat’ın yeni kurulan Yıldız Mahallesinde bir kooperatife girdi. Hamdi çarıkçı bu kooperatife girdiğine çok sevindi. Hamdi Çarıkçı’nın çok sevinmesinin en büyük nedeni; evin çok güzel bir mevkii de olmasından veya evin kullanımının çok güzel olmasından değildi!.. Her kooperatif üyesine bir de küçük bir dükkânın düşmesi Hamdi Çarıkçı’nın çılgınca sevinmesine neden oluyordu. Yani, evden ziyade bu küçük dükkân kendisini çok mutlu etmişti. Hani dededen kalma eski ahşap evlerinin birinci katını hep başına kakıyorlar ya!.. Halanın da hakkı var kardeşlerinin de hakkı var diye hep laf sokuyorlar ya!.. İşte bitince kitaplarımı bu küçük dükkâna yerleştiririm diye için için seviniyordu Hamdi Çarıkçı. Ama bu arada şöyle bir olay gerçekleşti: Eski evin yarısının sahibi olan hala, hakkını satmak istedi. Hamdi Çarıkçı ile kardeşi birlikte halalarının hakkını aldılar. Daha sonra kardeşi de hakkını satmak istedi. Hamdi Çarıkçı kardeşinin de hakkını satın altı. Yani… Eski iki katlı ahşap ev tamamen Hamdi Çarıkçı’nın olmuştu. Hamdi Çarıkçı; yaşasın benim de artık Doğan Hızlan gibi kitap evim var diye sevinçten havalara uçuyordu ama bu arada annesi de boş durmuyordu:

-Oğlum!.. Yıldız Mahallesindeki yeni dairemize taşındığımız zaman bu evin aşağı katını da yukarı katını da kiraya verelim. Durulmayan ev çabuk göçer. Zaten yüz yıllık bina. Kiracılar eve bakarlar. Hem üç beş kuruş gelirimiz olur. Hiç olmasa çocukların bakkal masrafları çıkar. Bak çocukların büyüdükçe masrafları da o derece artıyor.

Çocuklarına sevgiyle bakan Hamdi Çarıkçı, annesinin bu tekliflerine çok kızıyordu ama yine de pek keyfini bozmuyordu. Küçük dükkân da yapılıyor ya…

-Tamam anne tamam!.. Şu küçük dükkânımız yapılsın da… Boşaltırım… Ben çocuklarımı düşünmüyorum mu sanki? Ben kütüphanemi çocuklarım için kuruyorum zaten!.. Çocuklarıma büyük bir sermaye olacak inşallah kütüphanem!..

Kitaptan sermaye mi olur lan diyerek yanından hışımla kalkarak uzaklaşan annesinin arkasından bazen gülümseyerek bazen de öfkeli bir şekilde bakıyordu Hamdi Çarıkçı.

1998 yılında Yıldız Mahallesindeki yeni dairesine taşınır taşınmaz Hamdi öğretmenin ilk işi hiç vakit kaybetmeden eski ahşap evlerinin aşağı katındaki kitaplığını yukarı katın en güzel odasına taşımak oldu. Kooperatif dairesinin küçük dükkânı henüz bitmemişti. Hem artık bu dükkâna da gerek falan yoktu. Ahşap da olsa Hamdi öğretmenin artık bir kitap evi var ya!.. Zemin kattaki küçücük dükkânı ne yapacaktı ki Hamdi öğretmen!.. Neyse. Bir iki hafta kadar uğraşan Hamdi öğretmen; bütün kitaplarını, kitaplıkların raflarına yerleştirdikten sonra, şöyle bir geriye çekilerek kitaplık odasını süzerken çok ama çok mutluydu.

Evet. İki katlı ahşap evini tıpkı ünlü edebiyat eleştirmeni Doğan Hızlan gibi kitap ev yapan Hamdi öğretmen mutluydu ama olumsuz şartlar bir türlü ortadan kalkmıyor gibiydi. Sanki ortaya daha büyük sorunlar çıkacak gibiydi. Bir kere… Hamdi öğretmenin iki katlı ahşap evinin bulunduğu sokağın sahipleri-aynen Hamdi öğretmen gibi-tek tek mahalleyi terk ediyorlardı. Sokak daha şimdiden boşalmış gibiydi. Sokağın sakinleri Boyabat’ın yeni kurulan mahallelerine taşınıyorlardı. Kısa süre içinde sokağın üç beş evi boşalınca; terk edilmiş bir mahalle görüntüsü hiç de iç açıcı değildi. Terk edilmiş veya boşalmış eski evlere kısa süre içinde baliciler, sarhoşlar ve serseriler de girip çıkmaya başlayınca sıkıntı daha da büyüdü. Sarhoşların, serserilerin girip çıktığı evler gittikçe daha da tehlikeli olmaya başladı. Nitekim bu evlerin birinde yangın çıktı. Yanı başındaki eski ev son anda kurtarılabildi. Birinin bahçe duvarı yıkıldı. Birinde fuhuş yapanlar yakalandı. Hamdi öğretmen bir gün eski evinin arkasındaki küçük bahçede bira şişeleri bulunca iyice ürktü. Evinin serseriler tarafından talan edileceğini, kitaplarının yakılacağını düşünen Hamdi öğretmen gerçekten de bu konularda çok kaygılanmaya başlamıştı. Ne yapayım diye kara kara düşünen Hamdi öğretmen, 2004 yılında Yıldız Mahallesinden bir arsa alınca yeniden ümitlendi. Fakat… Arsa aldıktan üç yıl sonra, 2007 yılında büyük bir sevinçle kapısını çaldığı Mimar Seyfullah Çınar, Hamdi öğretmenin hevesini kursağında koyuvermişti:

-Olmaz Hocam!.. Olmaz Hamdi Bey!.. Buraya iki katlı ev olmaaaz!..

-Neden olmaz?

-Hocam!.. Buranın imarı beş kat üzerine. Yarın, yanı başındaki arsaya adam beş katlı binayı diker.

-Diksin!

-Ama o binanın yanında çok komik kalır senin iki katlı evin!

-Kalsın!

-Olmaz Hocam!.. Adam balkondan sigara izmaritini senin çatına, balkonuna atar… Kızarsın. Halı-kilim çırparlar… Üzülürsün. Altta kalırsın Hocam altta kalırsın. Toz içinde boğulursun.

-Üç katlı olsun o zaman.

-Üç katlı da olmaz Hocam.

-Yahu sana ne kardeşim. Üç katlı olmaz diye kanun mu var?

-Şık olmaz Hocam şık olmaz. Çevren apartmanlarla dolunca sorun yaşarsın dedim ya. Arsayı merkezi bir yerden almışsın. Şöyle kenardan, biraz da yüksekçe bir yerden alsaydın o zaman olurdu. Ama buraya olmaz. Bak Hocam… Beni iyi dinle… Alta bir dükkân koyalım. Üzerine de dört daire yerleştirelim. Yani beş katlı bir plan çizelim.

-Olmaz abi. Ben beş katlı binayı bitiremem. Öğretmenlik maaşımla beş katlı binayı yapamam. Çok zorlanırım.

-Hocam… Kabasını bitirirsin. Sonra emekli olunca yavaş yavaş yaparsın.

-Olmaz abi. Üç kat yapalım. Tamam… Birinci kat dükkân olsun. Dükkânın üzerine de üç kat çıkalım. Yine dört oluyor ya!.. Ama… Üçüncü katın üzerinde… Çatı arasında üç tane oda istiyorum. Çatıyı biraz dik yaparsak, çatı arasına üç tane oda yerleştirebiliriz değil mi?

Mimar Seyfullah Çınar’ın kafası karışmıştı:

-Sen bu çatı arasındaki odaları ne yapacaksın?

Hamdi öğretmen, Mimar Seyfullah Çınar’ın sorusuna hemen cevap vermedi. Bakışlarını kaçırdı. Sağına soluna baktı. Şöyle bir düşündü. Ne yaparsam yaparım sana ne be kardeşim de diyemedi. Kısacası... Bu konunun ayrıntısına pek girmek istemeyen Hamdi öğretmen daha fazla dayanamayarak-ısrarla kendisinden bir cevap bekleyen Mimar Seyfullah Çınar’a- mahcup bir vaziyette döndü:

-Kitaplık yapacağım o odaları abi. Odanın birine ben kitaplıklarımı koyacağım. Diğer iki odayı da çalışma odası ve kütüphane yapmaları için çocuklarıma vereceğim.

Hamdi öğretmenin bu samimi konuşması Mimar Seyfullah Çınar’ın hoşuna gitmiş gibiydi:

-Tamam. Çok güzel. Yalnız… Bu odaları çatı arasına koymasak da… Üçüncü katın planını da aynen yukarı taşısak… Odalar daha kullanışlı ve çok daha şık olur. Banyo tuvaleti de aynen yukarı taşırız. Yola bakan büyük odaları terasa bıraksak… Elli beş metre kare terasın oluyor. Yani yarım bir dairemiz oluyor. Bu yarım daire-senin projen için-çok daha düzenli olur diye düşünüyorum.

Hamdi öğretmen Mimar Seyfullah Çınar’ın bu önerisini çok beğenmişti ama nedense bu güzel fikre şiddetle karşı çıktı:

-Olmaz Seyfullah Bey!.. O iş kesinlikle olmaz!.. Yarım daire işi dünyada olmaz!..

Mimar Seyfullah Çınar bu ters tepkiye bir anlam verememişti:

-Neden? Daha güzel değil mi? İstersek üçüncü katla; yani, senin oturacağın daire ile bu yarım daireyi içten bir merdivenle birleştiririz… Dubleks yaparız!..

Hamdi Çarıkçı bu konuyu tartışmak bile istemiyordu:

-Olmaz abi! Yarım daire işi olmaz!..

-Yahu Hocam neden olmaz? Sen üç tane kitaplık odası istemiyor musun?

Mimar Seyfullah Çınar iyi konuşuyordu ama Hamdi öğretmenin aklından geçenleri tam olarak bilmiyordu ki!.. Hamdi öğretmenin başına gelebilecekleri tahmin edemiyordu ki Mimar Seyfullah Çınar!.. Hamdi öğretmen de bu konuda daha fazla açılamıyordu. Sadece itiraz ediyordu o kadar!.. Boncuk boncuk terleyen Hamdi öğretmen sıkıntılı bir şekilde cevaplamaya çalıştı Mimar Seyfullah Çınar’ı:

-İstiyorum ama!.. Bu odalar çatı altında olsun!.. Üçüncü katın üzeri yarım daire gibi olmasın!..

-Hocam!.. Neden inat ediyorsun ki?! Bak beni dinle. Daha güzel olur. Kitaplık odaları daha kullanışlı olur. Hem ileride bu yarım dairenin terası da kapatılır ve ortaya iki tane daha oda çıkar. Yani burası da tam daire olur. Burayı da kiraya verirsin be Hocam.

Özellikle son cümle Hamdi öğretmenin hiç hoşuna gitmemişti:

-İşte bu olasılık olduğu için hiç olmaz diyorum ya!..

Hamdi öğretmenin ağzından çıkan son sözler de Mimar Seyfullah Çınar’ın kafasını allak bullak etmeye yetmişti.

-Allah Allaaah!.. Neyse… Peki Hocam!.. Öyle olsun!.. Dediğin gibi olsun!.. Yarım daire yapmayalım!.. Kitaplık odaları çatı altında olsun!..

Plan kısa sürede çizildi. Hamdi öğretmenin dediği olmuştu. Üç kitaplık odası da çatı altında olacaktı. Yolun altında kalan birinci kısım dükkân veya depo… Dükkânın üzerinde üç tane daire… Üçüncü katın üzerinde de çatı ve çatının altında üç tane kitaplık odası. Fakaaat!.. İnşaat başlayınca hele hele iş çatı katına gelince evdeki hesap çarşıya uymadı!.. Önce İnşaat Mühendisi Şemsettin Abacı uyardı Hamdi öğretmeni:

-Hamdi Hocam!.. Bu senin ustayı benim gözüm hiç tutmadı!.. Acemice sorular soruyor!.. Dediklerimi bir türlü anlayamıyor gibi geldi bana!.. Bu usta çatıyı da çatının altındaki üç odayı da yapamayacak gibi duruyor!.. Yüz kere anlattım yine anlamıyor!.. Sen de gel şu inadından vazgeç!.. Biz bu çatı katını da aynen altındaki daire gibi devam edelim. Ama daha önce konuştuğumuz gibi yarım daire yapalım. Banyo tuvalet aynen yukarı devam etsin. Yarım dairenin ön kısmına elli beş metrekarelik bir teras bırakalım. Diğer üç odayı da kitaplık odası olarak bırakalım. Bu kitaplık odaları da tıpkı aşağıdaki dairelerin odaları gibi bütün olsunlar. Bu odaların üzerine de çatımızı yapalım. Terasın üzerini başka türlü örteriz. Sen bizi dinle! Bu usta çatıyı yüzüne gözüne bulaştıracak… Biz bu işi böyle yapalım diyorum sana.

İnşaat Mühendisi Şemsettin Abacı böyle konuşur da Mimar Seyfullah Çınar susar mı?

-Tabii ya!.. Fıstık gibi olur!.. Ben Hocama kaç kere söyledim!.. Çatı arasına oda yerleştirmek öyle her babayiğidin işi değil ki!.. Her usta bu işi beceremez ki!.. Açıları tutturamaz!.. Hem yarım daire yaparsak çatı daha da yüksek olur. Ev beş katlı bina gibi olur. Yani binamız daha yüksek olur. Çevresine yapılacak büyük binaların yanında sırıtmaz.

Kısacası… Çatı ustasının beceriksiz çıkacak gibi durması yüzünden; mimarın ve inşaat mühendisinin fikirlerine-istemeyerek de olsa-sıcak bakmak zorunda kalmıştı Hamdi öğretmen:

-Eh ne yapalım!.. Madem öyle diyorsunuz!.. Dediğiniz gibi olsun bari!..

Hamdi öğretmenin ağzından çıkan bu sözler çok acıklı, çok mahzun ve çok derinden çıkmıştı. Tıpkı… Çile odasının kırkıncı gününde tamamen teslim olmuş bir derviş gibi inlemişti Hamdi öğretmen.

2010 yılında inşaat tamamlandı. 2010 yılının aralık ayında Hamdi öğretmen üçüncü kattaki dairesine taşındı. Üçüncü katın üstündeki yarım dairede bulunan üç odadan birisine kendi kitaplarını taşıyan Hamdi öğretmen; diğer iki odadan birisini lise son sınıfa giden kızına, diğerini ise ilköğretim sekizinci sınıf öğrencisi olan oğluna verdi. Fakat buna rağmen; artık bağımsız bir kütüphanesi olan; kütüphanelerin tapusu da dairelerin tapusu da kendi üzerine olan Hamdi öğretmen; haline şükretse de sevinçten havalara uçsa da yine de içi bir türlü tam manasıyla rahat değildi. Tedirginliği de kaygısı da hiç bitmiyordu Hamdi öğretmenin.

Dükkân hemen depo olarak kiraya verildi. Birinci ve ikinci katlar kısa sürede kiracılarla doldu. Ve!.. Yeni dairelerine taşınalı henüz bir ay bile olmadan… Hamdi öğretmenin korktuğu başına geldi. Önce annesi homurdanmaya başladı Hamdi öğretmenin:

-Tüh!.. Yine yanlış yaptı bizim Hamdi!.. Şuraya bak!.. Millet sokakta harıl harıl kiralık daire arıyor!.. Keşke yukarıyı da tam daire yapsaydık!.. Yarım daire de nereden çıktı?! Yukarıyı da yarım daire yapacağımıza aha burası gibi tam daire yapsaydık şimdi orasını da kiraya verirdik. Dört yüz lira az para mı? Sene de dört bin sekiz yüz lira eder. İki senede dokuz bin altı yüz lira eder. On senede kırk sekiz bin lira!.. Sene dediğin ne ki… Hemen geçiyor. On senede kırk sekiz bin lira az mı? Tüh!.. Gitti canım daire!.. Hamdi’nin üç beş kitabı yüzünden her ay dört yüz lirayı kaybedeceğiz!.. Gitti paralar!.. Yazık günah!.. Üç kitabın yüzünden!..

Hamdi öğretmenin annesi bu şekilde konuşurken eşi ne yapıyordu? Hamdi öğretmeni mi destekliyordu? Tabii ki hayır:

-Ama ben dedim kız anne!.. Hamdi… Herkes bu mahalleye taşınıyor!.. Öğretmen, polis hep bu mahallede oturuyor!.. Bu mahallede evler hiç boş kalmaz!.. Burada daireler iyi para getirir!.. Gel inat etme… Burayı da tam daire yapalım, dedim. Dinlemedi ki!.. Tutturdu bir kitaplık yapacağım diye!.. Bir türlü inadından vaz geçiremedim ki!.. Çocukları da baştan çıkardı!.. Onlar daha küçük!.. Faydayı zararı bilmiyorlar ki!.. Paranın nasıl kazanıldığından haberleri yok ki! Ayda dört yüz liranın aile bütçesine olan katkısını hesaplayamıyorlar ki! Bizim de kitaplığımız olacak diye sevinip duruyorlar!.. Çocuk işte ne olacak. Dört yüz lira az para değil. Her ay dört yüz lira da bu daireden alsaydık fena mı olurdu? Olmazdı tabii ki. Ekmek paramız çıkardı. Ama sen dur anne… Sen dur… Ben yapacağımı biliyorum. Sen hiç merak etme. Şimdi cam balkon diye bir şey çıktı. Elimiz biraz ferahlasın… Biz de ileride terası cam balkonla kapattığımız zaman ortaya iki tane daha büyük oda çıkıyor!.. Al sana tam daire!.. Orasını da kiraya veririz olur biter!..

-İnşallah kızım!.. Ağzına sağlık! Hadi göreyim seni!.. Hallet şu işi!..

Küçüklüğünden beri bir kitap ev oluşturabilmek için yanıp tutuşan, gece-gündüz durmadan hayaller kuran ve nihayet sonunda bu hayalini gerçekleştirdiğini sanan Hamdi öğretmenin dediği yine olmamış veya olmayacak gibiydi. Korktuğu başına gelmişti Hamdi öğretmenin. Dırdırlar, başa kakmalar, laf sokmalar tahmin ettiğinden de daha erken sürede başlamıştı. Yarım daire olmasın, odalar çatı arasında olsun, tek küçük olsunlar da illaki çatı arasında olsunlar diye çırpınıp duran Hamdi öğretmen başına gelecekleri doğru tahmin etmişti.

Annesinin ve eşinin her fırsatta kendisine laf sokmalarını, kinayeli konuşmalarını duyarken; yüzünü buruşturan, kaşlarını çatan, dişlerini gıcırdatan, bakışlarını sertleştiren Hamdi öğretmen; “Ah Mimar Seyfullah Çınar ah!.. Ben bu işin böyle olacağını biliyordum!.. Bu yarım daire işi senin başının altından çıktı!.. Kitaplık odaları çatının altında olsaydı bunlar böyle konuşamazlardı! Odalar küçük olsaydı… Odalar çatı altında olsaydı… Odalar kiraya verilemeyecek durumda olsaydı… Çatı altındaki odaların tam daireye dönüşme olasılığı hiç olmasaydı bunlar böyle konuşamazlardı! Ah Mimar Seyfullah Çınar ah!..” diye öfkeli bir şekilde mırıldanırken televizyondaki ana haberleri-sinirinden-dinleyemiyordu bile.

Tarih:29 12 2016 19:37(1148) Facebook'ta Paylaş

Boytek Boyabat Kız Öğrenci Yurdu

Yorumcuların dikkatine! Yasal Uyarı!

  1. Yorumlarınızı anlaşılır bir dille ve dilbilgisi kurallarına uygun olarak özenle yazınız. BÜYÜK HARF kullanmayınız. Tekrar okuyarak yanlışlarınızı düzeltiniz.
  2. Anlaşılmaz kısaltmalar yapmayınız.
  3. Lütfen yorumlarınızda terbiye dışı sözler kullanmayınız.
  4. Yazılan yorumların sorumluluğu yazarına aittir. Sonradan pişman olunacak hukuki sorunlarla karşılaşmamak için kişi veya kurumlara yöneltilmiş olan eleştirileriniz hakarete varmasın.
  5. Yorumlar denetlendikten sonra yayına verilecektir.
  6. Yazılarımızda yanlış ya da kusurlu bir konu bulunursa bunu lütfen bize bildiriniz.

Yukarıdaki Sözleşmeyi/Uyarıları kabul ediyorum.
'Evet' Yazın:
İsim:
E-mail: (isteğe bağlı)

| Beni Unut

Türk Ulusunun Başı Sağ Olsun


Tuğla Sektörüne Dokunmayın, Çekin Elinizi!


Boyabat Dörtyol Sürücü Kursu Yeni Dönem Kayıtları Başlamıştır


Sinopta Kilise-Haç Sembolü-Diyojen Sevicileri..!


Sabırlı görevliyi tebrik ediyorum


Türkiye insan görünümlü robot milletvekili icat ederek tarihe geçti


Maskeli Fırıldaklar


Devl’et


Yanlış, herkes için yanlıştır!


Demokratik, Laik ve Bilimsel Eğitim


Asılsız Haberleri Tespit Etmek İçin İpuçları


2017 Anayasa Değişikliği Halk Oylaması Sonuçları (16 Nisan 2017)


29 Eylül Dünya Kalp Günü


Kış Lastiği Takma Artık Otomobiller İçin de Zorunlu


“Selam” üzerine bir derleme


Sonbaharın Sesi…


Teşrik tekbiri başladı


Pirinçle meşhur olduk! Sıra domateste...


Boyabat'tan Kış Manzaraları


Boyabat Çemberinin Köyden Kente Göçü


Öküze Gâh Dedim


Boyabat'ı Hiç Böyle Gördünüz mü?


Geçim öncelikli eylem planı


Ortaya Karışık


Bellaforonte'nin Kenti TLOS


Sallım Çorba


Anlayamadıklarım


KÜNYE




Yazı ve Haberleriniz İçin:
boyabatgazetesi@boyabatgazetesi.com
haber@boyabatgazetesi.com
adreslerine E-posta gönderebilirsiniz




Ekim ayı ziyaretci sayısı:598547
DtGaNi


* ANASAYFA *