E-posta: boyabatgazetesi@boyabatgazetesi.com
Boytek Boyabat Kız Öğrenci Yurdu

Cep Telefonu

1999-2000 Eğitim-Öğretim Yılı’nın temmuz ayında dört öğretmen arkadaş Milli Eğitim Bakanlığı’nın Ankara’da Teknoloji Genel Müdürlüğü bünyesinde açmış olduğu “Bilgisayar NT Kursu” çalışmalarına katılmak üzere özel bir arabayla Boyabat’tan hareket ederler.

Özel oto öğretmenlerimizden bir tanesine aittir. Dört öğretmen arkadaştan üç tanesinin cep telefonları vardır ama ne yazık ki bir tanesinin henüz cep telefonu yoktur. Telefonu olmayan öğretmen yakın çevresinin de uzak çevresinin de tüm ısrarlarına rağmen hâlâ cep telefonu almamak için inat ediyor; üstelik bu görüşünü de hararetli bir şekilde savunmaya devam ediyordu:

-Kardeşim… Özenti bu işler. Cep telefonu hem sağlığımız için tehlikeli bir alet hem de oldukça masraflı. Sabit telefon neyimize yetmiyor. Sonra, on dakikada bir telefonla konuşmak da neyin nesi?!

Diğer üç öğretmen arkadaş en az birkaç yıldır cep telefonu kullanmakta ve teknolojinin nimetlerini de her fırsatta çevrelerine ballandıra ballandıra anlatmaktadırlar:

-Geri kafalılığın lüzumu yok. Teknolojiyi kullanacaksın arkadaşım. Teknolojinin nimetlerinden faydalanacaksın. O zaman tarlalarımızı da kara sabanla sürmeye devam edelim. Traktörü de kullanmayalım. Harmanımızı öküzlerle dövmeye çalışalım. Biçerdöveri tarlamıza sokmayalım. Ama olur mu? Elin adamı aya gidiyor. Biz de teknolojinin nimetlerinden faydalansak ya. Ben anlamam kardeşim. Çağımız uzay çağı. Hız çağı. Bilgi çağı. Öğretmen örnektir. Öğretmen idoldür. Bir öğretmen, ucuzundan da olsa küçük bir cep telefonu almalı. Ne lüzumu var… Telefon kulübelerinin önünde jetonla telefon edebilmek için sıra beklemeye. İşimiz var gücümüz var canım.

Dört öğretmen arkadaş Boyabat Avcılar Kulübü’nün önünde sabah saat 09.00’da buluşup özel arabalarıyla hareket etmeye hazırlanırlarken; önce, arabanın sahibi olan ve arabayı kullanacak olan Şahin Ulu isimli öğretmen cep telefonunu-tıpkı tabanca çıkarır gibi-havalı bir şekilde belinden çıkartırken de tıpkı bir kovboy gibi haykırdı:

-Hanım!.. Şimdi Avcılar Kulübü’nün önünden hareket etmek üzereyiz! Hadi öptüm! Çocukları da benim için öp!

Şahin Bey arabasını çalıştırırken, Muzaffer Gür isimli öğretmen de cep telefonunu büyük bir ciddiyetle sağ kulağına götürdü:

-Oğlum!.. Annen nerede? Onun telefonu sen de ne geziyor?

-Annem mutfakta baba! Annemin telefonuyla oynuyordum işte! Yola çıktınız mı?

-Oğlum şimdi hareket ediyoruz! Avcılar Kulübü’nün önünden kalkıyoruz! Hadi annene selam söyle!

Mustafa Yüncü, diğerlerinden hiç geri kalır mı? Kan davalısını görmüş gibi beline sarılan Mustafa Bey, cep telefonuyla konuşmaya başladığı zaman Şahin Bey’in 78 model Renault marka arabası da Avcılar Kulübü’nün hemen yanı başındaki köprüyü geçmek üzereydi:

-Alooo!.. Hanım!.. Şimdi hareket ettik!.. Köprüyü geçmek üzereyiz!..

-Köprü mü? Vay canına be!.. Ne zaman vardınız Taşköprü’ye Mustafa?

-Ne Taşköprü’sü kız? Yeni Mahallenin girişindeki köprüyü diyorum!.. Şimdi hareket ettik diyorum ya!.. Uçak mı kız bu? Kapat!..

Mustafa Bey öfkeli bir şekilde cep telefonunu, kemerine takılı olan telefon kabına yerleştirirken de sinirli bir şekilde homurdanmadan edemedi:

-Ulan keşke ben de sizin gibi bir öğretmenle evlenseydim!.. Şimdi köprüyü geçtik diyorum… Taşköprü’ye ne zaman vardınız diyor!.. Cahille uğraşmak çok zormuş canım çoook!.. Neyse. Buna da şükür… Vezirköprü de diyebilirdi!..

Renault marka arabanın içinde kahkahalar patlarken, cep telefonu olmayan Yakup Bey de atılan bu coşkulu kahkahalara eşlik etmeden duramadı. Ama tabii ki Yakup Bey diğer arkadaşları gibi cep telefonuyla konuşamamıştı. Hani Yakup Bey’in cep telefonu yoktu ya. Eşi ve çocuklarıyla evde vedalaşan Yakup Bey, cep telefonu olan arkadaşlarının-sanki evde vedalaşmamışlar gibi-bir kere daha cep telefonlarıyla; eşleriyle konuşmalarını pek dert etmemiş gibi duruyordu. Hatta, arabanın arka koltuğunun sağ tarafında oturan Yakup Bey muzip bir şekilde gülümsemeden de edememişti. Renault taksi Yeni Mahalle’yi şimşek gibi geçip de şehrin hemen dışındaki Pazar Yokuşu mevkiine gelince Şahin Ulu’nun eşi aradı:

-Alo Şahin neredesiniz?

Şahin Bey büyük bir memnuniyetle cevapladı sevgili eşini:

-Pazar Yokuşunu çıkıyoruz canım! Gidiyoruz işte! Hadi öptüm!

-Öptüm canım!

Muzaffer Gür az önce mutfakta olduğu için görüşemediği eşini bir kere daha aradı:

-Alo!..

-Alo baba!..

-Oğlum annen hâlâ mutfakta mı? Benim yokluğumda su böreği mi yapıyorsunuz yoksa? Çabuk ver şu telefonu annene!..

-Alo Muzaffer!.. Neredesiniz?

-Pazar Yokuşunu iniyoruz! Sen ne yapıyorsun kız bir saattir mutfakta? Telefonunu yanına alsana! Cep telefonunu kullanmayı bir türlü öğrenemedin gitti be!.. Benim yokluğumda ziyafet mi çekiyorsun çocuklara?

-Aşk olsun Muzaffer!.. Ben her zaman mutfakta değil miyim zaten? Çocuklara bir şeyler hazırlıyorum işte! Kapatmak zorundayım! Ocakta yemeğim var! Hadi beni sık sık ara! Merakta bırakma bizi!

Mustafa Yüncü bir kere daha elini beline attı:

-Alooo!.. Hanım ne haber?

-İyiyim!.. Neredesiniz?

-Sanayii geçmek üzereyiz!

-Sanayii mi? Hangi sanayii?

Baltayı taşa vurmamak için bir kere daha kendisini zor tuttu Mustafa Bey. Kızardı, bozardı… Kendisini güçlükle toplayan Mustafa Bey konuşmasına kaldığı yerden devam etti:

-Hangi sanayii olacak kız?! Tabii ki Boyabat sanayisini! Kastamonu sanayisi olacak değil ya!.. Zaten beş dakika oldu yola çıkalı!.. Neyse hadi eyvallah… Sen de ara olur mu?

-Olur olur ararım merak etme! Hadi iyi yolculuklar!

Mustafa Bey’in eşiyle bu üslupta konuşmasına kahkahalarla gülünürken de Renault marka taksi kara şimşek gibi Boyabat’ın tuğla fabrikalarını bir bir geride bırakırken de telefonlar hiç susmadı:

-Hanım!.. Tuğla fabrikalarını şimdi geçiyoruz!..

-Kızım!.. Annene söyle Osman köyüne vardık!..

-Baba!.. Gökçeağaç Sakızına hâlâ varmadınız mı ya?!

-Şu anda Sakızı geçiyoruz oğlum!..

-Şahin!.. Hanönü’ne daha gelmediniz mi?

-Aha da Hanönü’ne giriyoruz canım!..

-Muzaffer Taşköprü’ye gelince beni ara!

-Mustafa köprüye hâlâ varmadınız mı?

-Hangi köprüye kız? Taşköprü’ye mi Vezirköprü’ye mi? Bu bölgede iki tane köprü var!.. Bir şeyin adını bir kere de doğru söylesene!

-Canım sen de anlasana!.. Taşköprü’ye tabii ki!.. İnsanı hemen de mal yerine koyma!..

-Geçtik kız geçtik kızma! Taşköprü’yü on dakika önce geçtik! Neredeyse Germeç’e geleceğiz kız!

-Hadi Kastamonu’ya gelince ara beni!

-Baba!.. Kastamonu’ya girdiniz mi?

-Kızım!.. Kastamonu’dan az önce çıktık. Şu anda Ilgaz’a doğru yol alıyoruz!

-Muzaffer neredesiniz?

-Ilgaz’dayız canım!

-Mustafa!.. Doğru Yol tesislerine vardınız mı?

-Yok anam!.. Eğri yol tesislerindeyiz!.. Şaka kız şaka!.. Vardık tabii ki!.. Şu anda yemek yiyoruz! Az sonra yola çıkacağız!

-Çıkarken ara e mi?

-Tamam tamam! Hadi kapat! Çok kontör yakıyorsun kız!..

Ankara’ya kadar bu konuşmalar devam etti mi? Etti. Hem de bütün hızıyla. Telefonlar, Ankara’ya vardıkları zaman da hiç susmadı:

-Hanım!.. Şu anda Ankara’ya giriyoruz!

-Hanım!.. Anıtkabir göründü kız!..

-Hanım!.. Aha şimdi Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin önünden geçiyoruz!..

-Baba!.. Ulus’taki Atatürk heykeli göründü mü?

-Görmedim oğlum be!.. Oradan geçtik mi vallahi farkında bile değilim!.. Ama seni Anıtkabir’e mutlaka götüreceğim ha!..

-Hanım!.. Şu anda Ankara Başkent Öğretmen Evi’nin önündeyiz!..

-Muzaffer!.. Öğretmen Evine girdiniz mi?

-Mustafa!.. Yataklarınıza yattınız mı?

-Ne yatması kız!.. Daha akşam yemeği bile yemedik!.. Önce bir dinlenelim hele!..

-Şahin!.. Ne yaptınız?

-Odalarımıza çekildik hanım!.. Azcık dinlendikten sonra Öğretmen Evinin lokantasında yemek yiyeceğiz!

-Muzaffer yemeğe indiniz mi?

-İnmedik daha hanım! Yatağa şöyle bir uzanmıştım… İçim geçmiş biraz ya!..

-Mustafa yemek yediniz mi?

-Çatlatma kız adamı!.. Zaten kusa kusa geldim!.. Biraz dinlenerek kendime geleyim… Az sonra yeriz herhalde!..

-Baba Ankara nasıl ya?

-Dur biraz kendime geleyim de öyle konuşalım!

-Muzaffer yemekler güzel mi?

-Mustafa, Öğretmen Evinin çatal-kaşıkları temiz mi bari?

Cep telefonu olan üç öğretmen arkadaş eşleriyle ve çocuklarıyla konuşurlarken Yakup Bey ne yapıyordu? Yakup Bey ne yapacak? Yakup Bey, Başkent Öğretmen Evi’nin önündeki telefon kabinlerinden birinin önünde sıraya geçmiş; avucundaki jetonlarla oynayarak; Boyabat’taki ailesiyle konuşabilmek için sıranın kendisine gelmesini bekliyordu!.. Sıra bekliyordu ama elindeki jetonlara bir bakan, büyük bir panikle elini cebine atan Yakup Bey, üzerinde yeteri kadar jetonun olmadığını fark etti. Velhasıl, sırasını terk eden Yakup Bey, hemen çevrede jeton satılan bir dükkân aramaya başladı. Yarım saat sonra güçlükle, jeton satılan bir büfe bulabilen Yakup Bey, tekrar telefon kabinlerinin önüne gelip de en kısa kuyruğun bile en az otuz metre olduğunu görünce morali iyice bozulur gibi oldu.

Kısacası… Yakup Bey, sırası gelip de Boyabat’taki ailesiyle konuşana kadar; diğer üç öğretmen arkadaşı çoktaaan yemeklerini yemişler, çaylarını içmişler ve odalarına çıkarak istirahat etmeye başlamışlardı bile!..

Yani… Bir haftalık Bilgisayar NT Kursunu bitirip de Boyabat’a döndüğü zaman Yakup Özgüneş’in ilk işi kendisine bir cep telefonu almak olmuştu.

Tarih:11 01 2017 20:54(1271) Facebook'ta Paylaş

Boytek Boyabat Kız Öğrenci Yurdu

Yorumcuların dikkatine! Yasal Uyarı!

  1. Yorumlarınızı anlaşılır bir dille ve dilbilgisi kurallarına uygun olarak özenle yazınız. BÜYÜK HARF kullanmayınız. Tekrar okuyarak yanlışlarınızı düzeltiniz.
  2. Anlaşılmaz kısaltmalar yapmayınız.
  3. Lütfen yorumlarınızda terbiye dışı sözler kullanmayınız.
  4. Yazılan yorumların sorumluluğu yazarına aittir. Sonradan pişman olunacak hukuki sorunlarla karşılaşmamak için kişi veya kurumlara yöneltilmiş olan eleştirileriniz hakarete varmasın.
  5. Yorumlar denetlendikten sonra yayına verilecektir.
  6. Yazılarımızda yanlış ya da kusurlu bir konu bulunursa bunu lütfen bize bildiriniz.

Yukarıdaki Sözleşmeyi/Uyarıları kabul ediyorum.
'Evet' Yazın:
İsim:
E-mail: (isteğe bağlı)

| Beni Unut

Ayşe Hanım Neden Önemlidir?


Dün-Bugün-Yarın..!


Türk, Türkler ve Türklük Üzerine


21 Ekim Dünya Gazeteciler Günü Kutlu Olsun!


Kiralık Daire


“Türkçülük bölücülüktür”diyen AKP lideri suç sende değil


Panayıra Götürmedi


Ne mutlu Türküm diyene...


Hüseyin Cömert Farkı


Tuğla Sektörüne Dokunmayın, Çekin Elinizi!


Sabırlı görevliyi tebrik ediyorum


Maskeli Fırıldaklar


Demokratik, Laik ve Bilimsel Eğitim


Asılsız Haberleri Tespit Etmek İçin İpuçları


2017 Anayasa Değişikliği Halk Oylaması Sonuçları (16 Nisan 2017)


29 Eylül Dünya Kalp Günü


Kış Lastiği Takma Artık Otomobiller İçin de Zorunlu


Teşrik tekbiri başladı


Pirinçle meşhur olduk! Sıra domateste...


Boyabat'tan Kış Manzaraları


Boyabat Çemberinin Köyden Kente Göçü


Boyabat'ı Hiç Böyle Gördünüz mü?


Geçim öncelikli eylem planı


Ortaya Karışık


Bellaforonte'nin Kenti TLOS


Sallım Çorba


Anlayamadıklarım


KÜNYE




Yazı ve Haberleriniz İçin:
boyabatgazetesi@boyabatgazetesi.com
haber@boyabatgazetesi.com
adreslerine E-posta gönderebilirsiniz




Ekim ayı ziyaretci sayısı:730999
DtGaNi


* ANASAYFA *