E-posta: boyabatgazetesi@boyabatgazetesi.com
Boytek Boyabat Kız Öğrenci Yurdu

Deli Mustafa F

Mustafa Cemil Dağıstanlı; gençlerle muhabbet yapmayı, gençlerle oturup gezmeyi; hele hele gençlerle işbirliği yapmayı hiç ama hiç sevmiyor!

Mustafa Cemil’in hiç yüz vermediği, kesinlikle muhatap olmadığı ve hep şüpheli gözlerle baktığı Boyabatlı gençlerden bir tanesi de Sinan Tekke’dir. Ama Sinan Tekke, Mustafa Cemil ağabeysini çok sever ve sayar. Bir dediğini iki etmez. Abim, der. Reis, der. Saygıda-hele hele toplum içinde-kusur etmemek için olağanüstü bir gayret gösterir. Buna rağmen, Mustafa Cemil, Sinan Tekke’ye karşı yedi yirmi dört tetiktedir. Gerçi, sadece Sinan Tekke değil ki… Boyabat’ın bütün gençleri-özellikle de kabadayılığa meraklı olanları-Mustafa Cemil’i severler ve sayarlar. Tabii ki bunlara da pek yüz vermez Mustafa Cemil. Hele hele Sinan Tekke’nin kırmızıçizgileri geçmesine asla müsaade etmez Mustafa Cemil Dağıstanlı.

Mustafa Cemil Dağıstanlı’nın sık sık sohbet ettiği öğretmenlerden Hazım Körükçü, bir gün kendisini bu konuda eleştirir:

-Mustafa… Gençlere karşı biraz haksızlık yapmıyor musun? Bak, onlar seni seviyorlar. Saygıda kusur etmiyorlar. Ama sen onlara karşı çok acımasızsın. Biraz hoş görülü ol be kardeşim.

Mustafa Cemil, Hazım öğretmenin bu sözlerini zerre kadar kaile almaz:

-Hocaaa! Hocaaa! Senin o minnacık ilkokul talebeleriyle birdirbir, dokuztaş oynamana benzemez bu iş! Gençlere yüz verirsen; yarın, astarını isterler! Hem ne demiş atalarımız: Bebekle bulgur yeme; üstüne püskürür! Ya… İşte böyle. Karışma benim işime. Sen kendi işine bak.

Kısacası… Ne Sinan Tekke ne de diğer gençlerle ilgili görüşleri hiç değişmez Mustafa Cemil’in.

Bu sohbetin üzerinden bir yıl falan geçer. 2000 yılının temmuz ayında, oldukça sıcak bir günün öğle saatlerinde çay içmek ve biraz da serinlemek için parka gider Hazım öğretmen. Koyu bir çam gölgesindeki boş masayı görerek sevinen Hazım öğretmen sandalyesini altına çekerken de kendisine çay söyler. Gazetesini açıp da çayından da bir yudum içmişti ki masasına iki misafiri gelir Hazım öğretmenin. Bu iki kişiden biri Sinan Tekke, diğeri ise; Seğmen Naci namıyla tanınan Naci Akdoğan’dır. Fakat, Seğmen Naci’de de Sinan Tekke’de de acayip bir gariplik vardır. Sıcaktan aşırı derecede bunalmış bir vaziyette… Nefes nefese kalmış bir durumda… Oflaya puflaya… Gerine gerine… Karınlarını tutarak… Sandalyelerine güçlükle otururlar. Yani; Seğmen Naci’nin de Sinan Tekke’nin de sıkıntıları büyük gibidir. Sıkıntının nedeni de şudur: Seğmen Naci İle Sinan Tekke birkaç arkadaşlarıyla birlikte öğle yemeğinde saç kebabı yaptırırlar. Beş altı kilo kuşbaşı dana etinden yaptırmış oldukları saç kebabını, dört arkadaş, aşırı öğle sıcağında büyük bir iştahla yerler. Birer somun ekmeği saç kebabının yağına banarak karınlarını iyice doyururlar. Kısacası, aşırı tokluktan sığınamayan Seğmen Naci ile Sinan Tekke, Hazım öğretmenin masasına geldikleri zaman patlamaya hazır birer bomba gibiydiler. Seğmen Naci ah, of, öldüm anam diye inleyerek, masaya gelen garsona; oğlum bir maden suyu daha getir, derken; Sinan Tekke aniden gevrek gevrek gülmeye başladı. Sinan Tekke hınzırca gülmesini sürdürerek, bir yandan da parkın hemen yanı başındaki köprüde yürüyen vatandaşa ısrarla bakmaya devam edince; arkadaşının baktığı yere-tok karnını okşayarak-bakan Seğmen Naci’nin de bir anda yüzünde güller açılıvermişti. Sinan Tekke, Seğmen Naci’nin köprüde yürüyen vatandaşa baktığının farkında değildi. Olağanüstü bir şekilde gevrek gevrek gülmeye devam ederken; yine olağanüstü hınzırca,

-Aha Mustafa ağabeyim de geliyor, dedi.

Seğmen Naci, tokluktan sığınamadı için, hemen cevap veremedi Sinan Tekke’ye. Birkaç defa derin derin nefes alıp verdikten ve aşırı tok göbeğini de şöyle bir sıvazladıktan sonra; dünyanın en mutlu insanı gibi gülümseyerek; ama, sanki Mustafa Cemil’in parka girerek masalarına oturacak olmasından da pek memnun olmayacakmış gibi bir tavır takınarak, mizahın zirvesindeki baş koltukta oturan tiyatro sanatçısı gibi tane tane konuştu:

-Geliyor ya… Artık akşama kadar konuşur… Yunana Yunan demiş…

Seğmen Naci’nin ağzından çıkan son cümle bardağı taşırmıştı. Sinan Tekke gözlerinden yaş gelene kadar güldü. Tabii ki Seğmen Naci de aksırarak, tıksırarak; aşırı tok göbeğini sıvazlayarak, kahkahalarla gülerek genç arkadaşına eşlik etti.

Hazım öğretmen de parkın diğer köşelerinde oturan diğer müşteriler de aşırı sıcakta atılan bu kahkahalara da iki arkadaşın bu kadar neşelenmelerine de bir anlam verememişlerdi. Hele Hazım öğretmen temmuzun bu sıcağında buz kesmiş gibi oturuyordu sandalyesinde.

Yunana Yunan demiş!

Sinan Tekke’nin birkaç defa-büyük bir zevkle-tekrarladığı bu cümle; Hazım öğretmenin gözlerinin önündeki sisli havayı bir anda dağıtan rüzgâr gibiydi. Gençlere yüz vermediği için; hele hele Sinan Tekke’ye hep şüpheli gözlerle baktığı için yıllardır eleştirdiği Mustafa Cemil’in ne kadar haklı olduğunu ancak anlayabilmişti Hazım öğretmen.

Sinan Tekke ve Seğmen Naci kendilerine bön bön bakan Hazım öğretmene; “Yunana Yunan” demiş cümlesinin açılımını-büyük bir zevkle-aşırı tok karınlarını hoplata hoplata yaparlarken de gülme krizine girmişlerdi. Ama, Hazım öğretmenin özellikle Sinan Tekke’yi dinlerken tüyleri diken diken olmuştu.

Yunana Yunan demiş!

Akşam parkta yapılan ve neredeyse gece yarısına kadar süren sohbetin en coşkulu bir bölümünde… Biraz da sarhoş olan Mustafa Cemil iyice coşmuş iken, iyice kabarmış iken, aldığı gazlarla uçmaya hazır balon gibiyken… Sinan Tekke, Mustafa Cemil ağabeysine; aşırı ciddi bir yüz ifadesi ve ses tonuyla bir soru sorar… Türklerin Anadolu’ya(askeri olarak değil, halk olarak)gelip de Yunanlılarla ilk defa karşılaşmalarını, komşu olmalarını sorar. Sanki bu soruyu bir kere daha sormuş ve alacağı cevabı da biliyormuş gibidir Sinan Tekke. Tabii ki bu sorunun şıklarını da sormayı ihmal etmez Sinan Tekke. Efendim Türkler aslında dağ adamı mıymış, birazcık kaba mıymışlar, görgüsüz müymüşler? Falan filan. Dedik ya Herodot ruhunun gıdıkladığı Mustafa Cemil coşmuştur bir kere: “Oğlum, Türkler Anadolu’ya geldikleri zaman banyo yapmayı bilmiyorlardı lan! Türkler banyo yapmayı Yunanlılardan öğrenmişlerdir. Türkler, Rumları derede, gölde yıkanırken gördükleri; yani yunarken gördükleri zaman onlara yunan demişlerdir. Yıkanan adam, yunan adam demişlerdir. Tamam mı? Yıkandıkları için, yundukları için… Türkler… Yunana Yunan demiş!” diye konuşmasına uzun bir süre devam eder Mustafa Cemil. Fakat… Mustafa Cemil Dağıstanlı’nın anlattıklarını son derece saçma bulan; ama, kendisini de büyük bir zevkle dinleyen Seğmen Naci, Sinan Tekke ve diğer arkadaşları Mustafa Cemil gittikten sonra sabaha kadar gülerler.

Ha!.. Mustafa Cemil, belki de böyle konuşmadı. Belki de farklı konuştu. Belki de şaka yaptı. Sinan Tekke ve arkadaşları belki de konuyu bu hale bilerek çektiler. Mustafa Cemil’de Allah ne verdiyse abandı. Öyle veya böyle… Sinan Tekke’ye şüpheli gözlerle bakmakla Mustafa Cemil’in ne kadar haklı olduğunu düşünen Hazım Öğretmen, masadaki boş bardakları toplayan garsondan bir bardak daha soğuk su isterken gerçekten de kötü bir durumdaydı.

Allah’tan Mustafa Cemil parka girmedi. Kendilerini görmedi ve yoluna devam etti. Ne Mustafa Cemil’le ne de başka birileriyle sohbet edecek durumda olmayan Hazım öğretmen de trajik komik bir durumdaydı.

İyi de… Hazım öğretmen niye bu kadar çok üzüldü, niye bu kadar çok etkilendi ki? Konu Mustafa Cemil Dağıstanlı değil mi?

Yahu kardeşim… Sinan Tekke ve arkadaşları Hazım öğretmenin masasına da-şimdi olduğu gibi-çok otururlar… Her şeyi ama her şeyi sorarlar… Kendisini saatlerce koyun gibi dinlerler veya dinlermiş gözükürler… Yani… Mustafa Cemil Dağıstanlı gibi bir kabadayıyı, kavgacı bir adamı kafaya alanlar… Mustafa Cemil gibi korkusuz bir adamı makaraya saranlar… Mustafa Cemil gibi bir adamın arkasından dolap çevirenler… Kim bilir Hazım öğretmene neler yapmışlardır!..

Hazım öğretmen yoğun bir şekilde şüphelenmekte ve kaygılanmakta haksız değil ki.

Tarih:02 03 2017 22:29(573) Facebook'ta Paylaş

Boytek Boyabat Kız Öğrenci Yurdu

Yorumcuların dikkatine! Yasal Uyarı!

  1. Yorumlarınızı anlaşılır bir dille ve dilbilgisi kurallarına uygun olarak özenle yazınız. BÜYÜK HARF kullanmayınız. Tekrar okuyarak yanlışlarınızı düzeltiniz.
  2. Anlaşılmaz kısaltmalar yapmayınız.
  3. Lütfen yorumlarınızda terbiye dışı sözler kullanmayınız.
  4. Yazılan yorumların sorumluluğu yazarına aittir. Sonradan pişman olunacak hukuki sorunlarla karşılaşmamak için kişi veya kurumlara yöneltilmiş olan eleştirileriniz hakarete varmasın.
  5. Yorumlar denetlendikten sonra yayına verilecektir.
  6. Yazılarımızda yanlış ya da kusurlu bir konu bulunursa bunu lütfen bize bildiriniz.

Yukarıdaki Sözleşmeyi/Uyarıları kabul ediyorum.
'Evet' Yazın:
İsim:
E-mail: (isteğe bağlı)

| Beni Unut

Ramazan ayının manevi iklimi


Dilek Güzellik Salonu Yeni Yerine Taşındı


Ülke gıda ve tarım da yüzde 65 dışa bağımlı hale geldiyse…


Çığırtkanlar, Güven ve Umut


Canım babam benim... Çok özledim çook.


Evet Fetö Bir Terör Örgütüdür


Kan Davası


Boyabat'ı Hiç Böyle Gördünüz mü?


Adalet Damatların Temelidir


Sultan Aziz Nasıl Katledildi?


Ramazan ayı, sigaradan kurtulup özgürlüğe kavuşmak için fırsat


Bugün de Maziden Gidelim Dedik...


Tükenmeyen su kaynağı ZEMZEM


78 Yıllık 23 Nisan Fotoğrafı


Mutlu Şehir Sinop'un Mutsuz Günü


Geçim öncelikli eylem planı


Bazı Hurafeler


2010 Anayasa Değişikliği Halk Oylaması Sonuçları (12 Eylül 2010)


Ortaya Karışık


Sinop İli 2015 Yılı Vergi Rekortmenleri


Eyvah ! Stres mi ?


2016 Raporu


Bellaforonte'nin Kenti TLOS


Neden Tuğla Kullanmalıyız


Sallım Çorba


Anlayamadıklarım


KÜNYE




Yazı ve Haberleriniz İçin:
boyabatgazetesi@boyabatgazetesi.com
haber@boyabatgazetesi.com
adreslerine E-posta gönderebilirsiniz




Haziran ayı ziyaretci sayısı:689463
DtGaNi


* ANASAYFA *