E-posta: boyabatgazetesi@boyabatgazetesi.com
Boytek Boyabat Kız Öğrenci Yurdu

Deli Mustafa Z

Çok sıcak bir yaz akşamında yatsı namazını Büyük Cami’de kılmak için Yıldız Mahallesindeki evinden çıkan Orhan Gümüş; daha namaza vakit var, hele şu yolumun üzerindeki Kolaz Palas Kahvesinde bir iki bardak çay içeyim de namaza öyle giderim, diye düşünürken cep telefonu çalar:

-Alooo! Sayın Hocam neredesin be? Nerelerde kaldın? Kaç akşamdır gözükmüyorsun? Nasılsın, iyi misin?

Öğretmen Orhan Gümüş’ü arayan kişi; değer verdiği arkadaşı Mustafa Cemil Dağıstanlı’dır. Birkaç samimi arkadaşıyla parkta çay sohbeti yapmakta olan Mustafa Cemil’in aklına nereden estiyse(hâlbuki masada çok ciddi ve heyecanlı bir ekonomi sohbeti vardı)aniden Orhan öğretmeni arar.

-Sağol Mustafa iyiyim. Yatsı namazını kılmak için evden çıkmıştım. Kolaz Palas’a uğrayıp bir çay içeceğim. Sonra da Büyük Cami’ye gideceğim.

Ne! Bizsiz çay içmek ha! Bizsiz sohbet ha! Yatsı namazı! Cennet köşkleri! İrem bağları! Huri kızları! Vay uyanık vaaay! Bizsiz ha!

Gördüğünüz gibi Mustafa Cemil Dağıstanlı bir saniye içinde Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası Şefi gibi işine müthiş bir şekilde motive oluvermiştir:

-Hocam! Çok ayıp oluyor ama! Bak biz burada sacıyak bacağını kurduk. Sohbeti başlattık. Biz buradayken Kolaz Palas’ta çay mı içilir be Hocam? Orhan Hoca! Daha ezana yarım saat var. Ay’ın şavkı şırıl şırıl akan dereye vurmuş gibi. Yıldızlar çam ağacına tünemiş gibi. Bizi o güzel sohbetinden mahrum etme. Bekliyoruz.

Arkadaşlarının hatırını kıramayan Orhan öğretmen Kolaz Palas Kahvesine uğramayarak, adımlarının daha da hızlandırarak; Büyük Cami’ye de oldukça yakın olan Boyabat Şehir Parkı’nın yolunu tuttu.

Gerçekten de dere kenarındaki kuytu bir köşede yapılan sohbet güzeldi. Orhan öğretmen gelince Salih Kuyucak sohbeti Neyzen Tevfik’e getirdi. Mustafa Cemil, Şair Eşref konusunu açtı. Ferit Toprak; “Hocam, Ömer Hayyam’dan da azıcık bahsetsen, hiç olmasa bir iki rubai okusan!” diye istekte bulunurken de yatsı ezanı okunmaya başladı.

Yatsı ezanı okunurken abdestli olan, abdestli olduğundan emin olan Orhan öğretmen hemen masadan kalkmak istedi. Üç arkadaşın üçü de aynı anda bu duruma şiddetle itiraz ettiler. Mustafa Cemil Serzenişte bulunmaya devam etti:

-Aşk olsun Hocam be! Kırkta yılda bir parka geliyorsun! Zaten çoktandır görünmüyordun! Hemen de kalkmak istiyorsun! Bak ne güzel sohbet ediyoruz! Bu akşam da namazını evde kılıversen olmaz mı? Arkadaş hatırı diye bir şey var ya! Hadi bizi kırma da sohbete devam edelim!

Salih Kuyucak,

-Hocam!.. Bu akşam Şu Ömer Hayyam konusunu iyice açalım. Yahu bu Ömer Hayyam Türk mü Fars mı? dedi.

Ferit Toprak, Büyük bir memnuniyetle Salih Kuyucak’ı destekledi:

-Sahi Hocam ya!.. Ömer Hayyam’a matematikçi de diyorlar! Doğru mu? Bu konuyu da iyice irdeleyelim. Yalnız… Bu sohbet burada yapılmaz be Hocam!

Ferit Toprak sözlerini tamamlarken, ışıl ışıl parlayan gözlerini de yolun tam karşısında bulunan Avcılar Kulübü’nün, ikinci katında yeni açılmış meyhaneye dikmişti.

Ferit Toprak’ın bu fıldır fıldır bakışlarını avcı gibi yakalayan Salih Kuyucak, canı gönülden kendisini destekledi:

-Çok haklısın Ferit abi. Bu sohbet burada yapılmaz. Hadi meyhaneye gidelim.

Tabii ki her zaman olduğu gibi son sözü yine Mustafa Cemil Dağıstanlı söyledi:

-Hocam kalkalım. Bizim Enver Yazgan, Avcılar Kulübü’nün ikinci katına meyhane açtı. Çiçek gibi! Hacıyolu gözler gibi de yolumuzu gözlüyor! Yalnız bırakmayalım kardeşimizi. Hadi kımılda.

Çekimser olan ve endişeli gözlerle arkadaşlarına bakan Orhan öğretmeni tatmin etmek, Mustafa Cemil için çocuk oyuncağıydı:

-Hocam! Burada çay içerek Ömer Hayyam sohbeti yapılmaz. Ömer Hayyam’ı yerinde işleyelim ki rubaileri pekiştirelim. Ne demiş Ömer Hayyam: “Şarap, sen benim günüm güneşimsin./ Seninle dolsun içim./ Bir bildik beni yolda görünce./ Ne o şarap, nereye böyle, desin.” Hah hah hah hah haaah!

Mustafa Cemil kahkahalarla parkı ayağa kaldırırken; Orhan öğretmen de endişelenmesinin yanında sinirlenmeye başlamıştı:

-Mustafa! Biliyorsun ben içki kullanmıyorum artık. Şimdi orada…

Mustafa Cemil masaya vurarak haykırdı:

-Söz! Kesinlikle ısrar etmeyeceğiz! Hatta teklif bile etmeyeceğiz! Hocam!.. Sen kebabını ye. Tatlını ye. Çayını-kahveni iç. Yeter ki bizi sohbetinden mahrum etme.

Meyhanedeki sohbet tahmin edeceğiniz üzere coşkulu bir şekilde başladı. Büyük bir heyecanla da devam ederken… Ömer Hayyam rubaileri havada uçuşurken de meyhaneyi polisler bastı!

-Beyler iyi akşamlar! Afiyet olsun! Arama var! Masayı temsilen, bir kişi nüfus cüzdanını çıkararak lütfen masanın üzerine koysun!

Gördünüz mü aksiliği? Yatsı namazını kılmak için dışarıya çıkan Orhan öğretmenin şu başına gelenlere bakar mısınız?

Ama aksilikler bitmedi ki:

-Hocam benim nüfus cüzdanım yanımda yok ya!

-Ben de nüfus cüzdanımı evde unutmuşum Hocam!

-Benimki de arabada kalmış galiba!

Yani… Masayı temsil etmek kime düştü? Tabii ki nüfus cüzdanı yanında olan Orhan öğretmene!.. Burnundan soluyarak, ya sabır çekerek nüfus cüzdanını çıkarıp masanın üzerine bırakırken de telefonu çaldı Orhan öğretmenin. Arayan, Orhan öğretmenin hanımı Nazmiye Hanım idi:

-Orhan nerede kaldın? Herkes namazdan çoktan çıktı! Niye geç kaldın? Bir yerlere mi uğradın?

Hiç havasında değildi Orhan öğretmen:

-Sorma Nazmiye! Bir yere uğradım ya!

-Neredesin?

Allah kahretsin!

-Meyhanedeyim!

Nazmiye Hanım süt tenceresi gibi kabarmıştı:

-Ne! Meyhanede misin? Sen yatsı namazını kılmak için evden çıkmamış mıydın Orhan? Ne işin var meyhanede? Tövbe tövbeee! Sapıttın mı ne?

-Nazmiye bağırma! Bir aksilik oldu işte!

-Bırakamadın değil mi o içkici arkadaşlarını? Çabuk meyhaneden çık! Seni gelecek diye çay demlemiştim! Kurabiye yapmıştım! Çabuk eve gel!

-Nazmiye hemen gelemem!

-Neden?

-Meyhaneyi polis bastı! Arama varmış!

-Polis mi? Vay başımıza gelenleeer! Arama bitince hemen gel!

-Nazmiye, arama bitince de hemen gelemem belki!

-O niye?

-Yahu bizim arkadaşların hiçbirinde nüfus kâğıdı yokmuş! Polisler masayı temsilen bir kişinin nüfus cüzdanını istediler!

-Sen verdin!

-Evet!

-Hay şaşkın haaay! Peki ne olacak şimdi?

-Bilmiyorum! Bir problem çıkarsa, belki de masayı temsilen emniyete götürürler beni!

-Belki de cezaevine düşeceksin; masayı temsilen! Hay Allah! Gördün mü başımıza gelenleri? Orhan! Ben anlamam! Polisten nüfus cüzdanını al ve hemen meyhaneden çıkarak eve gel! Çabuuuk çabuk!

Zaten ciyak ciyak bağırarak konuşan Nazmiye Hanım tempoyu biraz daha artırınca; Orhan öğretmen de zıvanadan çıkmaya başladı:

-Bağırıp durma kız! Benim nüfus cüzdanımı elinde tutan komiser bile bağırmıyor bana! Dur bakalım! Başa gelen çekilirmiş!

Nazmiye Hanım ile Orhan öğretmen öyle bağıra bağıra konuşuyorlardı ki… Bütün konuşulanları meyhanedeki diğer müşteriler de polisler de; nüfus cüzdanlarını inceleyen komiser de kıs kıs gülerek dinlemişlerdi. Daha fazla dayanamayan Komiser Bey gülümseyerek masaya yaklaştı:

-Hocam! Özür dileriz. Buyurun nüfus cüzdanınızı. Sorun yok. Lütfen rahat edin.

Derin bir nefes alarak nüfus kâğıdını cüzdanına yerleştiren Orhan öğretmen, gerçekten de büyük ölçüde rahatlamıştı.

Peki… Nüfus cüzdanını cebine yerleştiren Orhan öğretmen hemen meyhaneden çıkarak evine gitti mi?

Tabii ki hayır! Meyhane kapanana kadar yapılan sohbette; Neyzen Tevfik’i, Şair Eşref’i, Şair Haşmet’i, Şair Fitnat Hanım’ı, Nef’i yi ve Ömer Hayyam’ı büyük bir zevkle anlatan Orhan öğretmenin performansı da fena değildi hani!

Tarih:16 03 2017 20:04(845) Facebook'ta Paylaş

Boytek Boyabat Kız Öğrenci Yurdu

Yorumcuların dikkatine! Yasal Uyarı!

  1. Yorumlarınızı anlaşılır bir dille ve dilbilgisi kurallarına uygun olarak özenle yazınız. BÜYÜK HARF kullanmayınız. Tekrar okuyarak yanlışlarınızı düzeltiniz.
  2. Anlaşılmaz kısaltmalar yapmayınız.
  3. Lütfen yorumlarınızda terbiye dışı sözler kullanmayınız.
  4. Yazılan yorumların sorumluluğu yazarına aittir. Sonradan pişman olunacak hukuki sorunlarla karşılaşmamak için kişi veya kurumlara yöneltilmiş olan eleştirileriniz hakarete varmasın.
  5. Yorumlar denetlendikten sonra yayına verilecektir.
  6. Yazılarımızda yanlış ya da kusurlu bir konu bulunursa bunu lütfen bize bildiriniz.

Yukarıdaki Sözleşmeyi/Uyarıları kabul ediyorum.
'Evet' Yazın:
İsim:
E-mail: (isteğe bağlı)

| Beni Unut

Halk Uyutulurken Ajanlar Savaşı


Yozlaşan Türkçemiz ve Yabancı Kelimeler


Kış Lastiği Takma Artık Otomobiller İçin de Zorunlu


Eğitim Bir ülkenin Geleceğinin Güvencesidir


Boyabat Nasıl Soyuluyor


Boyabat İlave Revize İmar Değişikliği Rezaleti


“Selam” üzerine bir derleme


İlber Ortaylı:Türkiyeli diye bir ırk yoktur, Türk vardır


Sonbaharın Sesi…


Yaylaoğlu Tuğla Eleman


Teşrik tekbiri başladı


Pirinçle meşhur olduk! Sıra domateste...


Boyabat İlave Revize İmar Değişikliği ile İlgili İddialarım Soyutmuş


CHP Grup Başkan Vekili Engin Altay ve CHP Sinop İl Başkanı…


Boyabat'tan Kış Manzaraları


Boyabat Çemberinin Köyden Kente Göçü


Boyabat Gazetesi 12. Yaşında


Öküze Gâh Dedim


Canım babam benim... Çok özledim çook.


Boyabat'ı Hiç Böyle Gördünüz mü?


Ramazan ayı, sigaradan kurtulup özgürlüğe kavuşmak için fırsat


Geçim öncelikli eylem planı


2010 Anayasa Değişikliği Halk Oylaması Sonuçları (12 Eylül 2010)


Ortaya Karışık


Bellaforonte'nin Kenti TLOS


Sallım Çorba


Anlayamadıklarım


KÜNYE




Yazı ve Haberleriniz İçin:
boyabatgazetesi@boyabatgazetesi.com
haber@boyabatgazetesi.com
adreslerine E-posta gönderebilirsiniz




Eylül ayı ziyaretci sayısı:716086
DtGaNi


* ANASAYFA *