E-posta: boyabatgazetesi@boyabatgazetesi.com
Boytek Boyabat Kız Öğrenci Yurdu
 

Dil Kırma

1984 yılı Haziran ayının en coşkulu ve güzel günlerinden birinde, saat 10.00’a doğru, az sonra hınzır bir yağmur bulutunun aksilik yapacağından zerre kadar şüphelenmeyen yirmi beş yaşlarındaki Muharrem Kartal, Boyabat Kara Avcılar Kulübü’nün üçüncü katının ana yola bakan terasında çay içmekte olan bir arkadaşına seslendi:

-Ramazan! Hüseyin’i gördün mü?

Avcılar Kulübü’nün terasında üç beş arkadaşıyla sohbet etmekte olan Ramazan Duman, yolun kaldırımında dikilerek kendisine seslenen Muharrem Kartal’ın-kendisine göre-bu değişik üslubuna öyle şaşırmıştı ki; hemen cevap vereceği yerde uzun bir süre konuşamadı bile. Üç yıl İstanbul’da çalıştıktan sonra, bir ay önce tekrar Boyabat’a dönen Muharrem Kartal’a bir süre ağzı açık bir vaziyette, pis pis sırıtarak baktı. Sonra, aynı alaycı bir yüz ifadesiyle masada oturan arkadaşlarına döndü. Onların da alaylı yüz ifadelerini, haset bakışlarını, kıskançlıktan yoğurt torbası gibi büzülen dudaklarını görünce; büyük bir sevinç içinde, kaldırımda bekleyen arkadaşını cevapladı:

-Gormedik lan! Şinci geldük gulübe!

Ramazan Duman’a iş çıkmıştı. Arkadaşlarıyla günlerce, haftalarca; hatta, yıllarca yapacağı yalaklıkların, zibidiliklerin malzemesi kendiliğinden ayağına gelivermişti. Hiç vakit kaybetmedi zaten. Daha ilk akşamdan, takıldığı kahvehanede oyunu sahneye koyuverdi:

-Lan oğlum! Bi kibarlaşmış bizim Muğarem bi kibarlaşmış!.. Bi dil gırmala bi dil gırmala!.. Zeki Müren gibi olmuş canım!.. Bağa boğün bizim Fiseyin’i sordu. Avcılar gulübünün balkonunda oturuyoduk. Ah bi gorseydiniz; “Ramazan, Hüseyin’i gördün mü?” dirken ah bi gorseydiniz! Ulan hıyar!.. Anan bellü bıban bellü!.. Anan soğan bıban sarımsak!.. Kime kibarluk taslıyon? Şuracukda topu topu üç senedü İstanbul’dasun! O ne biçim dil gırmala lan?

Ramazan Duman başlama vuruşunu böyle yapar da arkadaşları balıklama topa dalmazlar mı?

-Ulan iyi ki çalışdığı vapur batdı da bu yavruyu postaladıla Boyabat’a. Dokdorumuz va, mühendizimiz va… Onla dil gırmıyola da sağa ne oluyo lan? Geçen zabah Dokdor Seyfo geldi bizim dükgana… “Ercep ne yapıyon lan? diye halımı-hatırımı sordu. Şekerlü gavesini içdükten sonra da fazla galmadı gitdi. On dakga falan sonra da bizim Muğarem geldi. Yavru İstanbullu ya… “Günaydın Recep kardeş,” diye söze başladı!

Muharrem Kartal’ın da ne düşmanı varmış! Hemen bir başkası atıldı:

-Ulan hiç sorman! Biliyoğuz Kerzik abam Nüfus Dairesinde çalışıyo… Beş altu gün önce Muğarem gitmiş yanına. “Kezban abla, senden bir ricam var. Kız kardeşimin ismi Nüfus Kâğıdına yanlışlıkla ‘Ayşa’ diye yazılmış. ‘Ayşe’ diye düzeltemez misiniz?” diye sormuş! Lan oğlum… Ha Ayşa olmuş ha Ayşe! Ne değüşükü?

Konuyu kapattırırlar mı? Adama çayından bir fırt bile çektirtmediler:

-Eee Kerzik aban ne dimiş?

-Ne mi dimiş? “Lan Muğarem! Abasının! Benim Nüfus Kâğıdımda da ‘Kerzik’ yazıyo bak! Ha Kerzik olmuş ha Kerziban olmuş ha da Kezban!.. Bunu mu dert ediyon? Bu gadar işimi bir kenara bırakıyın da Ayşa’nın işiyle mi uğraşıyın şinci? ” dimiş. Kerzik abam bu yalaklığı üç beş gün önce Minever deyzemle İrbeğem enişdeme anlatuken gulak vidiydim.

Genellikle yaz tatiline gelen Boyabatlı üniversite öğrencilerinin oturmuş oldukları Çağdaş Kahvenin müşterileri gülmekten yıkılıyorlardı her akşam. Hukuk Fakültesinde okuyan bir grup öğrenci oynadıkları-kendi deyimleriyle: ‘gafalı adam oyunu’- ‘Briç’i’ tamamen bırakarak bu seviyeli sohbetlerden birine katılmadan edemediler. İçlerinden birisi yan masada okey oynayan Edebiyat Fakültesi öğrencilerinin de hinoğluhin bakışlarından cesaretlenince; bir süre kedi gibi gerinip, bir süre de tıka basa doymuş manda gibi öksürdükten sonra ve sesine de kasıntılı bir şekilde( nede olsa yakında avukat olacak ya) akort verdikten sonra sazı eline aldı:

-Arkadaşla!.. Bu kibarlık budalalaru gendülerünü hırlu bi bok sanula!.. Bunlar va ya… Adamakullu gomplekslüdüle… Bizim okulda da bu cinslerden epeyce va.

Geleceğin avukatı aynı masada, sağ tarafında oturan arkadaşına dönerek,

-Haya lan İbo? diye devam etti.

Arkadaşı kendisini büyük bir memnuniyetle onayladı:

-Şu tüysüz gıl Abduşu mu gonuşuyon lan? Sayi ya! O da bek dil gırarak gonuşu! Bursalu Ismayıl da bek sever dil gırmayı.

Bu tür sohbetlerin birinde Muharrem Kartal aniden pat diye kahvehaneye girdi. Herkes konuyu değiştirerek önlerine baktı. Ara verdikleri oyunlarını oynamaya başladılar. Ama bıyık altından gülmeler, sırıtmalar, manalı bir şekilde bakışmalar, kaş-göz işaretleri ve iğneli laf çarptırmalar en acı bir şekilde devam ediyordu. Gerçi Muharrem Kartal her şeyin farkındaydı. Zaten yüzüne karşı da söylenmedik laf kalmamıştı ya:

-Zeki Müren gibi dil gırma lan!

-Emme de İstanbullu olmuşsun baaa!

-Ne lan bu garı gibi gonuşmala?

-Ulan o gemide çalışanların hepcüğü de senin gibi mi gonuşuyodu?

Daha neler neler…

Aslında Muharrem’in tek suçu Türkçe sözcükleri aslına uygun olarak doğru dürüst söylemesiydi. Hem ne vardı ki olayların fitilini ateşleyen şu konuşmasında:

“Ramazan, Hüseyin’i gördün mü?”

Ne vardı bunda? Bu sözlerin neresinde yanlışlık var? Yok tabii ki! Muharrem Kartal, ağzını yaya yaya “Lan Iramazan, Fiseyin’i gordün mü?” deseydi hiçbir şey olmayacaktı! Her şey yolunda gidecekti. Muharrem Kartal’ın en büyük talihsizliği sabah sabah- insanlarla alay etmek için sürekli pusuya yatan-Ramazan Duman gibi bir soytarıya rastlamasıydı. Ha! Muharrem Kartal bu düzgün konuşmasıyla en kısa zamanda başka hergelelerin de dikkatini çekecekti, başka soytarıların da radarına takılacaktı ama Ramazan Duman cadı kazanını erken kaynatmaya başlatmıştı o kadar.

İstanbul’da iş bulduğu geminin hemen hemen bütün tayfalarının da İstanbul ağzıyla konuşmaları; insan, hayvan ve bitki adlarını doğru telaffuz etmeleri Muharrem Kartal’ı olumlu yönde etkilemiş… Onlar gibi konuşmaya çalışmış… Kısa zamanda da bu işi başarmıştı. Yaşasın ben de artık İstanbullular gibi güzel konuşabiliyorum diye için için sevindiği günlerde de işten çıkarılması ve ne yazık ki hiç istemediği halde memleketi olan Boyabat’a dönmek zorunda kalması bir çuval inciri berbat edivermişti.

Önceleri bu işi pek kaile almıyordu Muharrem Kartal. Hatta, yakın arkadaşlarını da çevresini de güzel ve doğru konuşmaya teşvik ediyordu. Lakin, bitmek tükenmek bilmeyen hor görülere, alaylara dayanma gücü gittikçe azalıyordu. Yakın çevresi de uzak çevresi de o kadar işin tadını kaçırmaya başlamışlardı ki… Kispete vurmak üzereydi Muharrem Kartal. Özellikle üniversiteli gençlerin uğramış oldukları kahvehaneye adımını bile atmıyordu. Boyabat’ın yetiştirmiş olduğu en namlı genç kuşak avcılardan biri olmasına karşın; Avcılar Kulübü’nden de elini ayağını çekmişti. Arkadaşları av sezonunu çoktan açmalarına rağmen, Muharrem Kartal henüz tüfeğinin tozunu bile silmemişti. Tüfeğini yağlamak aklının ucundan dahi geçmiyordu. Çok sevdiği avcılığı dahi bırakmış gibiydi Muharrem Kartal.

Velhasıl, arkadaşlarından o kadar soğumuştu ki… Onların gitmiş oldukları kahvehanelere, lokallere elinden geldiği kadar uğramamaya çalışıyordu Muharrem Kartal. Ama bu çözüm müydü? Tabii ki hayır! Herifin ağzı torba değil ki büzesin. Aşağı dil kıran, yukarı dil kıran derken; bizim Muharremin de adı oluvermişti: Dil Kıran Muharrem!

Üzüntüsü büyüktü Muharrem Kartal’ın. Evlenmek için yeterli parayı biriktiremeden gemiden çıkarılmasına mı yansın? Hiç gereği yokken en samimi arkadaşlarının bile çirkin alaylarına maruz kalışına mı yansın? Kısacası; çıkmaz bir sokakta kalmış gibiydi Muharrem Kartal.

Yaz boyunca kafasına göre başka arkadaşlar arayıp da bulamaması… Güz mevsimini de- av mevsimi çoktan başlamasına karşı-genelde hep yalnız geçirmesi… Muharrem Kartal’ın yaklaşan uzun kış mevsimi yüzünden daha şimdiden kara kara düşünmesine neden olmuştu. Uzun kış geceleri de arkadaşsız geçirilir mi? Boyabat küçük bir kasaba. Sosyal etkinlik diye bir şey yok. Hep de evde oturulmaz ki. Kahvehaneden başka gidilecek bir yer yoktu ki.

İkilemler arasında gidip gelen… Epeyce bocalayan Muharrem Kartal üçüncü karın düşmesiyle kispete vurmak zorunda kaldı. Lapa lapa kar yağışının olduğu bir akşam, eski arkadaşlarının oturmuş oldukları Çağdaş Kahvehanenin yolunu tuttu. Oyun oynayan, sohbet eden tüm arkadaşlarının şeytani bakışları üzerindeyken, küçümseyen dudaklar yılan kuyruğu gibi kıvrılmaya başlamışken, gözler fıldır fıldır dönmeye hazırlanırken; hiç birisine de fırsat vermeyen Muharrem Kartal, kahvehanenin tam da orta yerine birkaç defa okkalı bir şekilde tükürdükten sonra, ağzını yaya yaya ocakçıya seslendi:

-Sülo! Galın bi çay vi de içiyin lan!

Çıt bile çıkmıyordu koskoca kahvehanede! Alay etmeye, laf atmaya hazırlananların hevesleri kursaklarında kalıvermişti bir anda. Muharrem Kartal, kahvehanenin kuytu bir köşesinde bulduğu masasında; iki sandalyeye birden yaslanarak, çayını şapırdata şapırdata içerken; arada bir ayakucuna tükürürken, o sümüklü burnunu inadına inadına çekerken çok mutluydu çok! Şoku atlatan kahvehanenin diğer müşterileri bir süre daha şaşkın şaşkın baktıktan sonra hiçbir şey olmamış gibi, hayat normale dönmüş gibi önlerine dönerek-tabii ki avuçlarını yalayarak-oyunlarına kaldıkları yerden devam ettiler.

Demli çayını sonraki akşamlarda da şapırdatarak içen, yerlere tükürmeyi asla ihmal etmeyen; özellikle sık sık sümküren Muharrem Kartal, sigarasının külünü de kasıtlı olarak çay tabağına dökmeyi unutmuyordu. Kısacası… Her şey yoluna girmişti. Böyle başa böyle tıraş diyen Muharrem Kartal’ı artık kimse de rahatsız etmiyordu. Ava da gitmeye başlayan Muharrem Kartal, kışın ortalarına doğru birkaç da yeni arkadaş bulunca deriiin bir nefes almıştı.

Tarih:22 03 2017 19:50(961) Facebook'ta Paylaş

Boytek Boyabat Kız Öğrenci Yurdu
1. Yorum: hüseyin orhanoğlu 27 03 2017 07:31
eline sağlık hasan hocam güzel bir yazı olmuş böyle taşa böyle bir balyoz gerekli imiş o da oımuş diğer yazılarda görüşmek üzere hoşça kalın


Yorumcuların dikkatine! Yasal Uyarı!

  1. Yorumlarınızı anlaşılır bir dille ve dilbilgisi kurallarına uygun olarak özenle yazınız. BÜYÜK HARF kullanmayınız. Tekrar okuyarak yanlışlarınızı düzeltiniz.
  2. Anlaşılmaz kısaltmalar yapmayınız.
  3. Lütfen yorumlarınızda terbiye dışı sözler kullanmayınız.
  4. Yazılan yorumların sorumluluğu yazarına aittir. Sonradan pişman olunacak hukuki sorunlarla karşılaşmamak için kişi veya kurumlara yöneltilmiş olan eleştirileriniz hakarete varmasın.
  5. Yorumlar denetlendikten sonra yayına verilecektir.
  6. Yazılarımızda yanlış ya da kusurlu bir konu bulunursa bunu lütfen bize bildiriniz.

Yukarıdaki Sözleşmeyi/Uyarıları kabul ediyorum.
'Evet' Yazın:
İsim:
E-mail: (isteğe bağlı)

| Beni Unut

Boytek Boyabat Kız Öğrenci Yurdu

Ali Çakar Ticaret PETLAS Bayii


Cehaletin de bir sınırı var! İdam fetvalarını Dürrizâde vermiştir!


AKP’nin yerli otomobil, uçak üretiyoruz söylemleri kabak tadı verdi


TEOG Öldü, Yeni sistem mi? Her an Değişebilir


Boyabat Büyüyor (vintır iz kaming)


Sinoplular’ın gelecek vizyonu ve tanıtım etkinlikleri


Sırıtarak Kimlik Değiştiren Fırıldaklar


DİYABET / Diabetes Mellitus (Şeker Hastalığı)


Boyabat Müftülüğüne Bugün Güzel Bir Ders Verdim


Banka kapısı önüne çamurlu meslerini bırakan teyze...


Kim Ne Kadar Gavur?


Haykırış -II


Panayıra Götürmedi


Ayşe Hanım Neden Önemlidir?


Tuğla Sektörüne Dokunmayın, Çekin Elinizi!


Asılsız Haberleri Tespit Etmek İçin İpuçları


2017 Anayasa Değişikliği Halk Oylaması Sonuçları (16 Nisan 2017)


Kış Lastiği Takma Artık Otomobiller İçin de Zorunlu


Teşrik tekbiri başladı


Pirinçle meşhur olduk! Sıra domateste...


Boyabat'tan Kış Manzaraları


Boyabat'ı Hiç Böyle Gördünüz mü?


Geçim öncelikli eylem planı


Ortaya Karışık


Bellaforonte'nin Kenti TLOS


Sallım Çorba


Anlayamadıklarım


KÜNYE




Yazı ve Haberleriniz İçin:
boyabatgazetesi@boyabatgazetesi.com
haber@boyabatgazetesi.com
adreslerine E-posta gönderebilirsiniz




Kasım ayı ziyaretci sayısı:611299 DtGaNi

* ANASAYFA *