E-posta: boyabatgazetesi@boyabatgazetesi.com
Boytek Boyabat Kız Öğrenci Yurdu

Kraliçe Duysa Ödül Verir

Cuma günü öğleden sonra, son iki saat- hemen hemen tüm ilköğretim okullarında; hele hele köy ilköğretim okullarında- beden eğitimi dersidir.

Neden?

Öğretmen veya öğretmenlerin; hafta sonu tatillerini geçirmek üzere memleketlerine gideceklerinden, merkezi bir yerleşim birimindeki yolcu minibüsüne yetişebilmeleri için yürümeleri gereken en az beş on kilometrelik bir yolları vardır.

Beden eğitimi dersi de bu işler için en uygun bir ders olduğu için, yapılmayıp bir an evvel yola çıkılmasında bir mahsur yoktur…

Başka… Bir hafta boyu ders yapa yapa canı çıkıyor çocukların… Negatif elektrikle doluyorlar… Beden eğitimi dersi imdatlarına Hızır gibi yetişiyor… Fena mı?

Hem, eğitim uzmanları ( özellikle son yıllarda) ne diyorlar: Hem kendinizi, hem de öğrencilerinizi- eğitimde başarıyı yakalamak istiyorsanız- sık sık rahatlatınız… Al sana iki saat beden eğitimi dersi… Tepe tepe kullan.

Son iki saat öğrenciler top oynarlarken, öğretmenlerin bahçede şöyle bir tur atmaları; hele hele çay falan da varsa biraz kaynatmaları çok mu yani?

Peki, hafta sonu ödevleri… Onlar ne zaman verilecek… Tabii ki Cuma günü öğleden sonra beden eğitimi derslerinin- özellikle- son saatinde…

Ne diyor öğretmen: ”Kardeşim, benim ödevleri yazı tahtasına yazmam, zaten en az yarım saatimi alıyor ya!..”

O zaman ne olacak:

Tabii ki Cuma günkü beden eğitimi derslerinin en az birisinde, ödevler öğretmen tarafından yazı tahtasına, öğrenciler tarafından da not defterlerine yazılacak.

Dodurga Köyü ilköğretim Okulu’na yeni tayin olan Oktay Usta isimli öğretmen, Cuma namazına gitmek için abdest almaya hazırlanırken, kendisinden bir yıl evvel aynı okulda göreve başlayan Veli Can isimli öğretmen arkadaşı- biraz da manalı manalı- sordu:

-Oktay Hoca, Cuma namazından sonra gideriz değil mi?

Oktay Hoca şaşkın şaşkın:

-Nereye!.. dedi.

-Yahu nereye olacak, ilçeye tabii.

Oktay öğretmenin şaşkınlığı daha da arttı:

-Hocam ne yapıyorsun sen!.. Hem, 3.ve 4. sınıfların karmasıyla 5. sınıfın futbol maçı var. Geçen hafta söz vermiştim. Hakemlik yapacağım.

Oktay öğretmenin bu sözleri Veli öğretmenin hoşuna gitti mi gitmedi mi belli değildi. Yoksa, Oktay öğretmenin ağzını mı arıyordu Veli öğretmen, tam anlaşılamadı. Hiç renk vermeden sigarasını yakmak için kibritini çakmaya hazırlanırken; Oktay öğretmen de Cuma namazına gitmek için öğretmen lojmanının kapısından çıkıyordu.

Cami ile okulun arası on dakika ya var, ya yoktu. Oktay öğretmen Cuma namazından çıkar çıkmaz okulun yolunu tuttu. Namazdan çıktıktan sonra, köylülerin- öteden beri- yaptıkları sohbete çok istediği halde katılmadı. Aslında bu sohbetlere bayılıyordu. Gerçi, derse biraz geç kalıyordu ya olsun; son iki saati, neden beden eğitimi dersine ayırdılar ki…

Futbol maçı otuzar dakikalık iki devre halinde oynanacaktı. 5.sınıf futbolcuları altlarında pantolon, üstlerinde beyaz atlet; 3. ve 4. sınıfların karmasından oluşan takım, altlarında pantolon, üstlerinde önlükle sahaya çıkacaklardı.

Oktay öğretmen, hızlı adımlarla okulun dış kapısından içeri girerken, kendisini ıhlamur ağacının altında öfkeli bir şekilde bekleyen Veli öğretmen, bir kez daha maça değindi:

-Oktay Hoca, kaç dakika sürer bu maç?

Oktay öğretmen, meslektaşına hemen cevap vermedi… Şöyle bir yüzüne baktı, gülmemek için kendini zor tuttu. Veli Hoca, öyle gergin bakıyordu ki… Gözleri yuvalarından fırlayacak gibiydi.

-Veli Bey, merak etme… En fazla bir saat sürer. Bunlar ilköğretim öğrencileri. Yarımşar saat oynasalar yeter.

Veli öğretmen, maç kaç dakika sürer, diyor. Oktay öğretmen, saatten bahsediyor!.. Saat sözünü duyunca Veli Hoca, bitmek üzere olan sigarasından öyle bir nefes daha çekti ki; neredeyse sigarasının filtresinin pamuğu tutuşacaktı. Aceleyle sigarasını tazelerken gözlerinden ateş çıkıyordu.

Dodurga Köyü iki mahalleden ibaretti: Aşağı mahalle, yukarı mahalle. Okul, birazcık yukarı mahalleye yakın olsa da hemen hemen iki mahallenin ortasında sayılırdı. Cami avlusundaki beş on dakikalık muhabbetten sonra dağılan köylülerden, yukarı mahallede oturanlar evlerine dönerlerken yol kenarında bulunan okula şöyle bir uğramadan, öğretmenlerin hallerini-hatırlarını sormadan duramazlardı. Yine öyle yaptılar. Fakat bu sefer biraz şaşırmışlardı. Okulun bahçesinde heyecanlı bir hareketlilik vardı. Bayram değil seyran değil yahu!.. Neyin nesiydi bu!.. Oktay Hoca, eşofmanlarını giymiş!.. Öğrencilerin kimisi atletli, kimisi önlüklü (sahadaki önlüklülerin yakalıkları yok) bahçede yerlerini almış vaziyette bekleşiyorlardı. Diğer öğrenciler iki gruba ayrılmış, kendi takımlarını destekliyorlardı. Olup biteni iyice anlamak için, ıhlamurun altında heykel gibi-hiç hareket etmeden-duran Veli öğretmene yaklaştılar:

-Veli Hocam, bu telaşe ne yahu?

Veli Hoca, zaten burnundan soluyor… Birde köylüler çıktı ortaya… Oktay öğretmene de kızıyor ya… Yaptığı çalışmayı küçültmek için kinayeli kinayeli,

-Oktay Bey, futbol maçı yaptıracak da, diye cevap verdi.

Köylüler bu futbol maçı lafından hiçbir şey anlamadılar. Şaşkın şaşkın okulun bahçesine doğru bakarlarken hep bir ağızdan,

-Ne maçı ne maçı ?!.. dediler.

Veli öğretmen köpürdü:

-Top oynayacaklar top!..

Maç başlamak üzereydi. Yazı-tura atıldı. Takımlar yerlerini aldılar. Oktay öğretmen son kontrolleri yaptıktan sonra atletli öğrencilere,

-Topu santraya koyun bakalım, diye komut verirken düdüğünü de ağzına götürdü.

Bu santra sözcüğünü de köylüler anlayamamıştı. Yetmiş yaşlarındaki Nurettin Köse korka korka sordu:

-Veli Hocam, topu nereye koyun, dedi, Oktay Hoca?

Veli Hoca, acı acı gülümsedi… Ulan ne cahildi şu köylüler de…

-Sahanın ortasına Nurettin dayı, sahanın ortasına… Göbeğine… Merkezine…

Nurettin Köse, haa diye mırıldanırken Veli Hoca, kendisine manalı manalı baktı.

Nihayet maç başladı. Sağlı sollu karşılıklı ataklar devam ederken, önlüklü takım korner kazandı. Hakem düdüğünü çaldıktan sonra bir de açıklama yaptı:

-Korner kullanacaksınız, dedi. Topu tam o noktaya koyun.

Köylüler yine bir şey anlamadılar. Bu sefer Kara Mustafa, bütün cesaretini toplayarak sordu:

-Veli Hocam, korner ne demek?

Veli öğretmen bu sefer gülümsedi. Hoşuna gitmeye başlamıştı bu iş. Köylülerin saflığı eğlenceli bir hale getirecek gibiydi ortamı. Bu arada kalabalık da artmaya başlamıştı. Büyük bir zevk alarak cevaplamaya çalıştı Kara Mustafa’yı:

-Mustafa dayı, şu köşeler var ya… Korner kazanan takım, işte o köşeye topu koyacak…

Kara Mustafa sabırsızdı:

-Her köşeye mi koyacak?

Hay cahil hay!

-Her köşeye olur mu?.. Hangi köşeye yakın kazandıysa korneri oradan kullanacak.

-Nasıl kullanacak?

-Yahu kendi arkadaşına pas vererek…

Korner atışından sonra, top auta çıktı. Tabii hakem düdüğünü çaldıktan sonra, sert bir şekilde,

-Aut kullanın, diye uyarmayı da ihmal etmedi.

Bu sefer soru sorma işini tam üzerine almışken Değirmenci İsa, Veli öğretmen onun aval aval bakışına gülerek açıklama yapmaya kendiliğinden başladı:

-İsa dayı, atletli takım topu kazandı. Topu kullanma hakkını elde etti. Şimdi bir futbolcu topu ileriye doğru tepecek.

Ulan ne iş be!.. Sanki Akdeniz sahillerinde, turistik bir bölgede tercümanlık yapıyor. Bu dağların köylüleri de amma cahilmiş ha!..Hiç mi maç yapmamış bu eşekçiler!..Gurbete çıkanlar da gittikleri gibi dönmüşler köylerine!..Allah’tan kendi genel kültürü zehir gibiydi.

Veli Bey, bu düşüncelerle maçı seyrederken, atletli takım gol atarak öne geçti. Sahanın hem içinde hem de dışında çılgınca bir sevinç vardı. Herkes gol atan oyuncuyu tebrik ediyordu. Atletli takımın taraftarları büyük bir coşkuyla takımlarını alkışlıyorlardı. Köylüler de bu coşkuya katıldılar. Galip takımı alkışladılar. Bu sefer soru soran çıkmadı. Anladılar ki, top kalenin içine girince gol oluyor. Gol atan takım öne geçiyor.

Ama beş dakika sonra işler yine karıştı. Önlüklü takım penaltı kazandı. Ee kazandıysa kazandı ne var bunda… Ne varı var mı? Veli öğretmen, 5. sınıfın öğretmeni… Doğal olarak 5. sınıfın taraftarı. Bu penaltı işini sevmedi; ama bozuntuya da vermedi. Ne de olsa kendisine zevkli bir iş çıkmıştı. Maçı da kesin alırlardı. Soruyu daha fazla geciktirmedi Sarı Selim:

-Veli Hocam, penaltı da ne demek?

Veli Hoca, ulan aslında penaltı menaltı falan değil diyecek gibi oldu, son anda kendisini toparladı:

-Kendi ceza sahasının içinde, yani kendi kalesine yakın bir yerde rakip oyuncuyu düşürürsen veya topu elle falan tutarsan, elinle topun yönünü değiştirirsen hakem o takıma ceza verir. Cezayı, rakip takım işaretlenmiş noktaya topu koyarak, yani yakın yerden topu kaleye kullanırlar… İşte buna penaltı denir.

Veli Hoca, görevini büyük bir zevkle yapıyordu. Gerçi önlüklü takımın penaltıyı gole çevirmesi, beraberliği sağlaması hoşuna gitmedi ama olsun. Nasıl olsa rahat galip gelirlerdi. Veli Hoca, Değirmenci İsa dayının eliyle sardığı sigarayı zevkle yakmaya hazırlanırken, büyük bir uğultu koptu… Hakemin sesini güçlükle duyabildi:

-Frikik!..

Kimse bir şey anlayamadı. Atletli takımın oyuncuları feryat figan ederek hakeme itiraz ediyorlardı. Dışarıdaki taraftarları da büyük bir gürültü çıkararak hakemin kararına tepki gösteriyorlardı. Kardeşim frikik kazanmışsın daha ne istiyorsun!.. Kullan. Yok… Penaltı istiyorlar… Saha nizami saha değil. Alt tarafı okul bahçesi… Aut ve taç çizgileri kireçle çizili. Penaltı noktası ve sahanın ortası da kireçle şöyle bir belirtilmiş o kadar. Ceza sahası tam belli değil. Hakemin takdirine kalmış. Hakem de okulun öğretmeni kardeşim… Yanlış yapar mı? Atletlilerin takım kaptanı İbrahim Akçan daha fazla dayanamadı, top gibi gürledi:

-Ya!..Onlara gelince penaltı; bize gelince frikik!..

Takım arkadaşları da ortalığı toza dumana katarak kaptanlarını desteklediler:

-Biz de penaltı atacağız biz de!..

Veli Hoca, artık ıhlamur ağacının altında seyretmiyordu maçı. Sahayı tam ortadan gören çitlembik ağaçlarının altına gelmişti. Tabii ki onlarca köylüyle birlikte. Bu arada hakemin sesi tekrar duyuldu:

-Yeter artık. İtiraz yok. Baraj kurun bakalım.

Haydaaa, baraj da nereden çıktı şimdi… Daha frikiği öğrenemedik… Neyse, Veli Hoca imdatlarına Hızır gibi yetişti. Hem barajı, hem frikiği coşkulu bir şekilde anlatıverdi.

Baraj kuruldu. Frikik kullanıldı: aut.

Önlüklü takım autu kullandıktan sonra top taca çıktı. Ortalık yine karıştı… Senden çıktı, benden çıktı… İtiraz itiraz itiraz… Köylüler, bu taç işini de anlamadılar ya; Allah’tan Veli Hoca var da yanlarında, her bir şeyi güzelce anlatıveriyordu kendilerine.

İlk yarı 1-1 berabere bitti. 5 dakikalık bir moladan sonra ikinci yarı başladı. Top bir o kale, bir bu kale gidip-gelirken atletli takım tekrar öne geçti. Veli öğretmenin keyfine diyecek yoktu. Artık maçı ayakta da izlemiyordu. Sınıftan getirttiği- minderli- sandalyesine bacak bacak üstüne atıp, oturduğu yerden maçı izliyordu. Tabii köylüler için de sınıfın öğrenci sıralarını getirtmeyi ihmal etmemişti. Onlar da öğrenci sıralarına oturarak keyifli bir şekilde maçı seyrediyorlardı. Bu arada bir güğüm ayran geldi. Kız öğrenciler bakır taslara ayran doldurarak önce Veli öğretmenlerine, daha sonra sırasıyla köylülere ayran ikramında bulunuyorlardı. Yani her şey yolundaydı.

Maçın sonu da yaklaşıyordu. Bu arada atletli takımın kaptanı İbrahim Akçan, iki defa üst üste rakip takımın oyuncularından birisine faul yaptığı için hakem tarafından kırmızı kartla oyundan atıldı. Oktay öğretmen, kırmızı kartondan keserek yaptığı kartı, cebinden çıkartarak kaptana gösterince ortalık yine karıştı. Veli Hoca’nın keyifli hali devam ediyordu. Bu kırmızı kart yüzünden hiç telaşlanmadı. Zaten maçta bitmek üzereydi. Kız öğrencinin ayran doldurduğu bakır tası bir dikişte içtikten sonra, bir eliyle tası öğrencisine uzatırken, diğer eliyle yeni sigara paketini açmaya çalışıyordu. Tabii bir yandan da bu kırmızı kart, sarı kart olayını köylülere bir güzelce anlatıyordu. Bıyıklarına bulaşan ayranı –mendiliyle- silmek aklından bile geçmedi. Zaferini kutlamaya hazırlanıyordu.

Maç tam bitti bitecek derken, önlüklü takım bir frikik kazandı. Köylüler artık frikiği falan biliyorlar ya soru sormadılar. Atışın kullanılmasını beklediler. Veli Hoca’nın keyfine diyecek yoktu. Neşeli bir yüz ifadesiyle atışın kullanılmasını beklerken gayet rahattı. Üstelik mesafe de uzak. Yani her şey yolundaydı. Ama öyle bir şey oldu ki: Çitlembik ağaçlarındaki serçeler aniden sustu!.. Köyün bütün köpekleri aynı anda havlamayı kestiler!..Güneş de erken mi battı bu akşam ne? Ortalık kararır gibi oldu!.. Top baraja çarparak kaleciyi yanılttı…Kaleci sağa doğru plonjon yaparken, top sol taraftan kaleye girdi…Gol oldu!.. Atletli takım sustu diye, Veli öğretmen sustu diye, köylüler de sustular… Kimsenin ağzını bıçak açmıyordu… Santradan bir dakika sonra maç bitti. Maç 2-2 berabere bitmişti. Oktay öğretmen bütün oyunculara birbirlerini tebrik ettirdi.

Veli Hoca ve köylüler, yerlerinde çıt çıkarmadan otururlarken, köyün en yaşlısı Hacı Muhittin bütün cesaretini toplayarak:

-Veli Hocam, bu ne biçim bir gol yahu? diye sorabildi.

Veli Hoca, bir yandan- süklüm püklüm bir vaziyette- sahayı terk eden kalecisine-şimşek çakan gözleriyle- bakarken, bir yandan da sigarasından sert bir nefes çekerek, gök gürültüsünü ürküten bir ses tonuyla patladı:

-Kontrpiyede kaldı eşşoğlu eşşek!..

Veli öğretmenin morali o kadar bozuldu ki… Tercümanlık yapacak halde değildi. Zaten köylüler de bu durumu sezdikleri için kimse; “nerde kaldı” diye soramadı.

Oktay öğretmen, elini-yüzünü yıkayıp, eşofmanlarını çabucak çıkarıp kıyafetlerini giyerek kasabaya gitmek için hazır olduğu halde; Veli öğretmen oturduğu sandalyeden hâla kalkamamıştı. Tabii, köylüler de onun üzüntüsünü paylaştıkları için hep birlikte öğrenci sıralarında oturmaya devam ediyorlardı. Oktay Hoca, Veli Hoca’nın Renault marka arabasının yanına gelip de (ilçeye her hafta birinin arabasıyla gidip-geliyorlardı) arkadaşını göremeyince şöyle bir etrafına baktı… Veli öğretmeni köylülerle birlikte hâla oturur halde görünce uzaktan seslendi:

-Veli Bey, hadi artık gidelim, ben hazırım.

Veli öğretmen şöyle bir baktı… Cevap vermedi. Bir müddet sonra somurtarak yavaşça ayağa kalktı. Kendisiyle beraber köylüler de ayağa kalktılar. Veli Hoca, tam arabasına doğru yönelmişken, aniden geri dönerek köylülere – işaret parmağını sallaya sallaya- son açıklamalarını yaptı:

-Merak etmeyin… Haftaya bu maçın rövanşı olacak… Kontrataklarla rakibi delik- deşik edeceğiz… Bizim sıpalara ofsayt taktiğini de öğreteceğim… Forvet oyuncularının hepsini değiştireceğim… Stoper ile liberomuz da uyumlu değildi…

Otuza yakın köylü, ağızları bir karış açık, aval aval bakışlarla Veli öğretmeni dinliyorlardı. Öğretmen konuştukça- hiçbir şey anlamadıkları halde- başlarını öne arkaya sallayarak kendisini onaylıyorlardı.

Veli Hoca, şu sözlerle konuşmasını tamamladı:

-Alan savunmasıyla tam saha pres yaparak rakibi boğacağız!..

Köylüler, Veli Hoca’nın son sözleriyle resmen titrediler.

Allah’tan tandem konusuna falan (aklına gelmediği için galiba) girmedi.

İki öğretmen arkadaş çalıştıkları köy ilköğretim okuluna 25 km. uzaklıktaki oturdukları ilçeye dönerlerken bir süre konuşmadılar. Hadi Veli öğretmenin morali- maçın sonucu nedeniyle- biraz bozuk gibiydi; ama Oktay öğretmene ne oluyordu!.. Tabiri caizse ağzını bıçak açmıyordu… Dalgın dalgın yeni biçilmiş çeltik tarlalarını süzüyor, harman dövenleri seyrediyor, köylülerin ürünlerini toparlamak için, hayvanlarını ahırlarına sokmak için gösterdikleri akşam telaşesini gözlemliyordu… Sonra birden silkinerek konuşmaya başladı:

-Veli Bey, takımlar ikişer gol attılar da biz kaç gol attık bugün saydın mı?

Veli Hoca, gözünü yoldan ayırmadan arabasını kullanmaya devam ederken şaşırmış bir vaziyette cevap verdi:

-Nasıl yani!

-Veli Bey, Dodurga ismi 24 Oğuz boyundan birinin adı…Bizim çalıştığımız köyün adı…Okulumuzun adı…Köylülerin konuştukları Türkçe; buram buram öz Türkçe kokuyor…Hele yaşlıların konuştukları Türkçe neredeyse hiç bozulmamış!.. İşte biz böyle bir köyün alfabesine bugün, bir maçla düzinelerce gol atıvermedik mi?

Veli Hoca’nın şaşkınlığı daha da artmıştı:

-Nasıl yani!..

-Nasılı var mı ?… Bir düzineden fazla İngilizce sözcüğü; ben sahanın içinde oyuncuların genç dimağlarına, sen sahanın dışında köylülerin dağarcığına; dolayısıyla Dodurga köyü’nün Türkçe kalesine sokuvermedik mi? Futbol, korner, faul, penaltı, taç, frikik, forvet, ofsayt, aut, rövanş, röveşata, kontratak, stoper, libero vb. kelimeleri artık güncel hayatlarında kullanmaya başlarlar… Bekçi Hakkı, maçtan sonra torununu nasıl azarladı duydun mu?

-Duymadım!..

-İngiltere Kraliçesi duysa bize ödül verir be!..

Veli öğretmen daha da heyecanlandı:

-Öyle mii!.. dedi. Kendisini toparlayarak devam etti. Bekçi Hakkı, ne dedi?

-Hani lan teres “ Dede bu maçta hattrik yapacağım” diyordun… Ne oldu kerata, dedi!..

Veli Hoca, nedense keyiflenmiş gibiydi!..

-Hattrik’i Mustafa’ya maçtan önce ben öğretmiştim… Koçum, bugün hattrik yapacaksın, demiştim. O da dedesine öğretmiş demek ki.

İki öğretmen arkadaş tekrar sustular. İlçeye de iyice yaklaşmışlardı. Neredeyse girmek üzereydiler. Veli Hoca, arkadaşının düşüncelerine hak verse de aklı hâla başka yerlerdeydi. Maçın sonucunu bir türlü hazmedemiyordu. Daha fazla dayanamadı:

-Sen onu bunu bırak da… Bizim penaltıyı niye vermedin?

-…!

Tarih:21 04 2017 08:48(467) Facebook'ta Paylaş

Boytek Boyabat Kız Öğrenci Yurdu
1. Yorum: fatosss 24 04 2017 22:08
tebrikler hocam mükemmel bir hikayeydi siz bizi güldürdünüz ve düşündürdünüz allah ta sizi güldürsün...


Yorumcuların dikkatine! Yasal Uyarı!

  1. Yorumlarınızı anlaşılır bir dille ve dilbilgisi kurallarına uygun olarak özenle yazınız. BÜYÜK HARF kullanmayınız. Tekrar okuyarak yanlışlarınızı düzeltiniz.
  2. Anlaşılmaz kısaltmalar yapmayınız.
  3. Lütfen yorumlarınızda terbiye dışı sözler kullanmayınız.
  4. Yazılan yorumların sorumluluğu yazarına aittir. Sonradan pişman olunacak hukuki sorunlarla karşılaşmamak için kişi veya kurumlara yöneltilmiş olan eleştirileriniz hakarete varmasın.
  5. Yorumlar denetlendikten sonra yayına verilecektir.
  6. Yazılarımızda yanlış ya da kusurlu bir konu bulunursa bunu lütfen bize bildiriniz.

Yukarıdaki Sözleşmeyi/Uyarıları kabul ediyorum.
'Evet' Yazın:
İsim:
E-mail: (isteğe bağlı)

| Beni Unut

Ramazan ayının manevi iklimi


Dilek Güzellik Salonu Yeni Yerine Taşındı


Ülke gıda ve tarım da yüzde 65 dışa bağımlı hale geldiyse…


Çığırtkanlar, Güven ve Umut


Canım babam benim... Çok özledim çook.


Evet Fetö Bir Terör Örgütüdür


Kan Davası


Boyabat'ı Hiç Böyle Gördünüz mü?


Adalet Damatların Temelidir


Sultan Aziz Nasıl Katledildi?


Ramazan ayı, sigaradan kurtulup özgürlüğe kavuşmak için fırsat


Bugün de Maziden Gidelim Dedik...


Tükenmeyen su kaynağı ZEMZEM


78 Yıllık 23 Nisan Fotoğrafı


Mutlu Şehir Sinop'un Mutsuz Günü


Geçim öncelikli eylem planı


Bazı Hurafeler


2010 Anayasa Değişikliği Halk Oylaması Sonuçları (12 Eylül 2010)


Ortaya Karışık


Sinop İli 2015 Yılı Vergi Rekortmenleri


Eyvah ! Stres mi ?


2016 Raporu


Bellaforonte'nin Kenti TLOS


Neden Tuğla Kullanmalıyız


Sallım Çorba


Anlayamadıklarım


KÜNYE




Yazı ve Haberleriniz İçin:
boyabatgazetesi@boyabatgazetesi.com
haber@boyabatgazetesi.com
adreslerine E-posta gönderebilirsiniz




Haziran ayı ziyaretci sayısı:689478
DtGaNi


* ANASAYFA *