E-posta: boyabatgazetesi@boyabatgazetesi.com
Boytek Boyabat Kız Öğrenci Yurdu

Boyabatlının Futbol Aşkı

22 Temmuz 2012 tarihinde Ankara- Mamak ilçesinde halı sahada futbol oynarken kalp krizi geçiren- ellili yaşlarındaki- Ünal Kuru; kaldırıldığı Ankara Özel Akay Hastanesi’nde, Anjiyografi Odası’nda anjiyo olurken, Prof. Dr. Ramazan Atak’ın üçüncü defadır sorduğu soruya yine cevap vermedi. Ama, Prof. Dr. Ramazan Atak, sorusunu ısrarla yeniliyordu:

-Ünal Bey, bu Panter Remzi kim ya?

Panter Remzi!.. Pöf!.. Ulan işe bak be!.. Allah’ın kovası başımıza Panter Remzi oldu çıktı!.. Başına çarpar gol olmaz! Kıçına çarpar gol olmaz! Kale direkleri ona çalışır! Ulan yaz günü halı sahada, top kale çizgisinde durur mu be? Çal yok çamur yok! Çim yok çimen yok! Allah’ın balığı!.. Başımıza panter kesildi!.. Hem nerden çıktı lan bu Panter Remzi muhabbeti!.. Doktor nerden tanıyor bu hıyarı?

-Doktor Bey, siz Panter Remzi’yi nerden tanıyorsunuz ki?

Prof. Dr. Ramazan Atak, anjiyo olmakta olan Ünal Kuru’yu konuşturmayı nihayet başarmıştı. Ekibiyle beraber bir yandan hastasının kapalı olan damarını açmaya çalışırken büyük bir zevkle cevapladı Ünal Kuru’nın sorusunu:

-Sen, hastanemize baygın getirildiğin zaman, Yoğun Bakım Servisi’nde ayılırken söylemişsin.

-Neyi söylemişim?

-Panter Remzi’nin adını sayıklamışsın.

-Ne!

-Tabii ya. Bütün arkadaşlar şahit.

-Şahit mi? Ne demişim? Ne söylemişim? Nasıl demişim?

-Ah ulan Panter Remzi ah! Yaktın beni yaktııın! diyerek ayılmışsın.

Aman Allah’ım!

-Ben o kovadan Panter Remzi diye mi bahsetmişim?

Ünal Kuru’nun biraz fazla heyecanlanması, sinirlenmesi Prof. Dr. Ramazan Atak’ı azcık ürkütür gibi olduysa da devam etti:

-Ünal Bey; sen, şu son atağı... Bayılmadan az önce yaptığın son hücumu hatırlıyor musun? Bize anlatabilir misin? Lütfen!

Panter Remzi’nin ismini sayıklayarak ayıldığını öğrenmesi Ünal Kuru’nun moralini bozmuştu. Doktor Bey ne kadar ısrar etse de konuşmak istemiyordu:

-Hatırlamıyorum.

-Ünal Bey lütfen!

-Hatırlamıyorum.

-Ünal Bey lütfen hatırlamaya çalışın!

Ulan bu doktor da amma futbol hastasıymış, diye öfkeli bir şekilde mırıldanırken, bir ara ekranda kalbini izleyen Ünal Kuru; doktorun ricasına daha fazla karşı koyamadı. Keyifsiz bir şekilde konuşmaya başladı:

-Doktor Bey, maçın sonlarına doğruydu... Ben, bu hıyara beş haftadır gol atamıyordum.

-Pardon! Hangi hıyara?

Doktorun da sorduğu soruya bak!

-Yahu Doktor Bey, bir saattir Panter Remzi diye kafamı ütüledin ya!.. İşte o...

Ankara Özel Akay Hastanesi Anjiyografi Odası komedi sahnesine dönmüştü sanki. Prof. Dr. Ramazan Atak ve yedi kişilik ekibi gülmekten kırılıyorlardı. Ünal Kuru’nun tatlı-sert çıkışı çok hoşlarına gitmişti.

-Pardon! Devam edin lütfen!

-Kendi kalecimden topu aldım. Bi çalım, bi çalım, bi çalım daha... Bi beşlik... Son adamın sağından attım solundan geçtim...

Tekrar sustu Ünal Kuru. Morali yine bozulur gibi olmuştu; çünkü, gözünün önüne Panter Remzi gelmişti.

-Eee... Sonra Ünal Bey?

Ünal Kuru konuşmak istemiyordu. Tekrar sinirlenmişti. Panter Remzi’nin hayali gözünün önünden gitmiyordu. Hem, konuşacak bir şey yoktu ki!.. Son adamı geçtikten sonra, Panter Remzi’yle karşılaşmış... Panter Remzi’nin gözlerine hışımla bakmış... Topa bütün gücüyle abanacağı zaman bayılmıştı.

-Eee Ünal Bey, topu doksana takabildin miydi?

Topu doksana takmak mı? Ne doksanı doktor be ne doksanı!.. Ah ulan Panter Remzi ah!..

-Ünal Bey, topu doksana takabildin miydi?

Neredeyse ağlamaklı bir ses tonuyla cevap verdi Ünal Kuru:

-Hayır Doktor Bey!.. Takamadım!..Bayılmışım!..

Bu sırada Prof. Dr. Ramazan Atak işine iyice yoğunlaşmıştı. “Evet evet! Geliyor! Tamaaam! İşte buuu! Hooop!” diye kendi kendine heyecanlı bir şekilde söylenirken zafer çığlığını patlatıverdi Anjiyografi Odası’nda:

-Topu doksana taktııım! Topu doksana taktııım! İşte top doksana böyle takılır Ünal Bey! Top doksana böyle takılııır!

Ünal Kuru, Prof. Dr. Ramazan Atak’ın zafer çığlıklarına bir anlam verememişti:

-Nasıl yani Doktor Bey?

-Ünal Bey, son pıhtıyı da başarılı bir şekilde aldım. Damarı tamamen açtım. Tertemiz oldu. Buna, topu doksana takmak denmez de ne denir?

Kapalı olan damarının başarılı bir şekilde açılmasına, anjiyo işleminin sorunsuz olarak tamamlanmasına doya doya sevinemedi Ünal Kuru. Bu Panter Remzi olayından sonra birde topu doksana takma muhabbetinin ortaya çıkması; Prof. Dr. Ramazan Atak’ın nispet yapar gibi konuşması, moralinin bozulmasına yetip de artmıştı bile Ünal Kuru’nun.

Anjiyografi Odası’ndan sedyeyle çıkarılırken hâlâ ateş çıkıyordu Ünal Kuru’nun gözlerinden. Panter Remzi’nin adını sayıklayarak ayılmasını bir türlü hazmedemiyordu. Dişlerini gıcırdatarak mırıldanmadan duramadı:”Hıh! Panter Remziymiş! Ah ulan Panter Remzi ah! Bunun hesabını senden sormaz mıyım? Ulan eğer seni gol manyağı yapmazsam!.. Ulan eğer senin kaleni kalbura çevirmesem!.. Ulan eğer senin adını bütün Mamak’ta Nevşehirli Kova Remzi’ye çıkartmasam bana da Koca Boyabatlı Ünal Kuru demesinler!..”

Ünal Kuru’nun homurdanarak konuşması, kendisini sedyeyle taşıyan sağlık görevlisini şaşırtmış hatta korkutmuştu:

-Beyefendi bir şey mi oldu? Bir yeriniz mi acıdı?

-Yürü be!

Ankara Özel Akay Hastanesi’nin üçüncü katının, on sekiz numaralı iki yataklı odası ana baba günü gibiydi. Ünal Kuru’nun Ankara’daki bütün akrabaları hastanedeydi sanki. Odadaki diğer hastayla da hemşeri çıkmasınlar mı?

-Hemşerim nerelisin?

-Boyabat.

-İçinden mi?

-Baba tarafım içinden ama annem Gürlen köylü.

-Vay kelemci ha!

-Siz hangi köydensiniz?

-Boyalı. Fotoğrafçı Resul’ü tanıyor musun?

-Evet.

-Dayım olur.

-Kâzım Tufan’ı tanıyor musun?

-Kâzım Tufan! Ha! Tanıyorum. Oğlu arkadaşım.

Muhabbet neşeli bir şekilde devam ederken; evlerden getirilen yemekler, meyveler havada uçuyordu. Ünal Kuru’nun kız-erkek bütün kardeşleri; bacanağı, baldızı, yeğenleri velhasıl akrabalarının tümü kendisini beslemek için seferber olmuşlardı sanki. Yüz on kilogramlık Ünal Kuru’yu birazcık zayıflamış mı bulmuşlardı ne? Doğrusu Ünal Bey de bu yemeklerin hakkını veriyordu. Tuzlu- tuzsuz, acı- tatlı hiç seçmiyordu. Anjiyografiden yeni çıkmasına karşın, yuttuğu onlarca hapa, vurulduğu bir sürü iğneye, kolundaki seruma rağmen kaşık elinden düşmüyordu.

Bu arada odaya büyük bir hışımla dalan; şık giyimli, altmış yaşlarında, orta boylu, sarışın bayan ortamı biraz gerer gibi oldu:

-Sen ne sorumsuz bir adamsın ya! Elli yaşını geçtin hâlâ çocuk gibi bu sıcakta top oynuyorsun! Ablam sen gençlerle âşık atacak yaşta mısın? Bizi düşünmüyorsan, kendini düşünmüyorsan bari çocuklarını düşün! Daha kimisi bekâr, kimisi öğrenci... Ayıp ayıp!

Odaya fırtına gibi dalıp da bu ateşli konuşmayı yapan kişi Ünal Kuru’nun ablasıydı. Uzun yıllar Almanya’da çalışmış... Aktif çalışma hayatını bitirip emekli olunca; bir saniye bile düşünmeden o da bütün kardeşlerinin yaşadığı Ankara’ya yerleşmişti. Ünal Kuru, ablasına karşı büyük bir sevgi ve saygı duyuyordu. Anne ve babalarını küçük yaşta kaybettikleri için, diğer kardeşleriyle beraber kendisiyle de bir anne gibi, baba gibi ilgilenen bu ablanın ailedeki yeri bambaşkaydı. Maddi- manevi bütün sorunlarına- her zaman, her yerde- Hızır gibi yetişmişti.

Neyse, abla fırçayı atar da -dört gözle bu anı bekleyen- diğerleri fırsatı kaçırırlar mı?

-Ay abla ben bunu durduramıyorum!.. Oğlundan fazla bu gidiyor halı sahaya!..

-Yahu bacanak bırak artık böyle ıvır- zıvır işleri be!

-Saçın- sakalın ağardı.... Bebeklerle top oynamaya utanmıyor musun?

-Lan oğlum yüz on kilo geliyorsun!.. Top senin neyine!

Ünal Kuru’ya gösterilen bu tepkiler bütün hızıyla devam etse de kardiyoloji hasta odasında dikkat edilecek en önemli husus şuydu: Ünal Kuru’nun bütün yeğenleri- kız olsun, erkek olsun; küçük olsun, büyük olsun- kendisine aşırı bir şekilde saygı ve sevgi gösteriyorlardı. Kimisi yanağını okşuyor, kimisi saçlarını düzeltiyor; kimisi de ayak bileklerine masaj yapıyordu! Yani, Ünal Kuru bütün yeğenleri tarafından çok seviliyordu. Hatta yeğenlerinin hemen hemen hepsi de bir kere dayı veya amca diyorlarsa; on defa baba diye hitap ediyorlardı kendisine. Futbol oynadığı için, sinema ve tiyatroları kaçırmadığı için; başka sosyal faaliyetlerde de faal olması-tabii bütün bu etkinliklere yeğenlerini de götürmeden asla katılmaması- nedeniyle yeğenlerinin yanındaki konumu- diğer kardeşlerine bakarak- çok farklıydı. Yani, Ünal Kuru’nun yeğenleriyle ilişkisi müthiş olumluydu. Kendisine sevgide ve saygıda asla kusur etmiyorlardı. Ama, en büyük abisinin oğlu olan, uzun boylu yeğeni odaya fırtına gibi daldığı zaman iş biraz değişir gibi oldu:

-Amca ya!.. Ödüm patladı!.. Bu sıcakta altı- yedi maçı yapılır mı? Biz bile gece oynuyoruz!.. Bir daha oynama!..

Büyük yeğen amcasını azarlar gibi konuşuyordu; ama, belli ki çok korkmuştu. Bu sözleri sert bir üslupla söylerken bir yandan da sarmaş- dolaş olduğu amcasını şapur- şupur öpüyordu. Koskoca biber dolmasını iki hamlede mideye indiren Ünal Kuru; boynuna sarılan, hâlâ neden altı- yedi maçı yaptın diye kendisinden hesap soran yeğenini tatmin etmekte pek zorlanmadı:

-Lan oğlum bildiğin gibi değil; maç çok iddialıydı!..

Bu sırada, zaten hiç susmayan telefonlara bir yenisi daha eklendi:

-Amca, Ahmet Potuk diye birisi seni arıyor.

Ahmet Potuk ismini duyunca heyecanlanarak hemen elindeki tabağı- kaşığı yatağın üzerine bırakan Ünal Kuru telefonu kaptı. Ama, yatağın etrafında en az on kişi vardı. Yani, rahat konuşması imkânsızdı. Telefon da önemliydi galiba. Gizli mi konuşmaları gerekiyordu ne? Ünal Kuru, sağa döndü olmadı, sola döndü olmadı... Sonra; geriye dönerek, koca göbeğinin üzerine- bin bir güçlükle- yaslanarak, kolundaki serumdan da rahatsız olduğu için biraz eziyet bir şekilde konuşmaya başladı:

-Potuk ne haber lan?

-Abi iyiyim. Önümüzdeki haftanın maçını ayarlıyordum da... Gelebilecek misin?

Adama bak ya! Önce geçmiş olsun demiyor da maça gelebilecek misin diye soruyor! Bu maç da çok önemli galiba!

Zaten, maç lafını duyunca gözleri parladı Ünal Kuru’nun. Ama, hemen cevap veremedi. Odadaki herkes birazcık kendisinden tarafa eğilmişler, kulaklarını telefona uzatmışlar, merakla öylece bekliyorlardı. Ünal Kuru; sağa baktı, sola baktı... Ablasını odada göremeyince rahatladı. Futbol aşkı da ağır basınca, karşı tarafa cevap vermek çok kolay oldu:

-Potuk! Siz bu hafta beni idare edin...Yerime emanet bir adam bulun. Haftaya sahadayım. Ha!.. Bana bak lan!.. Maçları artık gece oynayalım... Biraz sıcak oluyor galiba!..

Maçı bağladığı için neşeli bir şekilde telefonu kapatan Ünal Kuru’nun keyfi yerindeydi. Ama, eşinin gözlerinden ateş çıkıyordu:

-Vallahi de ablama diyecem! Billahi de ablama diyecem!

Sinirli bir şekilde, resmen kükreyerek odayı terk eden eşinin arkasından sadece gülümsemekle yetindi Ünal Kuru.

Tarih:25 05 2017 20:25(1225) Facebook'ta Paylaş

Boytek Boyabat Kız Öğrenci Yurdu
1. Yorum: mehmet öztürk 26 10 2017 10:08
sayın hocam kalemine sağlık.selamlar


Yorumcuların dikkatine! Yasal Uyarı!

  1. Yorumlarınızı anlaşılır bir dille ve dilbilgisi kurallarına uygun olarak özenle yazınız. BÜYÜK HARF kullanmayınız. Tekrar okuyarak yanlışlarınızı düzeltiniz.
  2. Anlaşılmaz kısaltmalar yapmayınız.
  3. Lütfen yorumlarınızda terbiye dışı sözler kullanmayınız.
  4. Yazılan yorumların sorumluluğu yazarına aittir. Sonradan pişman olunacak hukuki sorunlarla karşılaşmamak için kişi veya kurumlara yöneltilmiş olan eleştirileriniz hakarete varmasın.
  5. Yorumlar denetlendikten sonra yayına verilecektir.
  6. Yazılarımızda yanlış ya da kusurlu bir konu bulunursa bunu lütfen bize bildiriniz.

Yukarıdaki Sözleşmeyi/Uyarıları kabul ediyorum.
'Evet' Yazın:
İsim:
E-mail: (isteğe bağlı)

| Beni Unut

Boytek Boyabat Kız Öğrenci Yurdu

Yahudilerin Üstün Cesaret Nişanı, İsrail’in kaderini değiştirdi …!


Her İnsan Bir Engelli Adayıdır


Övülenler, Eleştirenler, Suçlananlar Kim ne?


İYİ Parti İlçe Başkanı Mithat Mor, Mevlid Kandili Mesajı Yayımladı


Osman Çakır’dan kandil mesajı


Olmasa iyi ama, olmuş işte...


Ümit Ettiklerimiz Gelecek


17-25 Aralık da Sen Ne Yaptın?


Kazanmak Risk Almakla Mümkündür


Hisar İşçi


Cehaletin de bir sınırı var! İdam fetvalarını Dürrizâde vermiştir!


DİYABET / Diabetes Mellitus (Şeker Hastalığı)


Boyabat Müftülüğüne Bugün Güzel Bir Ders Verdim


Panayıra Götürmedi


Ayşe Hanım Neden Önemlidir?


Tuğla Sektörüne Dokunmayın, Çekin Elinizi!


Asılsız Haberleri Tespit Etmek İçin İpuçları


2017 Anayasa Değişikliği Halk Oylaması Sonuçları (16 Nisan 2017)


Kış Lastiği Takma Artık Otomobiller İçin de Zorunlu


Teşrik tekbiri başladı


Pirinçle meşhur olduk! Sıra domateste...


Boyabat'tan Kış Manzaraları


Boyabat'ı Hiç Böyle Gördünüz mü?


Geçim öncelikli eylem planı


Ortaya Karışık


Bellaforonte'nin Kenti TLOS


Sallım Çorba


Anlayamadıklarım


KÜNYE




Yazı ve Haberleriniz İçin:
boyabatgazetesi@boyabatgazetesi.com
haber@boyabatgazetesi.com
adreslerine E-posta gönderebilirsiniz




Aralık ayı ziyaretci sayısı:361749 DtGaNi

* ANASAYFA *