E-posta: boyabatgazetesi@boyabatgazetesi.com

Kaç Saat Kardayız?

Bundan 45-50 yıl kadar önce bir gurup köylümüz köy meydanında toplanmış sohbet ediyorlardı. Dedem yaşında olanlar savaştan, babam yaşında olanlar da bağdan bahçeden konuşuyorlardı. Ben de bir kenarda bu konuşmaları dinliyordum.

Babam yaşında olan İzzet Dayı (Pepe İzzet) bana dönerek, iki çiftçi bir araya geldikleriz aman tarlaya ektikleri buğdaydan, mısırdan konuşur. İki çobanda bir araya geldiği zamanda keçiden, koyundan, oğlaktan, kuzudan konuşurlar demişti.

Allah rahmet eylesin. İzzet dayının o zaman söylediklerini şimdi şöyle yorumluyorum. Herkes bildiği konuda konuşur ve birilerine bildiği konu da fikir verebilir.

Gümümüzde ise bunun tam tersi bir konu ile karşılaştım. Bilgisine güvendiğim bir hukukçu, siyasetçi sosyal medya hesabında hukuk fakülteleri ile ilgili bir yazı paylaşmış. Tablonun başında da şöyle yazıyor. “YURDUMUN GÜZİDE HUKUK FAKÜLTELERİNİN HUKUKÇU OLMAYAN DEKANLARI… AĞLAYALIM KARA BAHTIMIZA…” Altında da hukuk fakültesi dekanlarının hangi branşlardan oluştuğunu sıralamamış.

Listede adı yazılı on dokuz hukuk fakültesinin seçilen veya atanan dekanları Veteriner, Tıp, Kamu Yönetimi, İşletmeci, Siyaset Bilimci, Fransız Dili, Çalışma Ekonomisi, Ziraat, İktisat, İlahiyat ve Kimya branşlarından oluşuyor. Hukuk fakültesine hukukçu yok.

Okur yazar bile olmayan İzzet Dayı kadar damı bilmiyorlar hukuk fakültesine hukukçu dekan olması gerektiğini. Yoksa ülkemizde hukukçu mu yok. Ya da son cümleyi şöyle mi kurmamız gerekirdi. Söz dinleyen, emredileni yapacak hukukçu mu yok?

On dokuz hukuk fakültesinin dekanlarının hukukçu olmayan dekanlardan oluştuğunu Barış Pınarı Harekâtı başlamasından birkaç gün sonra sosyal medya hesabımdan bende paylaştım. Bir arkadaşım şu yorumu yaptı.

A. Ş. Dünyanın gündemi verdiğimiz askeri mücadele. Ama sizin bu olan biteni görüp takip etmek, gurur duyulması gereken gelişmeleri görüp alkışlamak işinize gelmeyince böyle detayların peşine mi düşüyorsunuz.

Bu arkadaş bazı siyasilerinde ismini vererek devam etmiş. Bu arkadaşa ve bu arkadaş gibi düşünenlere tarihten bir örnek vermek istiyorum.

Yıl 1921. Anadolu’nun birçok yeri düşman işgali altında. Yunan subayların sevdiklerine Ankara’dan ne istersiniz diye mektup yazdıkları günler. Askerimizin yarı aç, yarı tok savaşmak zorunda kaldığı günler. Askerimizin ayağında çarık bile olmadığı günler. Ankara da öğretmenler toplantısı olacaktır. Toplantıya iki yüz kadar öğretmen katılacaktır.

Bu toplantıyı yapacak olanlardan biri Mustafa Kemal Paşaya, “Paşam savaşın yoğunlaşacağı anlaşılan şu günlerde öğretmenler toplantısı size ayak bağı olabilir. Uygun görürseniz erteleyelim” der.

Aldığı cevap. “Hayır ertelemeyin. Cahillikle, ilkellikle savaş, düşmanla savaşmaktan daha az önemli değildir. Toplantıya katılacağım ve konuşacağım.” demiştir.

Tarihten yazmaya devam edelim. Yine aynı yıl ve günlerde. Silahların tabutlar içinde, İstanbul’dan Anadolu’ya İnebolu limanından kaçırıldığı günler. Erkeklerin asker olması nedeniyle bayanların, hamile hanımların, Şerife Bacıların kağnı arabaları ile karda kışta günlerce gece gündüz silah taşıdıkları günler.

Sovyet yardımı silah ve cephane İnebolu limanına getirilirken iki düşman gemisi biri batıya, biri de doğuya doğru hareket halindedir. Sovyet yardımı silah ve cephaneyi taşıyan gemimizin kaptanına haber verilir.

Mahmut Kaptan güçbela Ordu limanına yanaşır ve silah ve cephaneyi karaya taşıtıp saklanmasını sağlar. Gemiyi daha sonra yüzdürebilecek şekilde su almasını sağlayarak battı süsü verir ve geminin bir bölümünde de yangın çıkararak düşmandan kurtulur.

Mahmut Kaptan silahları kurtarmak için gemiye battı süsü verip düşmanı atlatarak silahları kurtarıyor. Barış Pınarı Harekatın da 120 saat, olmadı bir 150 saat daha harekata ara vererek bir şeyler kurtarabildik mi?

Günümüzde yaşanan Barış Pınarı Harekâtını büyütüp geçmişte yaşananları görmeyenlere soruyorum. 120 saat, 150 saat daha bizim için kaç saat kardır? Bu günlere nasıl geldik?

Başta da belirttiğim gibi Yunan askerinin Ankara’ya kadar yürüyüp, Kızılırmak’tan sınır çizmeyi planladıkları günlerde M. Kemal Paşa ya ordunun başına geçmesi önerilir. Mecliste tartışılır. M. Kemal Paşa kabul eder ve yalnız askeriye hakkında kullanmak üzere meclisin yetkisinin kendisine verilmesini ister.

Bir grup milletvekili bu yetkinin verilmesi, tek adamlık olmaz dereler. M. Kemal Paşa, savaş döneminde olduğumuz için bu yetkiyi üç aylığına istiyorum. Olmazsa üç ay sonra kaldırırsınız der. Yalnız askeriye ile ilgili yetki üç aylık sürelerle verilir.

Bir vatandaş olarak bugünü sorgularsak. Bugün ki tek adam sistemi bizi bu sorunlu günlere getirmiş olabilir mi?

Dün Habur sınır kapısına seyyar mahkeme kurduk. Başka gün kalmamış gibi 29 Ekim 2014 Cumhuriyet Bayramı günü peşmergelerin silahları ile sınırımızdan geçmesine izin verdik. Bugün yaşadıklarımıza o günlerde yaptıklarımızın etkisini hiç düşünüyor muyuz?

Bugün ise terörist grupların sınırımızdan 30 km kadar uzaklaşmasına izin verdik. Uzaklaştıkları bile şüpheli. Yarın o mesafeden bize yine sorun yaratmazlar mı? Ayrıca dünya devletlerinden kim bizim yanımızda yer aldı? Komşularımızdan kim dostumuz?

Tabi ki bir karış toprağımız için, hiçbir vatandaşımızın burnunun bile kanamaması için bir ve beraber olacağız ama Cumhuriyet değerlerinden taviz vermeden olacak.

Cumhuriyetimizin 96. yılında 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı Kutlu Olsun.

Mustafa Gürleyen (29.10.2019)

Tarih:29 10 2019 13:46(496) Facebook'ta Paylaş


Yorumcuların dikkatine! Yasal Uyarı!

  1. Yorumlarınızı anlaşılır bir dille ve dilbilgisi kurallarına uygun olarak özenle yazınız. BÜYÜK HARF kullanmayınız. Tekrar okuyarak yanlışlarınızı düzeltiniz.
  2. Anlaşılmaz kısaltmalar yapmayınız.
  3. Lütfen yorumlarınızda terbiye dışı sözler kullanmayınız.
  4. Yazılan yorumların sorumluluğu yazarına aittir. Sonradan pişman olunacak hukuki sorunlarla karşılaşmamak için kişi veya kurumlara yöneltilmiş olan eleştirileriniz hakarete varmasın.
  5. Yorumlar denetlendikten sonra yayına verilecektir.
  6. Yazılarımızda yanlış ya da kusurlu bir konu bulunursa bunu lütfen bize bildiriniz.

Yukarıdaki Sözleşmeyi/Uyarıları kabul ediyorum.
'Evet' Yazın:
İsim:
E-mail: (isteğe bağlı)

| Beni Unut

Saraya Giden CHP’li…


Esed dost mu, düşman mı?


Gölge Adam Yazdı: YA BİZLER?


Gülüm Züccaciye’de “Eskiyi Getir, Yeniyi Götür” Kampanyası


Osmanlıca


Komşusu Aç İken Tok Yatan Bizden Değildir


Osmanlı'da Harf Devrimi Yapma Çalışmaları


Cumhuriyet’e Yazdım


Karbonmonoksit Zehirlenmeleri ve Alınması Gereken Tedbirler


Kılavuzu Karga Olanın...


2019 Boyabat Yerel Seçimleri Mahalle Bazında Sonuçları


Müjde…. Hadi Hayırlı Olsun


Boyabat İlçe Emniyet'i vatandaşları uyardı 2014


Kıbrıs, İskenderun ve Antakya Gezisi Fotoğrafları-1


Dua


Boyabat Gazetesi 14. Yaşında


Kıta sahanlığının da Yunanistan’a bırakılması da mı yalan iftira?


Edep


Boyabat'tan, Yiğren'e Fotoğraflar-1


Sıladan Mektup Var -34


94 Ruhu çağırmakla gelmez!


Dörtyol'da Sansarlar Kavga Etti


Boğazda Can Pazarı


Teşrik tekbiri başladı


Pirinçle meşhur olduk! Sıra domateste...


Bellaforonte'nin Kenti TLOS


Sallım Çorba


Anlayamadıklarım


KÜNYE




Yazı ve Haberleriniz İçin:
boyabatgazetesi@boyabatgazetesi.com
haber@boyabatgazetesi.com
adreslerine E-posta gönderebilirsiniz





Kasım ayı ziyaretci sayısı:422758 DtGaNi

* ANASAYFA *