

OSMAN ÇAKIR
22 Aralık 2025
Zamanın hızla aktığı, "ben" merkezli bir dünyanın tam ortasında, bazen en temel pusulamızı; yani birbirimize bakışımızı kaybediyoruz.
Sokakta yanından geçtiğimiz yabancıya, aynı sofrayı paylaştığımız dostumuza, hatta bir fikir ayrılığına düştüğümüz rakibimize karşı takındığımız tavır, aslında bizim kim olduğumuzu fısıldar.
Bugün, o zarif medeniyetimizin özüne, yani "insana hürmet"e dair bir hasbihal edelim istiyorum.
Çekirdekteki Cevher: İnsan
İslâm medeniyetini muazzam bir çınara benzetirsek, bu çınarın çekirdeği ne taştır, ne topraktır, ne de kuru kurallardır. O çekirdek, "Eşref-i Mahlukat" olan "insan"dır.
Bizim inancımızda insan, sadece bir canlı türü değil; içine ilâhî bir soluk üflenmiş, yeryüzünün halifesi kılınmış bir emanettir.
Bir müslüman için karşısındakini "hakir görmek", yani küçümsemek, aslında o kişiyi yaratan Kudret’e karşı bir edepsizliktir. Çünkü biliriz ki; her kalp Allah’ın nazargâhıdır.
Bir gönlü incitmek, Kâbe’yi yıkmaktan daha ağır bir vebâl olarak görülmüştür bu topraklarda.
"Yaratılanı severiz, Yaradan’dan ötürü" sözü, bir slogandan öte, hayatın kılcal damarlarına işlemiş bir varlık felsefesidir.
Merhamet ve Hürmet Dengesi
Medeniyetimizin nezâket dili iki ana sütun üzerine yükselir: Merhamet ve Hürmet.
- Küçüğe Merhamet: Bu sadece bir çocuğun başını sıvazlamak değildir. Bir çocuğun dünyasına inmek, bir gencin hatasını nezaketle örtmek, zayıf olanı koruyup kollamaktır.
Merhamet, güçlünün güçsüze duyduğu bir lütuf değil, adaletin ve şefkatin gereğidir.
- Büyüğe Hürmet: Bir çınar gölgesinin huzuru gibi, büyüklerin varlığını bereket saymaktır. "Beli bükülmüş ihtiyarlarınız olmasaydı, belalar üzerinize sel gibi dökülürdü" buyuran bir peygamberin ümmeti için, yaşlılık bir yük değil, bir hikmet makamıdır.
Bu denge bozulduğunda; büyüklere hürmetin kalmadığı yerde gelenek kaybolur, küçüklere merhametin kalmadığı yerde ise gelecek kurur.
Hakir Görmek: Gizli Bir Hastalık
Kibir, modern dünyanın belki de en büyük hastalığı. Maddi imkânlar, diplomalar veya sosyal statüler üzerinden insanları kategorize etmek, birini kendinden daha aşağıda görmek... Oysa İslâm ahlâkı bize şunu fısıldar:
“Sizin en hayırlınız, takvaca en üstün olanınızdır.”
Ve kimin takvasının daha üstün olduğunu ise sadece O bilir.
Bir müslüman, karşısındakinin dış görünüşüne, kıyafetine veya cüzdanına bakıp bir değer biçmez.
O, karşısındakinin "can" taşıdığını bilir. Selamı yaymak, tebessümü sadaka saymak hep bu hürmetin meyveleridir.
Bugün Bize Düşen
Sokakta, trafikte, sosyal medyada... Her yerde bir "üstten bakma" yarışı varken, bizler bu naif medeniyetin mirasçıları olarak durup düşünmeliyiz.
Birine saygı göstermek için onun bizimle aynı fikirde olması gerekmez. Sadece "insan" olması yeterlidir.
Gelin, bugünden itibaren hayatımıza şu ölçüyü koyalım:
Kimseyi hakir görmeden, her göze bir dostluk, her gönle bir esenlik bırakarak yürüyelim.
Unutmayalım ki; bizler binalarımızla, yollarımızla değil, birbirimize verdiğimiz değerle "insan" oluruz.
Çünkü İslâm Medeniyeti, insanın kalbine giden yolu bulma sanatıdır.
