

OSMAN ÇAKIR
10 Ocak 2026
Seninle olunca bir yağmur başlıyor; önce ince ince, sonra sulu kar… Sanki dünya da bizimle birlikte ağlıyor, sonra gülümsüyor, sonra ne ağladığını ne güldüğünü bilemez oluyor.
Camlar boncuk boncuk. Her damla bir kelime, her boncuk bir anlam. Dışarıyla içeriyi ayıran o ince perde şimdi buğulanmış, silikleşmiş, kaybolmuş.
Ocakbaşında bir ateş; harlanacak gibi, ama tam yanmıyor. Ne sönmüş, ne de alevlenmiş. Tıpkı yürekteki o duygu gibi: Sabretmiş, kızarmış, beklemiş… Her an patlamaya hazır, ama sessiz.
Ateşin dili sessiz, ama sesi var. Çıtırtılarında binlerce kelime gizli. Sıcaklığı bir söz gibi dokunuyor tenime.
Dışarıda hava kararmış sanki. Gerçekten mi karardı, yoksa bu kavuşma mı her şeyi başka bir renge boyadı, bilinmez.
Yağmur kara dönmüş, sonra sulu kara… Artık ne yağmur, ne kar; ikisinin arasında, ikisinden de, her ikisi birden. Dünya belirsizleşmiş, sınırlar silinmiş.
Ve belki de güzellik tam da buradadır: O net olmayışta, o karışmışlıkta.
Nedenini bilemediğim bir güzellik doğuyor kalbime…
Nereden geldiği belli olmayan, kaynağına ulaşamadığım bir güzellik. İçimde bir ırmak kabarmış, taşmış. Göğsümde bir çiçek açmış, sessizce, kimse duymadan.
Kara olan hasretimden mi bu güzellik? O uzun, keskin günlerden mi? Sensizliğin soğuğundan mı? Sabahları tek başına uyanmaktan, akşamları yalnız uyumaktan mı? Beklemekten, özlemden, içimin yanmasından mı?
Belki de evet. Belki de hasret, toprağı zorlayan tohum gibi, acıtarak yeşertir kalbi. Belki de karanlık günler olmasaydı, bu anın ışığı bu kadar parlak görünmezdi. Belki de acı çekmeden güzellik anlaşılmaz.
Yoksa sana kavuşmanın mutluluğundan mı?
Senin yanımda oluşun o sıcaklığından mı? Artık yalnız olmayışın huzurundan mı? Sesin, nefesin, varlığının verdiği o derinlikten mi? Sulu karın altında yan yana duruşun, ocakbaşında birlikte sessizce oluşun tadından mı?
Belki de buradan. Belki de mutluluk, kendi başına, hiçbir şeye muhtaç olmadan var olabilir. Belki de şimdi, bu an, geçmişten bağımsız, kendi başına bir mucizedir.
Ama insan ayırabilir mi duygularını birbirinden? Hasret ile mutluluk, acı ile sevinç, yağmur ile kar gibi karışır bazen. Biri diğerini besler, biri diğerine anlam katar.
Hasret olmasaydı, kavuşma bu kadar tatlı olur muydu? Kavuşma olmasaydı, hasret bu kadar derin olur muydu?
Camlar boncuk boncuk. Dışarıda kar yağıyor, lapa lapa. İçeride ateş harlanıyor, sessizce. Ve kalbimde bir güzellik doğuyor; nereden geldiği muamma, nereye gideceği meçhul. Ama var. İşte bu yeter. Bu an yeter. Bu kar yeter. Bu ateş yeter. Sen yeter’sin.
Belki de en büyük bilgelik, bu soruyu hiç sormamaktır.
Belki de en derin şiir, cevabını aramamaktır. Sadece hissetmek. Sadece yaşamak. Sadece bu anı, bu karı, bu ateşi, bu sessizliği, bu birlikteliği içine çekmek, teninde hissetmek, yüreğinde saklamak.
Kar yağar, yağmur olur, sonra sulu kar, sonra lapa lapa kar. Duygular karışır; acı ile tatlı, hüzün ile mutluluk. Ve kalbe bir güzellik doğar.
Sorma nereden geldiğini.
Kucakla olduğu gibi…
Sar, sarmala içtenlikle…
Kalbine dokunan her zerresini sakınmadan içine al.
Bırak, yağmur gibi aksın, kar gibi düşsün, ateş gibi ısıtsın.
Kaynağını bilmeye gerek yok; hisset yeter.
Çünkü en gerçek güzellik, sebepsizce doğan, kendiliğinden gelen güzelliktir.
