Yayın Tarihi:31 08 2026 11:49(28)

Yara

OSMAN ÇAKIR

30 Ağustos 2026

Bir kitap okurken ya da bir şarkı dinlerken bazı cümleler vardır ki altını çizersiniz. Bu cümleler yalnızca okunmaz; insanın içine dokunduğu da olur.

“Herkesin yarası kendini sızlatır” sözü de böyledir.

Kısa bir cümledir ama içinde yılların suskunluğu, kırgınlığı, hayal kırıklığı ve söylenememiş onca söz saklıdır.

Çünkü insan, başkasının acısını dışarıdan görür; kendi acısını ise içeriden yaşar.

Birinin kaybı size sıradan gelebilir, bir başkasının yalnızlığı size abartılı görünebilir.

Bir insanın sustuğu yerde “Ne var bunda?” diyebilirsiniz. Fakat bilmezsiniz ki o sessizliğin ardında belki yıllardır kapanmayan bir yara vardır.

İşte insanın en büyük yanılgılarından biri de budur.

Kendi dayanabildiği acının, başkasına da kolay geleceğini sanmak.

Oysa herkesin yüreğinin dayanma sınırı farklıdır.

Kimi bir sözle yıkılır, kimi yıllarca süren haksızlıklara rağmen ayakta kalır.

Kimi küçük bir vefasızlığı unutamaz, kimi en ağır ihaneti bile içine gömer.

Kimi için bir kapının yüzüne kapanması sıradan bir olaydır; kimi içinse o kapı, hayatında bir daha açılmayacak bütün umutların kapısıdır.

Bu yüzden kimsenin yarasına bakıp hüküm vermemeli insan.

“Bunda ağlanacak ne var?”

“Bunu da mı dert etti?”

“Geçer.”

“Takma kafana.”

Ne kolay söylüyoruz bu sözleri…

Çünkü acı bizim değildir.

İnsan, başkasının yarasına çoğu zaman kendi sağlam yerinden bakar.

Oysa biraz vicdan, biraz empati, biraz da susmayı bilmek gerekir.

Asıl sitemim buna…

Benim sitemim, insanların birbirlerinin yaralarını anlamaya çalışmamasına.

Bir insanın yıllarca yanında olup da onun hangi sözden incindiğini fark etmemesine…

Bir dostun gözlerinin içine bakıp, “Bir şeyin mi var?” diye sormamasına…

Bir yakınının sessizliğini görüp de “Nasıl olsa geçer” diyerek yanından uzaklaşmasına…

En çok da insanların birbirlerini kırdıktan sonra, kırdıkları yeri değil; karşılarındaki insanın verdiği tepkiyi konuşmasına…

Ne garip değil mi?

Önce yarayı açıyoruz, sonra yaranın neden kanadığını sorguluyoruz.

Bir insanı yıllarca görmezden geliyoruz, sonra neden bizden uzaklaştığını merak ediyoruz.

Bir kalbi defalarca kırıyoruz, sonra neden eskisi gibi gülmediğini soruyoruz.

Bir insanın güvenini parça parça tüketiyoruz, sonra neden artık kimseye güvenmediğine şaşırıyoruz.

Oysa bazı yaralar bir anda açılmaz.

Biriken küçük kırgınlıklar, söylenmeyen sözler, ertelenen özürler, tutulmayan sözler, unutulan insanlar ve değersiz hissettiren davranışlar zamanla insanın içinde büyük bir uçurum oluşturur.

O uçurumun oluştuğunu çoğu zaman kimse fark etmez.

Ta ki insan geri çekilene kadar…

İnsan bazen küsmez, sadece yorulur ve geri çekilir.

Bunu anlamıyoruz.

Her uzaklaşanı “küstü” sanıyoruz.

Her susanı “gurur yaptı” diye değerlendiriyoruz.

Her gideni “nankör” ilan ediyoruz.

Oysa bazı insanlar gitmez; gitmeye mecbur bırakılır.

Bazıları konuşmaktan vazgeçmez; anlatmaktan yorulur.

Bazıları sevgisini kaybetmez; karşılıksız bırakılan sevgisini korumaktan yorulur.

Bazı insanlar, defalarca aynı yerden kırıldıktan sonra artık o yarayı kimseye göstermemeyi öğrenir.

İşte en tehlikelisi de budur.

Çünkü insanın susması, acısının geçtiği anlamına gelmez.

Bazen susmak, acının kelimelerden daha büyük hâle gelmesidir.

Herkesin görünmeyen bir hikâyesi vardır

Sokakta yanımızdan geçen insanların kaçının içinin kanadığını bilmiyoruz.

Yan masada sessizce oturan insanın ne düşündüğünü bilmiyoruz.

Her gün gülümseyerek selam veren kişinin geceleri hangi düşüncelerle baş başa kaldığını bilmiyoruz.

“Neşeli insan” dediğimiz kişinin içinde kaç yıldır taşıdığı bir hüzün olduğunu bilmiyoruz.

Bu yüzden biraz daha dikkatli olmalıyız birbirimize karşı.

Bir söz söylemeden önce düşünmeliyiz.

Birini yargılamadan önce bilmediğimiz taraflarını hatırlamalıyız.

Bir insanı hayatımızdan çıkarmadan önce, belki de onun bizden beklediği tek şeyin bir özür olduğunu düşünmeliyiz.

Çünkü hayat, insanları kaybettikten sonra kıymetlerini anlamak için fazlasıyla kısa.

Unuttuğumu sanmayın; sitemim hâlâ bâkî…

Bana göre çağımızın en büyük yoksulluğu, insanların sevgiden değil, anlayıştan mahrum kalmasıdır.

Herkes konuşuyor ama kimse dinlemiyor.

Herkes kendini anlatıyor ama kimse karşısındakini anlamaya çalışmıyor.

Herkes kendi acısını dünyanın en büyük acısı sanıyor.

Kendi yarasını anlatırken başkasının yarasını küçümsüyor.

Kendi gözyaşını haklı, başkasının gözyaşını gereksiz görüyor.

İşte buna sitem ediyorum.

Bir insanın canını yakan şey size küçük gelebilir. Ama o yaranın sahibi için dünya kadar büyük olabilir.

Bir kelime sizin için sıradan olabilir; başka birinin yıllarca unutamayacağı bir cümleye dönüşebilir.

Bir davranışı siz çoktan unutmuş olabilirsiniz; karşınızdaki insan belki de o davranış yüzünden insanlara olan güvenini kaybetmiştir.

O yüzden diyorum ki; kimsenin yarasına ölçü biçmeyin.

Çünkü yarayı taşıyan bilir acının ağırlığını.

İnsan, biraz da bıraktığı izdir.

Hayatın sonunda sahip olduğumuz şeylerin çoğu geride kalır.

Para, makam, mevki, şöhret, evler, arabalar…

Hepsi bir gün anlamını yitirir.

Ama insanın başka insanların kalbinde bıraktığı iz kalır.

Kimi insan geçtiği yerde çiçek bırakır.

Kimi diken.

Kimi bir tebessüm.

Kimi unutulmaz bir yara...

Asıl mesele, insanların bizi hatırladığında ne hissettiğidir.

“İyi ki hayatımdan geçti” dedirtebilmek…

“Bana zor zamanımda el uzatmıştı” dedirtebilmek…

“Beni kırmış olsa da özür dilemesini bilmişti” dedirtebilmek…

Belki de insan olmanın en güzel tarafı budur.

Kısacası; Herkesin yarası kendini sızlatır. Bu yüzden kimsenin acısını küçümsemeyelim.

Birinin sessizliğini kibir, uzaklığını nankörlük, gözyaşını zayıflık, kırgınlığını abartı sanmayalım.

Çünkü biz onun hikâyesini bilmiyoruz.

Hangi gecelerde uyuyamadığını, hangi sözleri içine attığını, kaç defa “Boş ver” deyip aslında hiç boş veremediğini bilmiyoruz.

Belki de en önemlisi…

Bir insanın yarasına dokunmadan önce ellerimizin temiz olduğundan emin olalım.

Çünkü bazı yaralar zamanla kapanır.

Ama bazı yaraların izleri, insanın ömrü boyunca kalır.

İnsan bazen kendisine yapılan kötülüğü değil, o kötülüğü yapan kişiden beklediği iyiliğin hiç gelmemesini unutamaz.

İşte benim sitemim de tam burada başlıyor.

Madem birbirimizin hayatına dokunuyoruz, bari birbirimizin yaralarını çoğaltmadan yaşayalım.

Çünkü herkesin yarası kendini sızlatır…

Ve bazı sızıların ilacı, bir özür kadar basit; bazı yaraların bedeli ise bir ömür kadar ağırdır.

Facebook'ta Paylaş

Yorumcuların dikkatine! Yasal Uyarı!

  1. Yorumlarınızı anlaşılır bir dille ve dilbilgisi kurallarına uygun olarak özenle yazınız. BÜYÜK HARF kullanmayınız. Tekrar okuyarak yanlışlarınızı düzeltiniz.
  2. Anlaşılmaz kısaltmalar yapmayınız.
  3. Lütfen yorumlarınızda terbiye dışı sözler kullanmayınız.
  4. Yazılan yorumların sorumluluğu yazarına aittir. Sonradan pişman olunacak hukuki sorunlarla karşılaşmamak için kişi veya kurumlara yöneltilmiş olan eleştirileriniz hakarete varmasın.
  5. Yorumlar denetlendikten sonra yayına verilecektir.
  6. Yazılarımızda yanlış ya da kusurlu bir konu bulunursa bunu lütfen bize bildiriniz.

Yukarıdaki Sözleşmeyi/Uyarıları kabul ediyorum.
'Evet' Yazın:
İsim:
E-mail: (isteğe bağlı)




Beni Unut

Yara


Boyabat Gazetesi 30 Ağustos Zafer Bayramı Mesajı


Büyüdük Ama Asla Unutamadık


Ne anlatacaktım, neleri andım…


“Çerçeve” ve "İnce İşçilik!"


Gazeteci Turan Aslan'dan bayram mesajı..


Beko Eleman Aranıyor


2026- 1447 Boyabat Ramazan İmsakiyesi


Tuz Kokmuş Bir Kere, Kırklasan Nafile…..


Boyabat'ın 2025 yılı nüfusu belli oldu


Kalebağı'ndan Sonbahar Fotoğrafları


Kedinin Ölümüne Yazılan Bir Mersiye: Ah Pisi Vah Pisi


2024 Boyabat Yerel Seçimleri Mahalle Bazında Sonuçlar


Boyabat Dörtyol'dan Kar Manzaraları-22 Şubat 2025


Emekliler Yılı...


Medya, Tüketim ve Mutluluk


Mutlu Yıllar


AKP iktidarı, hangi ekonomik program hedefini tutturdu ki?


Türkiye'de, sosyal adalet gereği zamlar yapılıyor!


Sallım Çorba


Bazı Haramlar -2


Yılmaz Özdil şehit dedelerimizin dünyanın nerelerinde yattığını


Boyabat Ticaret ve Sanayi Odası Tanıtım Videosu


Müjde…. Hadi Hayırlı Olsun


Fevkaladenin Fevkinin de Fevkinde


Yazı ve Haberleriniz İçin:
boyabatgazetesi@boyabatgazetesi.com
haber@boyabatgazetesi.com
adreslerine E-posta gönderebilirsiniz.
Agustos ayı ziyaretci sayısı:

626798


Tasarım:DtGaNi