![]() | ||||
![]() ![]() Yayın tarihi Yayın Tarihi:17 08 2026 11:12
İnsan İnsana Muhtaçtır!![]() OSMAN ÇAKIR Modern zamanların en sessiz yalanlarından biri de şudur: Kimseye muhtaç olmadan yaşamalısın. Kendi ayakların üzerinde durmalı, derdini kendi içinde çözmeli, yükünü kendi omuzlarında taşımalısın. Birilerine göre; yardım istemek zayıflık, dayanmak erdem, susmak olgunluk sayılıyor. Oysa insan dediğimiz varlık, tek başına tamamlanan bir hikâye değil; başkasının sesiyle, eliyle, bakışıyla çoğalan bir cümledir. İnsan insana muhtaçtır. Hem de sadece ekmekte, parada, işte değil; tesellide, anlaşılmakta, hatırlanmakta, birinin "geçecek" demesinde de. Muhtaçlık kelimesi nedense kulağımıza ağır geliyor. Çünkü onu hemen acizlikle karıştırıyoruz. Halbuki muhtaç olmak, eksik olmak değil; "insan olmak" demektir. Dünyaya gözlerini açan bir bebek, tek başına yaşayamaz. Yaşlılıkta da insan çoğu zaman yeniden bir başkasının varlığına yaslanır. Demek ki hayatın başı da sonu da bir başkasına emanet. Aradaki yıllarda kendimizi ne kadar bağımsız ilan edersek edelim, bu hakîkat değişmiyor. En güçlü görünenler bile bir dostun omzuna, bir annenin duasına, bir babanın varlığına, bir yabancının inceliğine ihtiyaç duyuyor. Asıl sorun muhtaç olmakta değil, ilişkiyi bir tahakküme çevirmekte. Yani insanın insana dayanması başka, bir başkasının hayatına ağırlık kesilmesi başka. Elbette kimse sorumluluklarını sürekli başkasına yıkıp bunu da "insan insana muhtaç" sözüyle süsleyemez. Dayanışma ile asalaklık arasındaki çizgi tam da burada başlar. Yardım istemek onurludur; ama başkasının emeğini sömürmek onurlu değildir. Yakınlık kıymetlidir; fakat bağımlılık, hem seveni hem sevilen kişiyi yorar. Bu yüzden mesele, "kimseye yük olmamak" adına taş kesilmek de değildir, herkesi kendi hayatımızın hamalı sanmak da. Bugünün insanı en çok burada bocalıyor. Bir yanda "güçlü ol" baskısı, öte yanda görünmeden tükenen kalpler. Pek çok insan sırf yük olmamak için susuyor. Hastalığını söylemiyor, derdini açmıyor, kırıldığını belli etmiyor. İçten içe çökse de gülümsüyor. Çünkü çağımız, paylaşılmış acıdan çok sergilenmiş başarıyı alkışlıyor. Oysa bazı yükler, paylaşıldığında hafiflemez belki ama taşınabilir hâle gelir. Birinin elinden tutması, problemi çözmeyebilir; fakat insanın yalnızlık duvarını çatlatır. Bazen iyileştiren şey çözüm değil, eşliktir. İnsan ilişkilerinde asıl ölçü belki de şu soruda gizlidir: Birbirimize ne kadar yaslanıyoruz değil, birbirimizin omzuna ne kadar insafla dokunuyoruz? Çünkü hayat, ne tamamen bireysel bir yarış ne de sınırsız bir fedakârlık sahnesi. İkisinin arasında, zarif bir denge var. Kendi yükünü mümkün olduğunca taşımak bir olgunluktur; ama gerektiğinde yardım istemeyi bilmek de ayrı bir olgunluktur. Aynı şekilde, birine destek olmak güzel bir insanlık hâlidir; fakat o desteği verirken hem ezilmemek, hem ezmemek, yani sınır koyabilmek de haktır. Belki de mesele, çoğu şeyde olduğu gibi "yük olmak" değil, "yükü paylaşmayı bilmek"tir. İnsan bazen taşıyan olur, bazen taşınan. Bugün ayakta duran, yarın düşebilir. Bugün derman veren, yarın derman arayabilir. Hayatın adaleti biraz da buradadır: Roller değişir, ihtiyaç kalır. Bu yüzden kimse kibirle "Ben kimseye muhtaç değilim" dememeli; kimse utançla "Ben yük oldum" diye kendini insanlığın dışına itmemeli. Sonuçta insan, insana mecbur değil belki; ama insansız tamam da değildir. Hiç bir can bi' başına yaşayamaz. Bizi ayakta tutan şey yalnızca irademiz değil, birbirimize açtığımız küçük kapılardır. Bir bardak çay, içten bir sohbet, zamanında edilmiş bir telefon, sessizce uzatılmış bir el... Bazen hayatı bunlar taşır. Galiba insan olmanın en sahici tarafı da budur: Ne tamamen yük, ne tamamen yalnız; biraz kırılgan, biraz dayanıklı, ama daima bir başkasına değerek yaşayan bir varlık olmak. Tarih:Yayın Tarihi:17 08 2026 11:12(2741)
Facebook'ta Paylaş
|
Gözler ve Gönüller
Yara
Siyah Kalem
İnsan İnsana Muhtaçtır!
Şehri İmar Ederken Nesli İhyâ Etmek
Boyabat Devlet Hastanesi Önündeki Yol Ye
Yağmur Altında
Boyabat Şehir Mezarlığı
Zamanın Durduğu Gece
Sevginin Gücü (İnsan Önce Kendini Sevmel
Geçen Zaman ve Bir Hikâye
Boyabat'ın Gönül Hekimi: Dr. Ömer Baklac
Kahraman Babalar
Gazeteciliği Kendine Hayat Edinen Bir Si
Sinop Siyasetinde Hasbiliğin ve Samimiye
Memleket Sevdasının Tuğlaya, Hizmete ve
İnsanı Kalbinden Tutmak
Bayram ve Teslimiyet
Tükenmiş Kandil Başkasına Işık Veremez
Bana Ne?
Anneler Günü ve Sessizlik
Başarıya Giden Yol
İmtihan
Doğruluk ve Güven
Elinden Geleni Yapmak
Suskunluk
Dünyanın Yükünü Sırtlanmak
İstanbul'da Yağmur Şefkati
Ölümden mi, Yoksa Yaşamaktan mı Korkmalı
Bayramlarda Aslında Kendimizi Arıyoruz
Ramazan’da Ümit ile Korku
Ramazan'da Aynı Sofrada Buluşmak
Sevdaların En Karası
Korku
Şehrin Yükü
Çay
Acı Hayat
Hasret
Yeni Yılın İlk Sabahı
Fırtınalarla Geçen Bir Ömür
Kalbe Giden Yol
Hangi Dünyanın Misafiriyiz?
Bazen Yaşayarak Öğrenir İnsan
İçimizde Ölen İnsanlar…
Yangını Söndüren Su
Kalabalık Yanılsa da Doğru Tekdir
Kumaşçı ile Karpuzcu Hikâyesi
Her Köyde Bir Evimiz Olmalı
Tümü
Su gibi aziz ol…Gözler ve GönüllerŞafak Akça:Cüzdanın Belirlediği Gelecek!Boyabat Gazetesi 30 Ağustos Zafer Bayramı Mesajı“Çerçeve” ve "İnce İşçilik!"Gazeteci Turan Aslan'dan bayram mesajı..Beko Eleman Aranıyor2026- 1447 Boyabat Ramazan İmsakiyesiTuz Kokmuş Bir Kere, Kırklasan Nafile…..Boyabat'ın 2025 yılı nüfusu belli olduKalebağı'ndan Sonbahar FotoğraflarıKedinin Ölümüne Yazılan Bir Mersiye: Ah Pisi Vah Pisi2024 Boyabat Yerel Seçimleri Mahalle Bazında SonuçlarBoyabat Dörtyol'dan Kar Manzaraları-22 Şubat 2025Emekliler Yılı...Medya, Tüketim ve MutlulukMutlu YıllarAKP iktidarı, hangi ekonomik program hedefini tutturdu ki?Türkiye'de, sosyal adalet gereği zamlar yapılıyor!Sallım ÇorbaBazı Haramlar -2Yılmaz Özdil şehit dedelerimizin dünyanın nerelerinde yattığınıBoyabat Ticaret ve Sanayi Odası Tanıtım VideosuMüjde…. Hadi Hayırlı OlsunFevkaladenin Fevkinin de FevkindeKÜNYEboyabatgazetesi@boyabatgazetesi.com haber@boyabatgazetesi.com adreslerine E-posta gönderebilirsiniz
| |||
Türkiye Türklerindir!
![]() | ||||