E-posta: boyabatgazetesi@boyabatgazetesi.com

Nevzat Çelik; 12 Eylül Faşizmi'nin susturamadığı şair

Nevzat Çelik çok genç bir yaşta 12 Eylül faşizminin zindanlarına atıldı. Cezaevinde yazıp dışarıya ulaştırdığı şiirler beğeniyle ilgiyle okundu. Ahmet Kaya Nevzat Çelik'in bazı şiirlerini besteleyerek topluma ulaştırdı. Bestelenen şiirler hem Nevzat Çelik'in hem de Ahmet Kaya'nın sanatseverler tarafından tanınmasına büyük katkı sağladı. 1984'te Şafak Türküsü adlı şiir dosyası Akademi Kitabevi Şiir Ödülü birincilik ödülünü aldı.

Günümüze ulaşabilmeyi başarabilmiş kalıcı şiirlerden Şafak Türküsü'nü Hasan Hüseyin Korkmazgil'e adadı. Zekice buluşları ve uyak bulmadaki özgünlüğüyle dikkat çekti. Bu sayede olağanüstü başarılara imza attı. Nevzat Çelik sadece kendi kuşağının değil, günümüz kuşağının da dikkat çeken, adından sık sık söz ettirebilen şairlerindendir. Nevzat Çelik'in şiirleri faşizmin insanları korkutabileceği sindirebileceği ama eninde sonunda insan iradesinin baskılara karşı durup çığlığını insanlığa duyurabileceğinin somut kanıtıdır.

Hayatı

1960'da Sinop Boyabat'ta doğan Nevzat Çelik, 1965'te ailesiyle birlikte İstanbul'a geldi. 1980 Martında Devlet Güzel Sanatlar Akademisi (DGSA) Uygulamalı Endüstri Sanatları Yüksek Okulu (UESYO) Grafik bölümü birinci sınıfta okurken tutuklandı. Dev-Sol davasından idam istemiyle yargılandı.

1984'ta Şafak Türküsü adlı şiir dosyası Akademi Kitabevi Şiir Ödülü birincilik ödülünü alarak kitaplaştı. 1985 yılında İTÜ İşletme Fakültesi Öğrenci Derneği tarafından ülke çapında yapılan şiir yarışmasına bir şiiri ile katıldı ve bu yarışma 1986 yılında sonuçlandı, Çelik'in şiiri yarışmaya katılan 1350 kadar şiir arasından ilk ona girdi ama birinci olamadı. 1987'de Müebbet Türküsü adlı şiir kitabı Poetry International ve Hasan Hüseyin Şiir Ödülünü aldı. Daha sonra hiçbir yarışmaya katılmadı.

1987 Aralık ayında tahliye oldu. 1990'da iki şiir kitabı daha çıkardı; Suda Seken Hayat ve Yağmur Yağmasaydı. 1998 Ekim ayında Sevgili Yoldaş Kurbağalar adlı şiir kitabı, 2005 Nisan'ında ise ilk romanı Bağışlanmış Hüzün yayımlandı.

Şiiri

Şafak Türküsü'ndeki en güzel şiirlerinden birini ("Elma") Hasan Hüseyin Korkmazgil'e adamış olmasına rağmen, ilk iki kitabıyla daha çok Ahmed Arif ve Nazım Hikmet şiirinin etki alanlarında görününüyor, zekice buluşları ve uyak bulmadaki özgün becerisiyle dikkat çekiyor, kuşağından en çok Ahmet Erhan'la ortak tema ve söyleyiş alanlarını paylaşıyordu. Bu ilk kitabının olağanüstü başarısına karşın uzunca bir süre yeni ürün vermedi ya da çalışmalarını yayınlamadı.

1990 başlarında yayınladığı kitaplarıyla, kendisini yinelemediği, yeni şiir alanlarına açıldığı, şiirini ses ve tema özellikleri bakımından genişletip zenginleştirdiği görüldü. Bu dönem şiirlerinde Attilâ İlhan etkileri görülüyordu.

Sevgili Yoldaş Kurbağalar ise şiirini her anlamda yenileyip geliştirmeyi başarmış bir şairin olgunluk dönemi ürünleri sayılabilir. Bu kitabındaki şiirlerin İkinci Yeni şiirinin olumlu özelliklerini de özümsediği görülüyor. Bu özellikleriyle Nevzat Çelik sadece kendi kuşağının değil günümüz Türk şiiri'nin en dikkate değer şairleri arasındadır.

Nevzat Çelik Eserleri

Şiir

Şafak Türküsü (1984)

Müebbet Türküsü (1987)

Suda Seken Hayat (1990)

Yağmur Yağmasaydı (1990)

Sevgili Yoldaş Kurbağalar (1998)

Roman

Bağışlanmış Hüzün (2005)

Öykü

Sen Giderken (2006)

Ödülleri

1984 Akademi Kitapevi Şiir Başarı Ödülü Şafak Türküsü ile

1987 Hasan Hüseyin Şiir Ödülü Müebbet Türküsü ile

1987 Poetry International Ödülü Müebbet Türküsü ile

Pen Club American Center tarafı ndan onur üyeliğine seçildi.

Şafak Türküsü

Beni burada arama anne
Kapıda adımı sorma
Saçlarına yıldız düşmüş
Koparma anne
Ağlama

Kaç zamandır yüzüm tıraşlı
Gözlerim şafak bekledim
Uzarken ellerim
Kulağım kirişte
Ölümü özledim anne
Yaşamak isterken delice

Bugün görüş günü
Günlerden salı
Islak
Sarı bir yağmur
Ülkemin neresine bakarsa ay
Orada yitik bir anne ağlıyor
Sen aralıyorsun yağmuru
Acıdan sırılsıklam alnına siper edip elini
Sonra bir umut koşuyorsun
Yüreğin avcunda
ısırırken
çırpıntı gözlerini
(ah verebilseydim keşke
yüreği avcunda koşan
herbir anneye
tepeden tırnağa oğula
ve kıza kesmiş
bir ülkeyi armağan
koşma anne
birdenbire batacak olan
düş denizinde yarattığın umut sandalıdır
oysa benim için gece
ışık hızıyla koşan
kısa ve soğuk bir zamandır
bu yüzden boğuk seslerle geldiler bir şafak
uykusuz
yorgun
ve korkak

sanırım baytardı
yüreğimin depreminde rihter ölçeği çatlarken
ölebilir raporu veren beyaz önlüklü doktor
boşver hipokrat amca
üzülme ne olur
sen de anne
sen de üzülme
hücremin dört bir köşesinde el ayak izlerimi
ciğerlerimde yırtılan bir çığlıkla hazır beklediğim
ve korkunç bir sabırla birbirine eklediğim
korkak kahraman gecelerimi
düşlerimle sınırsız
diretmişliğimle genç
şaşkınlığımla çocuk devrederken sıradakine
usulca açılıverdi
yanağımda tomurcuk

pir sultan'ı düşün anne
şeyh bedrettin'i
börklüce'yi
torlak kemal'i düşün anne
hala kanaması nedendir faşizmin göğsünde
utangaçlığı bile vuramadan yanaklarına yasının
onsekizinde ölümüne pervasız yürüyen
ince bilekli çıplak ayaklı tanya'nın
deniz'i düşün anne
her mayıs şafağında uzun
uzun döverken darağaçlarını
ve o şafaktan doğma
onbir yaşını çiğneyip yürüyen çocukları
insanları düşün anne
düşün ki yüreğin sallansın
düşün ki o an
güneşli güzel günlere inanan
mutlu bir yusufçuk havalansın

sıcak omuzlar değerken omzuma
buz üstünde yürüdüm yıllar boyu
bayraklar ve türkülerle
kopunca memelerinden o mükemmel yaşama

kurşunlar sıktılar alnıma
açık alanlarda ağır
kartalların konup kalktığı
yalçın kayalardan biriydim
ölüp dirildim yeniden
güneşli güneşsiz akşamlarda

mutlu yarınlar adına
özgürlük adına ekmek adına
üstüne vardım kuyruğu kanlı itlerin
dirilip dönmesin diye hiroşimalar
tahtadan atların boynuna çıplak
ölümlerle yatmasın diye çocuklar
aç gözlerle bakmasın diye çocuklar
kardeşlik adına
havadaki kuş denizdeki balık adına
yürüdüm yıllar boyu

dönüp bakmadım arkama
ıraktı gözlerim çok ırak
izim kalır mı bilmem yürüdüğüm yolda
kalsa da silinir gider
yalnızca bir ağıt gibi çakılır
ardımca gelenlere gözlerimi yaktığım yer

tören adımlarıyla ölmek
ne garip şey anne
kanlı karanlık bir oyunda baş oyuncuyum
bütün gözler üstümde

sürüyor gecenin karnında şafağa bakan oyun
masa üstünde üşüyen bir sigara
yanında küçücük bir cam bardak
içinde rengi bu gecenin
cılız titrek bir kibrit
kağıt kalem
sandalye
geride flu
yağlı
büküm büküm bir ip
ve çingene kuralına uygun
değişmez dekoru mudur
idam mahkumunun

kırılacak cammışım gibi davranıyorlar
yüzlerinde zoraki çatılmış bir hüzün
oysa birazdan boynumu kıracaklar
pul pul dökülecek yaz siyasi eylül'ün

ben ölümü asıl az ötede titreyen
çingenenin kara killi ellerinde gördüm
anladım ki küllenen sigaradır
soğuyan bir bardak çaydır benim ömrüm

yani benim güzel annem
alacaşafağında ülkemin
yıldız uçurmak varken
oturup yıldızlar içinde
kendi buruk kanımı içtim

ne garip duygu şu ölmek
öptüğüm kızlar geliyor aklıma
bir açıklaması vardır elbet
giderken darağacına

geride
masa üstünde boynu bükük kaldı kağıt kalem
bağışla beni güzel annem
oğul tadında bir mektup yazamadım diye kızma bana
elleri değsin istemedim
gözleri değsin istemedim
ağlayıp koklayacaktın
belki bir ömür taşıyacaktın koynunda

usul adımlarla yürüdüm ömrümü
karşımda kurum kurum-laşan darağacı
(tarlakuşu korkmaz ki korkuluktan
ökse de olsa dört bir yanı)
birdenbire acıdı boynum
gelecekler var birbiri ardınca genç
yakışıklı

ne olur işçi kadınım
az yumuşak dik
şu kefenin yakasını

yaşamak ağrısı asıldı boynuma
oysa türkü tadında yaşamak isterdim
çiçekleri kokmak ırmakları akmak
yaz boyu çobanaldatanlara aldanmak
su başlarında aylak sektirmek kavalımı
sonra bir çocuğun afacan bacaklarında
anavarca kayalıklarına tırmanmak isterdim
o güzel günleri görenler arasında
bir soluk ben de yaşamak isterdim
bir de luvr müzesinde seyretmek gizliden
öperken siya-u jakond'u tebessümünden
işte o an saçlarından yakalamak dolunayı
bir de yirmibeş kilometreden görebilmek
nazım'ın gözleriyle pırıl pırıl moskova'yı

ölmek ne garip şey anne
bayram kartlarının tutsaklığından aşırıp bayramı
sedef kakmalı bir kutu içinde
vermek isterdim çocukların ellerine
sonra
sonra benim güzel annem
damdan düşer gibi
vurulmak isterdim bir kıza

künyemi okudular
suçumuz malum

gecenin kıyısında durmuşum
kefenin cebi yok
koynuma yıldız doldurmuşum
koşun çocuklar çocuklar koşun
sabah üstüme
üstüme geliyor
yanlış mı duydum yoksa
erkenci bir horoz mu ötüyor
keskin bir acı bilenmiş
gitgide yaklaşıyor sonum

iri sözlerim yoktu söyleyecek
usulca baktım yüzlerine
bin yıllık iskeletleri çatırdayarak
göçtü ayaklarının dibine

korkutamadılar beni anne
avlunun ortasında çatık bir kaş gibi duran
darağacı
bir zaman rüzgarda
saçını tarayan telli kavak değil mi
boynumdaki kemendi bir öğle sonu bükerken o kız
sarı sıcak sevdasını düşünmedi mi
söyle anne
o çingene
bir çiçek bahçesi kadar sıcak sokağımızdan
bağıra çağıra geçen bohçacı kadını
sevmedi mi çılgınca

kurulmuş tuzaklar yok artık yolumda
işkenceler zindanlar hücreler
savunmak yok mutlu tok bir yaşamı
açlık grevlerinde beynimi bir sıçan gibi kemiren
mideme karşı
kısacası
bir çiçeği düşünürken ürpermek yok
gülmek umut etmek özlemek
ya da mektup beklemek
gözleri yatırıp ıraklara

ölmek ne garip şey anne
artık duvarları kanatırcasına tırnağımla
şaşkın umutlu şiirler yazamayacağım
mutlak bir inançla gözlerimi tavana çakamayacağım
baba olamayacağım örneğin
toprak olmak ne garip şey anne
ceplerimde el yerine balyoz taşırken
korkunç bir merakla beklerken kurtuluş haberlerini
ve yüreğimin ırmakları taştı
taşacakken
ölmek ne garip şey anne

uçurumlar ki sende büyür
dağdır ki sende göçer
ben yaprak derim çiçek derim
çam diplerinde açmış kanatlarını kozalak derim
gül yanaklı çocuğa benzer
yine de
oğlunu yitirmek kimbilir
ne garip şey anne

beni burada arama anne
kapıda adımı sorma
saçlarına yıldız düşmüş
koparma anne
ağlama
kırıldıysa düş evinin kapısı
bütün kırık kapıların çağrılışıyım
kızların yanaklarında çukurlaşan
biten başlayan aşkların ortasındayım
her kavgada ölen benim
bayrak tutan çarpışan
her kadın toprağı tırnaklayarak doğurur beni
özlem benim kavga benim aşk benim
bekle beni anne
bir sabah çıkagelirim

bir sabah anne bir sabah
acını süpürmek için açtığında kapını
umarım kurtuluş haberleriyle dönmüş olur
çam ve kekik kokuları içinde acı yüzlü çocuklar
o zaman nasıl indirilmişlerse şen şakrak
öylece kalkar uykudan şalterler
dişleyip tükürmeden sigaralarını
türkü tadında giyinirken işçiler

bir sabah anne bir sabah
acını süpürmek için açtığında kapını
adı başka sesi başka nice yaşıtım
koynunda çiçekler
çiçekler içinde bir ülke getirirler
başlarını koymak için yorgun dizine
sen hazır tut dizini anne
o mükemmel güne

Kaynak: Burdur gazetesi

Tarih:14 05 2019 21:02(420) Facebook'ta Paylaş

1. Yorum: gökbörü 15 05 2019 15:57
şu şafak türküsünü yenıden yazabilenı alnından karışlarım , tarıfı zor bır şaheser , o dönemin solcuları ve ülkücüleri gerçekten vatansever delıkanlı çocuklardı , o yüzden kahraman oldular ,paraya tapmadılar ideallerı uğruna öldüler , ruhları şad olsun !!!!!!!!!!!!!!


Yorumcuların dikkatine! Yasal Uyarı!

  1. Yorumlarınızı anlaşılır bir dille ve dilbilgisi kurallarına uygun olarak özenle yazınız. BÜYÜK HARF kullanmayınız. Tekrar okuyarak yanlışlarınızı düzeltiniz.
  2. Anlaşılmaz kısaltmalar yapmayınız.
  3. Lütfen yorumlarınızda terbiye dışı sözler kullanmayınız.
  4. Yazılan yorumların sorumluluğu yazarına aittir. Sonradan pişman olunacak hukuki sorunlarla karşılaşmamak için kişi veya kurumlara yöneltilmiş olan eleştirileriniz hakarete varmasın.
  5. Yorumlar denetlendikten sonra yayına verilecektir.
  6. Yazılarımızda yanlış ya da kusurlu bir konu bulunursa bunu lütfen bize bildiriniz.

Yukarıdaki Sözleşmeyi/Uyarıları kabul ediyorum.
'Evet' Yazın:
İsim:
E-mail: (isteğe bağlı)

| Beni Unut

100. Yılında Boyabat Gençliği Ata'nın İz 21 Mayıs 2019 Yeni Eğitim Sistemi Basın Boyabat Ticaret ve Sanayi Odası Kutlamal Yeni Doğan Yavru Köpekler İçin Yardım Ta Esentepe Mahallesinde Evde Hırsızlık Mey Ya Bu Duvar Olmasaydı… Su Ürünleri Fakültesi Karadeniz’de Polis İki Tescilsiz Motosiklet Yakalandı Park Halinde Bulunan Araçtaki Cüzdanı Ça Almanya'daki Yeşilobalılardan yangın mağ İl Müftüsü Çelik,Engelli Vatandaşlarla İ Boyabat’ta Motosiklet Kazası 1 Yar Boyabat’lı Gatasaray’lılar D Halil Eren vefat etti 19 Mayıs’ın 100. Yılı Etkinliği Bo Konukla İletişim ve Servis Teknikleri Te Hanönü'nde otomobil devrildi: 2 yaralı Virajı alamayan otomobil devrildi: 1 yar Boyabat TSO İftar Sonrası Lokma Tatlısı Rahmetin Sabırla Buluştuğu Zaman: Ramaza İlk Adımın 100. Yılında İlk Günkü Çoşkuy Balıkçının ağına bu kez balık değil, 'am Motosikletlere Çarpmamak İsteyen Sürücü MOBESE Kameralar Boyabat’ta Devred Boyabat Devlet Hastanesi Yeni Yönetimi G CHP’li Karadeniz’in 19 Mayıs Ezana Frekans Karıştı Sinoplular İftarda Buluştu Turizm Paydaşlarına Yönelik Eğitim Katal Bulaşık Makinası Parlatıcısı İçen Çocuk Boyabat 1868 Spor Bal Liginde Fakat Çim Alerjilerle Mücadele İçin 9 İpucu Dursun Erol vefat etti Minik Karikatürist Zeynep Nazlı'ya Porte Sinop İl Müftüsü Çelik; Oruç, Esaret Zin Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Ba Beyler Torpiliniz Kimden? Otomobil seyir halindeyken alev aldı YEDAŞ Daha Huzurlu ve Aydınlık Bir Ramaz Nevzat Çelik; 12 Eylül Faşizmi'nin sustu Kaderine terk edildi! Sinop Hastane Kavşağında Trafik Kazası M Durağan Olayları Davası 27 Mayıs 2019 Ta İşçiler Mezarda, Sorumlular Dışarıda, Ad Melek Uysal hanımefendi vefat etti Hayal Concept Butik Mobilya Mağazası Kargı'nın Çal Köyünde Yangın Çıktı 11 Ev TSO Tarafından Her Akşam İftar Verilmesi Hüseyin Kolazlı vefat etti Tümü

İnsanlığın Yaşadığı En Korkunç Soykırım ve Sürgün


Emekli maaşı kesintileri nelerdir?


Boyabat Nasıl Bir Şehir Olur


Bandırma Vapuru Samsun ve 100. Yıl


Aras Kargo Eleman İlanı


Yazın Kış Lastiği Kullanmak Sürüş Güvenliğini Tehlikeye Atıyor


Anneler baş tacıdır!


Edep


Nereye gideceğimizi unuttuk...


Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA)


İsmail Efe’nin Sinop tarihi


Boyabat'tan, Yiğren'e Fotoğraflar-1


Sıladan Mektup Var -34


2019 Boyabat Yerel Seçim Sonuçları (31 Mart 2019)


Çanakkale’ye sesleniş!


Gazetemizin Yönetim Kadrosu ve Adresi Değişti


94 Ruhu çağırmakla gelmez!


Boyabat'ın 2018 yılı nüfusu belli oldu


Ceren Damar'ı Öldüren Adamı Tanıyorum..


Yazarımız Avukat Prof. Dr. Nurullah Aydın'ı Kaybettik


Dörtyol'da Sansarlar Kavga Etti


Boğazda Can Pazarı


Zamanım!


Teşrik tekbiri başladı


Pirinçle meşhur olduk! Sıra domateste...


Bellaforonte'nin Kenti TLOS


Sallım Çorba


Anlayamadıklarım


KÜNYE




Yazı ve Haberleriniz İçin:
boyabatgazetesi@boyabatgazetesi.com
haber@boyabatgazetesi.com
adreslerine E-posta gönderebilirsiniz




Mayıs ayı ziyaretci sayısı:515297 DtGaNi

* ANASAYFA *