

OSMAN ÇAKIR
08 Mayıs 2026
Mayıs ayı da gelir dedik. Nitekim geldi… Şehirlerin üzerine ince bir ışık yayıldı.
Günlerdir çiçekçiler her zamankinden biraz daha erken açıyor dükkânlarını.
Vitrinlerde kırmızı güller, beyaz papatyalar, mor orkide dalları…
Bu özel gün vesilesiyle hazırlanan reklamlarda gülümseyen yüzler görünür; kahvaltı sofraları hazırlanır, paketler açılır, telefonlar çalar. Bir yerlerde çocuklar annelerine sürprizler planlar. Bir yerlerde anneler, sesini duymayı bekledikleri evlatlarının yolunu gözler.
Ama hayat hiçbir zaman yalnızca vitrinlerden ve reklamlardan ibaret değildir.
Anneler Günü’nün bir de görünmeyen tarafı vardır.
Sessiz, derin ve kimsenin yüksek sesle konuşmadığı bir tarafı…
Çünkü herkesin annesi yanında değildir.
Kimileri için bugün bir sarılmanın sıcaklığıdır. Kimileri için kilometrelerin ayırdığı bir özlem… Kimileri içinse artık yalnızca eski bir fotoğrafın kenarında kalan solgun bir tebessüm.
Bazı insanlar bu özel günde annesinin elini öpecek.
Bazıları görüntülü aramada “Kendine dikkat et anne” diyecek.
Bazıları ise mezar taşına dokunup susacak.
İşte insanı en çok da o sessizlik yorar.
Çünkü ölüm yalnızca bir insanı alıp götürmez; beraberinde birçok şeyi de eksiltir.
Bir mutfağın kokusunu…
Bir evin sesini…
Bir “Üşütme yavrum” cümlesini…
Gece geç kalınca duyulan telaşı…
Bayram sabahı hazırlanmış sofraları…
İnsanın büyüse bile çocuk kalabildiği tek limanı…
Anne gidince insanın içindeki bazı mevsimler bir daha hiç gelmez.
Ne gariptir; insan yıllarca özgürlüğün peşinden koşar.
Kendi hayatını kurmak, kendi kararlarını almak, kendi yolunda yürümek ister.
Sonra bir gün anlar ki dünyanın en büyük özgürlüğü, annesinin yaşadığını bilmektir.
Çünkü insanın arkasında dua eden biri varsa, hayat ne kadar sert olursa olsun, bir yanı hâlâ korunuyordur.
Anne yalnızca bir insan değildir aslında.
Anne, evdir...
Bir şehrin ortasında kaybolmuşken yolunu bulduğun ışık…
Yorulduğunda başını yaslayabildiğin görünmez omuz…
Düştüğünde canın acımadan önce “Bir şey oldu mu?” diye hisseden kalptir.
Bazı kayıplar vardır ki üzerinden yıllar geçse de insanın içindeki boşluk kapanmaz.
Çünkü bazı insanlar ölünce gitmez; eksik kalır.
Anneler Günü bu yüzden herkes için aynı değildir.
Birileri bugün pastalar kesecek, birileri eski ses kayıtlarını dinleyecek.
Birileri annesinin mezarına çiçek bırakırken toprağa değil, çocukluğuna bakacak aslında.
Çünkü mezarlıklar yalnızca ölülerin değil, yarım kalmış cümlelerin de evidir.
Bir annenin ardından insan en çok neyi özler biliyor musunuz?
Büyük şeyleri değil…
“Yedin mi?” diye sorulmasını…
Eve girince duyulan o tanıdık sesi…
Bir baş ağrısında telaşlanan bakışları…
Hasta olunca üstünü örtmesini…
Kalabalıkların içinde bile seni herkesten farklı seven birinin hâlâ var olduğunu bilmeyi…
Çünkü anne sevgisi dünyadaki bütün sevgilerden ayrıdır.
Şarta bağlı değildir.
Başarı istemez.
Karşılık beklemez.
İnsan herkese güçlü görünür ama annesinin yanında hâlâ çocuk olabilir.
Belki de bu yüzden annesini kaybeden herkesin içinde, yaşı kaç olursa olsun, biraz yetimlik kalır.
“Hayat yine devam ediyor” derler.
Evet, ediyor.
İnsan işe gidiyor, gülüyor, yemek yiyor, kalabalıklara karışıyor. Ama bazı acılar günlük hayatın içine usulca yerleşiyor.
Bir şarkıda…
Bir yemekte…
Sokakta annesine sarılan bir çocuğu görünce…
Ya da telefonda “Anne” yazısını artık arayamamayı fark edince…
Acı bazen yüksek sesle değil, tam tersine sessizce büyüyor insanın içinde.
İnsan en çok da “Bir kez daha görebilseydim…” cümlesinde tükeniyor.
Oysa hayattayken çoğu şeyi erteliyoruz.
“Sonra giderim…”
“Yarın ararım…”
“Bir ara uğrarım…”
Zannediyoruz ki zaman hep bizimle yürümeye devam edecek.
Ama hayat, insanın elinden en çok “son kez”leri habersizce alıyor.
Bir gün son sarılma yaşanıyor ve kimse bunun son olduğunu bilmiyor.
Son çay içiliyor.
Son sohbet ediliyor.
Son kez “Kendine dikkat et” deniliyor.
İnsan, bazı vedaların vedaya benzemediğini çok sonra anlıyor.
Bugün annesi hayatta olanlar için belki de en büyük hediye; pahalı çiçekler, gösterişli sofralar değil… Birlikte geçirilen zamandır.
Bir el öpmek…
Uzun uzun konuşmak…
Acele etmeden dinlemek…
“İyi ki varsın anne” diyebilmek…
Çünkü bir gün insan, sesini duymak için dünyaları vereceği birini arayamamayı öğreniyor.
Bugüne gelince… Evet, bugün.
Aramızda olmayan anneler var…
Sessiz odalarda fotoğrafları duran anneler…
Bayram sofralarında eksik kalan sandalyeler…
Evlatlarının dualarında yaşamaya devam eden anneler…
Hepsini rahmetle, özlemle, minnetle anıyoruz.
Belki artık sarılamıyoruz.
Belki ellerini öpemiyoruz.
Belki kapısını çalıp “Anne ben geldim” diyemiyoruz.
Ama sevgi, toprağın altına girmiyor.
Çünkü bazı insanlar aramızdan ayrılsalar da yok olmaz.
Anne, insanın kalbinde ömrü boyunca atan en sessiz duadır.
Bugün gökyüzüne biraz daha uzun bakalım. Aramızda olmayan annelerimizin kabrini ziyaret edelim.
Belki eksik kalan bütün sarılmalar, edeceğimiz duaların içinden geçip annelerimize ulaşır.
Belki anneler…
Bu dünyanın ötesinde bir yerde hâlâ çocuklarını korumaya devam ediyordur.
