

OSMAN ÇAKIR
10 Haziran 2026
Babalar Günü yaklaşıyor. Kimi çocukların yüreğinde sevinç, kimilerinde ise derin bir hüzün var.
Ben babamı kaybedeli uzun zaman oldu. Allah’tan rahmet diliyorum; ruhu şâd, mekânı cennet olsun.
Üzerimizde titrerdi. Kendi yemez bize yedirirdi. Kendi içmez bize içirirdi. Kendi giymez bize giydirirdi. O benim kahramanımdı.
Bugün vitrinler hediyelerle dolup taşıyor. Reklamlar peş peşe ekrana düşüyor: Kimisi pahalı saatleri, kimisi son model telefonları, kimisi de gösterişli sürprizleri babalara layık görüyor.
Oysa bu ülkenin sokaklarında, fabrikalarında, atölyelerinde, şantiyelerinde öyle babalar var ki; onların hikâyesi hiçbir reklam filmine sığmaz. Çünkü bazı kahramanlar pelerin takmaz.
Sabah ezanıyla uyanır onlar. Daha güneş doğmadan evden çıkar, akşam karanlığı çökerken dönerler. Ellerindeki nasırlar, yüzlerindeki çizgiler ve alınlarındaki ter, yılların sessiz imzasıdır. Kimse onları alkışlamaz. Gazetelerin manşetlerinde yer almazlar. Sosyal medyada milyonlarca beğeni toplamazlar. Ama bir evin direği, bir ailenin umudu, çocuklarının gözündeki en büyük güven kaynağı olurlar.
Bir fabrikanın gürültüsü arasında çalışan babayı düşünün.
Saatler boyunca makinelerin sesi kulaklarında yankılanırken aklında hep evi vardır: Çocuğunun okul masrafı, mutfaktaki eksikler, yaklaşan faturalar, geleceğe dair kaygılar...
Belki kendi hayallerinden çoktan vazgeçmiştir.
Belki almak istediği bir ceketi yıllardır ertelemiştir.
Belki arkadaşlarıyla oturup bir çay içmeye bile vakit bulamamıştır.
Ama çocuğu istediği kitabı alsın diye, evinde huzur eksik olmasın diye sessizce mücadele etmeye devam eder.
İşte gerçek fedakârlık, hakîki kahramanlık budur.
Babalar çoğu zaman sevgilerini kelimelerle anlatamazlar. “Seni seviyorum” demekte zorlanırlar belki. Ama kışın üşümesin diye çocuğunun montunu kontrol ederken, gece geç saatte eve dönmeyince pencerenin önünde beklerken, hastalandığında sabaha kadar başında otururken sevgilerini sessizce gösterirler.
Çünkü bazı sevgiler konuşulmaz, yaşanır.
Bu toprakların babaları biraz da sabrın adıdır. Yıllarca aynı işte çalışıp ailesini ayakta tutan, ekonomik zorluklara rağmen çocuklarını okutmaya çalışan, kendi sıkıntılarını içine atıp evine gülümseyerek giren insanlardır onlar.
Belki yorulurlar.
Belki zaman zaman omuzları çöker.
Belki geceleri herkes uyuduktan sonra yalnız başlarına düşüncelere dalarlar.
Ama ertesi sabah yine ayağa kalkarlar.
Çünkü onların sırtında sadece kendi hayatları değil, bir ailenin geleceği vardır.
Bugün birçok insan başarı hikâyelerinden söz ediyor. Büyük şirketlerden, ünlü isimlerden, servetlerden bahsediyor. Oysa en büyük başarı bazen ay sonunu getirebilmekte saklıdır. Çocuğunu harama bulaştırmadan büyütebilmekte, evine helâl lokma götürebilmekte saklıdır.
Bir fabrikanın kapısından içeri giren işçi baba, aslında yalnızca çalışmaya gitmez. O, evinin umudunu sırtlanıp gider.
Makinenin başında geçen her saat, çocuklarının geleceğine yazılmış görünmez bir emektir.
Bu yüzden Babalar Günü’nde sadece hediye paketlerine bakmayalım. Biraz da o nasırlı ellere bakalım. Yılların yükünü taşıyan omuzlara, erken beyazlayan saçlara, sessizce yapılan fedakârlıklara bakalım.
Çünkü kahramanlık bazen bir hayat kurtarmak değildir.
Kahramanlık; her sabah yeniden işe gitmek, alın teri dökmek, helâlinden kazanmak ve bütün yorgunluğuna rağmen evine umut taşımaktır.
Babalar Günü yaklaşırken, başta fabrikalarda, atölyelerde, tarlalarda, şantiyelerde çalışan emekçi babalar olmak üzere; ailesi için alın teri döken bütün babalara saygılarımı sunuyorum.
Çünkü onlar, çocuklarının gözünde sadece baba değil, aynı zamanda hayatın en sessiz ve en gerçek kahramanlarıdır.
