

OSMAN ÇAKIR
26 Haziran 2026
Boyabat'ta bazı insanlar yaşadıkları şehre sadece hizmet etmez; o şehrin hafızasına, vicdanına ve gönlüne dönüşürler.
Onlar, görev yaptıkları makamlarla değil, dokundukları hayatlarla hatırlanırlar. Aradan yıllar geçse de isimleri saygıyla anılır, dualarla yâd edilir.
Çünkü geride bıraktıkları miras, taş binalar ya da makamlar değil; insan sevgisi, fedakârlık ve güven duygusudur.
İşte Boyabat'ın yetiştirdiği değerli hekimlerden Dr. Ömer Baklacıoğlu, bu müstesna insanların başında gelir.

1921 yılında dünyaya geldiğinde Anadolu henüz Cumhuriyet'e kavuşmamıştı. Savaşların yorduğu, yokluğun hüküm sürdüğü, insanların yeniden ayağa kalkmaya çalıştığı yıllardı.
O nesil, çocukluğunu rahatlık içinde değil; sabrın, kanaatin ve mücadele ruhunun içinde yaşadı.
Dr. Ömer Baklacıoğlu da böylesine zor bir dönemin evladı olarak büyüdü.
İlk öğrenimini Boyabat Dumlupınar İlkokulu'nda tamamladı. O yıllarda ilçede ilkokuldan sonra eğitim verecek bir okul bulunmadığından öğrenimine devam edebilmek için Kastamonu'ya gitmek zorunda kaldı. Bu bile başlı başına bir fedakârlıktı. Çünkü o dönemlerde eğitim almak, bugünkü kadar kolay değildi.
Birçok aile için çocuklarını başka bir şehre göndermek büyük bir fedakârlık anlamına geliyordu.
Lise öğreniminin ardından bir süre Toprak Mahsulleri İdaresi'nde çalıştı. Güzeren Köyü'nde tarım ve hayvancılıkla meşgul oldu.
Hayatın sadece kitaplardan öğrenilmeyeceğini biliyor; toprağın bereketini, emeğin değerini ve Anadolu insanının çilesini yaşayarak tanıyordu.
Fakat gönlünde taşıdığı ideal çok daha büyüktü.
İnsanların derdine derman olmak...
1940 yılında İstanbul'un yolunu tuttu ve Tıp Fakültesine kaydoldu. O günün şartlarında tıp tahsili yapmak, yalnızca akademik bir başarı değil; aynı zamanda büyük bir azim ve kararlılık örneğiydi.
Altı yıllık yoğun eğitimin ardından 1946 yılında doktor olarak mezun oldu.
Mezuniyetinin hemen sonrasında askerlik görevini yerine getirdi. Askerlik dönüşünde ise birçok meslektaşının tercih ettiği gibi büyük şehirlerde kalmayı düşünmedi. Doğup büyüdüğü topraklara döndü. Çünkü onun gözünde doktorluk, kazanç kapısından önce bir vicdan meselesiydi.
Göreve başladığında bölgenin en önemli sağlık sorunlarından biri frengiydi. Bu hastalık yalnızca insanların bedenlerini değil, ailelerini ve sosyal hayatlarını da etkileyen ciddi bir problemdi.
Dr. Ömer Baklacıoğlu bu hasatalıkla büyük bir gayretle mücadele etti. Sabırla yürüttüğü çalışmalar sayesinde hastalığın kontrol altına alınmasında önemli katkılar sağladı.
Ardından Sıtma Savaş Tabipliği görevine getirildi. Bu kez karşısında sıtma vardı. Bataklıkların kurutulması, ilaçlama çalışmaları, köy köy dolaşılarak yapılan sağlık hizmetleri... Yorulmadan, şikâyet etmeden çalıştı. İnsanların sağlıklı bir hayata kavuşması için gece gündüz demeden mücadele verdi.
Gösterdiği üstün başarılar kısa zamanda dikkat çekti. Önce Zonguldak İl Sıtma Savaş Müdürlüğüne, ardından birçok ili kapsayan Sıtma Savaş Grup Başkanlığı görevine getirildi. Fakat onun için makamlar hiçbir zaman amaç olmadı. O, bulunduğu her makamı hizmet etmek için bir araç olarak gördü.
İlkelerinden taviz vermeyen karakteri sebebiyle bu görevlerden ayrılarak yeniden Boyabat'a döndü ve Hükümet Tabibi olarak hemşehrilerine hizmet etmeye başladı.
İşte Boyabat halkının gönlünde taht kurduğu yıllar da böyle başladı.
Doktorluk mesleği, sadece hastalıkları tedavi etmek değildir. Bazen bir hastanın elini tutabilmektir. Bazen umutsuz bir aileye umut olmaktır. Bazen de yoksulluğun önüne vicdanla geçebilmektir.
Dr. Ömer Baklacıoğlu tam da böyle bir hekimdi.
Muayenehanesinin kapısı yalnızca parası olanlara değil, herkese açıktı. Yoksul hastaların ilaçlarını ilaç firmalarından temin ettiği numunelerle karşılar, imkânı olmayanlardan ücret istemez, gerektiğinde cebinden harcayarak tedavilerine yardımcı olurdu.
Bu yüzden Boyabat'ta ona yalnızca "doktor" denilmezdi.
"Gariban babası" derlerdi.
Bu ifade, halkın ona verdiği en büyük unvandı.
Bugün hâlâ o yılları yaşayan büyüklerimiz aynı cümleleri anlatıyor.
"Kapısı hiç kapanmazdı."
"Gece yarısı çağrılsa hiç yüksünmeden gelirdi."
"Arabaların gidemediği köylere at sırtında giderdi."
"Hasta kapıya gelmişse önce onu muayene eder, sonra yemeğini yerdi."
"Ramazan ayında nice defa iftarını hastaları yüzünden geç açardı."
İşte gerçek hekimlik budur. Mesleğini mesai saatleriyle sınırlamayan insanların hikâyesidir bu.
Dr. Ömer Baklacıoğlu disiplinliydi. Titizdi. Devlet malına karşı son derece hassastı. Görev yaptığı hiçbir makamda en küçük bir suiistimale göz yummadı. Doğruları söylemekten çekinmedi. İlkelerinden taviz vermedi. Bu tavrı zaman zaman önüne engeller çıkarsa da karakterini değiştirmedi.
1963 yılı Boyabat için önemli bir dönüm noktası oldu. Halk, doktorunu bu kez belediye başkanı olarak görmek istiyordu. Yoğun ısrarlar üzerine bağımsız aday oldu.
Seçim sonucunda oyların yaklaşık yüzde seksenini alarak belediye başkanı seçildi. Bu sonuç yalnızca siyasi bir başarı değildi. Bu, halkın doktoruna duyduğu güvenin sandığa yansımasıydı.
Göreve gelir gelmez Boyabat'ın geleceğini düşünmeye başladı. Modern şehir planları, halkın sağlığını önceleyen programlar hazırladı. Şehrin altyapısını yapmak, var olanları yenilemek, yolları düzenlemek, ulaşımı rahatlatmak için yoğun çalışmalar başlattı.
Ancak hizmet üretirken karşılaştığı bürokratik engeller ve ilkelerinden taviz vermeyi kabul etmemesi sebebiyle görev süresi dolmadan belediye başkanlığından ayrıldı. Çünkü onun için makam değil, vicdan önemliydi.
Yeniden beyaz önlüğünü giydi. Yine hastalarının arasına döndü.
1970'li yıllarda onu tanıyan herkes aynı özelliklerinden söz eder.
Disiplinliydi ama sert değildi.
Otoriterdi ama kırıcı değildi.
Mütevazıydı ama kibirli değildi.
Yüzünden tebessüm eksik olmazdı.
Boyabat'ın tarihi Kaya Camii'nin altındaki mütevazı muayenehanesi, sabahın erken saatlerinden itibaren dolup taşardı. İnsanlar sadece hastalıklarını değil, dertlerini de ona anlatırlardı. Çünkü güven duyuyorlardı.
Meslek hayatının dışında da renkli bir kişiliğe sahipti.
Yakın dostlarının anlattığına göre güzel sesi vardı. Şarkılar söyler, dost meclislerini neşelendirirdi. Nüktedan kişiliğiyle insanları tebessüm ettirmeyi bilirdi. Hayatın yalnızca çalışmaktan ibaret olmadığını bilen zarif bir Anadolu aydınıydı.
1981 yılında, henüz 61 yaşındayken geçirdiği kalp krizi sonucu aramızdan ayrıldı.
Yaşı gençti. Yapacağı daha çok hizmet vardı. Ancak bazı insanlar uzun yaşamazlar; derin iz bırakırlar.
Dr. Ömer Baklacıoğlu da böyle bir ömür sürdü.
Onun vefatından sonra Boyabat'a tayin edilen bazı doktorların, halkın dilinden düşmeyen bu ismi merak ettikleri, neden bu kadar sevildiğini araştırdıkları anlatılır.
Öğrendikleri her hatıra, onlara hekimliğin yalnızca bilim değil; aynı zamanda vicdan, merhamet ve insan sevgisi olduğunu göstermiştir.
Aslında gerçek miras da budur. Bir insan arkasında ne kadar servet bıraktığıyla değil, kaç gönülde yer edindiğiyle hatırlanır.
Bugün Boyabat'ta Dr. Ömer Baklacıoğlu'nun adı anıldığında insanların aklına önce belediye başkanlığı, makamları veya resmî görevleri gelmiyor. Bir hastanın başucunda sabahlayan doktor... Parası olmadığı hâlde tedavi edilen yoksullar... At sırtında köylere ulaşan fedakâr bir hekim... İftarını hastası için geciktiren merhamet sahibi bir insan... Her şeyden önemlisi, mesleğini büyük bir ahlâk anlayışıyla icra eden örnek bir şahsiyet geliyor.
Toplumların hafızasında yer eden insanlar, çoğu zaman en çok iyilik yapanlardır. Çünkü iyilik unutulmaz. Merhamet unutulmaz. Vefa unutulmaz.
Dr. Ömer Baklacıoğlu, Boyabat'ın yetiştirdiği sadece başarılı bir doktor değil; insan sevgisini mesleğinin merkezine koymuş, halkıyla bütünleşmiş, güvenilirliği ve fedakârlığıyla örnek olmuş gerçek bir gönül hekimiydi.
Rabbim mekânını cennet, makamını âli eylesin.
Ardında bıraktığı güzel hatıralar ve örnek hayatı, Boyabat'ın hafızasında yaşamaya; genç hekimlere ilham vermeye devam edecektir.
